Daha 1 hafta önce yine buradan 2025'in savaş, çatışma, kaos, katliam ve soykırımla geçen bedbaht bir yıl olduğundan bahsetmiş, uluslararası sistemde ve dış politikada bütün aktörleri ve Türkiye'yi bekleyen tehlikeleri 2026 öngörüleri/senaryoları bağlamında tartışmıştık. Ne var ki tüm iyi dileklerimize rağmen 2026 yılına da bir sıcak savaş riski ile başladık. Karayiplerden gelen ABD'nin beklenen Venezuela müdahalesi gündeme bomba gibi düşerken malûm olduğu üzere konunun mahiyeti, arka planı, geleceğe ilişkin muhtemel senaryo ve analizler de medya ve akademi çevresinde sıklıkla tartışılmaya başlandı.
Küresel Hegemon mu? Küresel Haydut/Eşkıya mı?
ABD'nin özellikle İngiltere'den devraldığı ve 2. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası sisteme aktif bir biçimde müdahale ederek bariz şekilde gösterdiği “küresel hegemon güç” rolü, SSCB'nin yıkılmasıyla birlikte rakipsiz bir dünya imparatorluğuna dönüşmesine yol açmıştır. Ancak aynı zamanda bizzat bu durum, yani Washington'un dünyanın tamamını kontrol etme çabası, devasa askeri harcamaları ve küresel ölçekteki yatırımları aynı zamanda onun ekonomik ve finansal açılardan kendini yiyip bitirmesine ve tükenmesine de yol açmıştır. Diğer yandan koruyucusu olduğunu sık sık ilan ettiği demokratik ve liberal evrensel değerleri yine kendinin çiğneyip aşındırması da hegemon konumunun teorik, politik ve normatif yönünü de erozyona uğratmıştır. Özellikle Panama, Vietnam, Somali, Bosna, Afganistan ve Irak müdahaleleri ile tüm dünya, Noam Chomsky'nin deyimiyle, ABD'nin bir “haydut süper güç (rogue süper-power)” olduğunu görmüş ve özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde Ortadoğu'da gerçekleştirdiği işgal politikaları enerji kaynakları üzerinde tahakküm kurmaya yönelik bir “neo-sömürgecilik” olarak adlandırılmaya başlanmıştır.
Trumpizm ve Küresel Düzenin İflâsı
İşte böyle bir ortamda 2017'de ilk kez seçilen ve uluslararası ilişkiler ile dış politikaya ekonomi ve ticaret gözlüklerinden bakan, devletlerarası ilişkileri de ticari mantıkla değerlendiren Donald John Trump, ABD'nin artan ekonomik baskılardan kurtulması için dünya genelindeki birçok taahhütlerden çekilmiş, Avrupa'yı mali ve ekonomik açılardan, özellikle NATO'ya yaptığı harcamalar bağlamında, tehdit etmeye başlamış ve bundan sonra ABD'nin sadece kendi çıkarını/kârını düşüneceğini resmen ilan ederek “Önce Amerika (America First!)” demiştir. Devasa bir enerji/doğalgaz üreticisi ve aynı zamanda ihracatçısı olan Rusya ve hele hele de küresel sistemde ultra bir tehdit olarak yükselen Çin karşısında ticari tedbirlerin (gümrükler) yanı sıra diğer ekonomik araç ve politikaları da gündemine alan Washington, dünyanın birçok bölgesinde (Ortadoğu, Asya-Pasifik, Afrika, Orta Asya vb.) global rakiplerini dengelemeye ve dizginlemeye yönelmiştir.
Ancak her politikanın bir maliyeti olduğu gibi Çin ve Rusya'yı dengelemenin de maliyetleri artan bir biçimde ortaya çıkmış, özellikle uluslararası ekonomi piyasasında Rus ve Çin etkisi ile mücadele zengin doğal kaynaklarla enerji havzalarına sahip bölgelere dikkatlerin kaymasını doğurmuştur. Bu kapsamda Afrika, Ukrayna, Ortadoğu ve Merkezî/Orta Asya gibi nadir toprak elementleri, değerli mineraller, petrol ve doğalgaz kaynakları ile maden rezervleri bakımından zengin coğrafyalar gündeme gelmiştir.
Yine kısa bir süre önce tartıştığımız gibi Trump'ın 2. Başkanlık dönemi (Trump 2.0) içerisinde ve yakın bir zamanda açıkladığı “Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi (National Security Strategy-2025)”, ABD'nin kendi yarımküresine dönerek maliyetli müdahalelerden kaçınacağı, ulusal çıkarlarını önceleyeceği ve bir bakıma küresel sistemi kendi haline bırakacağı mesajını vermekteydi.
Aynı zamanda bu belge (NSS-2025) ABD'nin “yalnızcılık/izolasyonizm” olarak da nitelenen “Monroe Doktrinine” dönüş olarak yorumlanmıştır. Burada tarihsel ve teorik arka plana sahip bu doktrini açıklamak niyetinde değilim keza hem yerimiz ve zamanımız yeterli değil hem de değerli kardeşim, meslektaşım Mustafa Metin Kaşlılar yine TIMETURK platformunda bu konuyu ele alan bir yazıyı daha önce ele almıştı, naçizane ona göz atmanızı önereceğim. (Mustafa Metin Kaşlılar, ABD'nin Batı Yarımküre'ye dönüşü ve transatlantik kırılma, TIMETURK, 24.12.2025/ https://www.timeturk.com/dunya/mustafa-metin-kaslilar-yazdi-abd-nin-bati-yarimkure-ye-donusu-ve-transatlantik-kirilma-haber-1826413) Ancak kısaca bu doktrinin ABD'nin Amerika kıtasına çekilerek Avrupa'nın ve dünyanın işlerine bulaşmamasını öngören bu doktrin Washington'un ulusal çıkarlarını korumaya ve maksimize etmeye odaklanan bir yaklaşım olduğunu söyleyelim.
Uluslararası ilişkileri tepeden-inmeci ve ticari bir yaklaşımla ele alan, ABD Başkanı Trump'un kişisel özelliklerinin ve açıklamalarının merkezinde yer aldığı karakteristik, sosyopatik ve megaloman sıfatlarla olarak betimlenen “Trumpizm” ile Monroe Doktrininin kesiştiği bu alan hem küresel siyaset denklemi hem de Güney/Latin Amerika için tehlike çanlarının çalması demekti ve nitekim de öyle oldu. Uzun zamandan beri ticari, ekonomik ve diplomatik baskıların adresi olan Karayiplere yığılan askeri güç unsurları ile de gözdağı verilen Maduro Yöntemi CIA marifetiyle alaşağı edilmiş oldu.
Venezuela Müdahalesi ve Gelecek Senaryolar
ABD'nin zengin maden rezervleri ve enerji kaynakları ile öne çıkan Venezuela'daki yönetimi bir hasım olarak benimseyip giderek diplomatik ve askeri açılardan yaptırım uygulamasının geri plandaki en önemli nedenlerinden biri bölgedeki yatırımları kapsamında önemli bir nüfuz alanı elde eden Rusya ve Çin'in geriletilmesi olsa da Trumpizm ve neo-klasik Monroe Doktrini çerçevesinde Washington'un “burası benim arka bahçemi kimse giremez!” mesajını vermek istemesidir. Bahse konu doktrin/politikanın ilan edildiği 1800'lü yıllarda (1823) Latin Amerika; “sömürgecilik yarışında (colonial race)” Fransa, Britanya ve daha sonraları İtalya ve Almanya'nın ayak basmasına izin verilmediği bir rekabet sahası olarak ortaya çıkmışken günümüzde buradaki yönetimlerin ideolojik, ekonomik ve siyasi nedenlerle ilişki kurduğu Moskova ve Pekin Beyaz Saray tarafından birer tehdit olarak kodlanıyor.
Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun, her ne kadar eleştirilmiş olsa da neticede seçimle başa gelmiş bir siyasi iradeyi temsil etmesi yanında ABD'nin giderek artan oranda sert güç enstrümanlarını ön plana çıkarması ve tek-taraflı eylemlerini çoğaltması Afrika'dan Ortadoğu'ya Asya Pasifik'ten Avrupa'ya kadar uzanan geniş ölçekteki küresel siyaset sahnesinde gelecek adına önemli riskler barındırmaktadır. Trump'un açıklama ve demeçlerinden çıkarılan mesajlar ekseninde Caracas'a olan müdahalenin benzerlerini başta Kolombiya olmak üzere Washington'a muhalif bütün Latin Amerika yönetimlerine yönelme riski içermesi ve bundan sonrası için Venezuela petrolünün ABD tarafından idare edileceğinin belirtilmesi “sınırların dokunulmazlığı”, “güç kullanma yasağı”, “egemen devletin iç-işlerine karışmama yasağı” gibi uluslararası sistemin “kutsalı” sayılan önemli ilke ve normların da artık geçerliliğini kaybettiğinin bir göstergesi olarak okunmuştur.
Diğer yandan ABD'nin uluslararası hukuku hiçe sayan bu davranışı vekil veya doğrudan mücadele yöntemi ile rekabete giriştiği global rakip ve hasımları için de örnek teşkil etmektedir.
Son Söz
Sonuç olarak aşağıdaki görselden de inceleceği üzere zengin kaynak rezervleri ile ekonomisini ayakta tutmaya çalışan ve global düzlemde rakipleriyle mücadele etmek için deyim yerindeyse “küresel düzeni talan eden” iştahı kabarmış Trump yönetiminin göz diktiği Venezuela, Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun yasa-dışı uyuşturucu ticareti gerçekleştirdiği, terörist grup ve organizasyonlarla iş birliği yaptığı gerekçesiyle askeri müdahalenin hedefi olmuştur. Trump dış politikasının barışa ve savaşları bitirmeye odaklanan söylem düzeyindeki hedeflerinin pratikle örtüşmediğini ve izlenen hukuk-dışı siyasetin yeni kriz ve savaşlara yol açtığını gösteren Maduro'nun düşürülmesi eylemi aynı zamanda liberal uluslararası düzenin tabutuna çakılan son çivi olmuştur.
Öteden beri Avrupa kıtasından çekilmeyi ve Grönland, Kanada, Antarktika gibi coğrafyaları işgal veya ilhak etmeyi açıkça dışa vuran Trump ABD'sinin “arka bahçesi” olarak gördüğü Güney Amerika'da giriştiği “hukuksuz” ve “de facto” eylemler, çeşitli yorum ve tartışmalar bağlamında diğer küresel rakiplerle karşılıklı anlaşmalar ve/veya gizli planlar yoluyla gerçekleştirildiği argümanlarıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Her ne kadar bu kapsamdaki komplo teorileri ve değişik yorumlar uluslararası sistemin norm-bazlı yapısından uzaklaşmasının doğurduğu bir sonuç olarak okunabilirse de sahici olduğunu varsaydığımız bu durumda dahi anlaşma ya da plan-bazlı, küresel aktörlerin dünya coğrafyasını kendi aralarında paylaştıkları, bir sistem keza global aktörlerin çıkarlarının öncelendiği, eskisinden çok daha tehlikeli, riskli ve güvenlik problemleriyle örülü bir “kurtlar sofrası” sistemine gidildiğini göstermektedir.
Venezuela'nın yeraltı zenginlikleri Venezuela Müdahalesi sonrası çizilen bir karikatür
Kaynak: Anadolu Ajansı, 03.01.2026
Dr. Mehmet BABACAN \ Timeturk