Günümüzde bilişim teknolojilerinde yaşanan büyük sıçrama, dijitalleşme ve Yapay Zekâ (YZ) destekli gelişmelerin her alana sirayet etmesi global ölçekte büyük güçler arasındaki rekabetin seyrini de değiştirmiştir. Bu çerçevede ekonomi, güvenlik, istihbarat ve savunma sanayii gibi birçok katmana dağılan teknolojik gelişmelere kimin yön vereceği sorusu önem kazanırken teknoloji alt-yapısı için elzem olan enerji kaynakları ile kritik mineraller üzerinde hakimiyet kazanma yarışı da giderek öne çıkmaktadır. Haliyle bölgesel ve ulusal politikalara da yansıyan küresel aktörler-arası rekabet yeni iş birliklerini ve anlaşmaları gündeme getirirken aynı zamanda bünyesinde “meydan okumaları” ve “dengeleme” arayışlarını da barındırıyor.
ABD ve Çin menşeli Teknoloji Devleri Arasındaki Rekabet
ABD'nin özellikle “2025 Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi (NSS)” ile üzerine basa basa söylediği ifadelerden biri de uzun yıllar dünyanın farklı coğrafyalarında gerçekleştirdiği operasyon ve müdahalelere alan açan “dünyanın jandarması” rolünü bir kenara atarak ulusal çıkarlarına odaklanacağını beyan etmesidir. Washington'un esas kritik hamlesi ise bu müstakbel “ulusal çıkarları (national interests)” ekonomik ve güvenlik boyutlarıyla birlikte belirginleştirerek söyleminin merkezine teknolojiyi yerleştirmesidir. Ancak bu sektör/alanda tıpkı ticaret, ekonomi, diplomasi ve politika alanlarında kıyasıya rekabet ettiği Pekin zorlayıcı bir rakip ya da hasım olarak Washington'un karşısında kendi bayrağını sallıyor. Artık ticaret savaşları, gümrük duvarları ve diplomasi masalarını aşarak teknoloji endüstrisine ve dijital platformlara taşan küresel teknolojik rekabet baskısını iyiden iyiye hissettiriyor.
Aslına bakılırsa son yıllarda giderek artan teknolojik rekabet Pandemi dönemi ile ivme kazanmış, hatta bu dönemde sosyal izolasyon ve kısıtlamalar ile birlikte daha yoğun ve sık kullanılan dijital platformlar üzerinden başlayan cepheleşme pandemi-sonrası dönemde giderek hız kazanmış ve başka alanlara da yayılmıştır. Nitekim bu dönemde Çin vatandaşlarının Türkiye'den gelen tıbbi yardımları överek paylaştığı “WeChat”, Çin hükümetinin WhatsApp'ı yasaklamasının ardından bu uygulamaya alternatif olarak kullanılmaya başlanan bir iletişim platformu olarak adını duyurmaya başlamıştı.
Teknoloji rekabeti elbette sadece dijital platformlar veya sosyal medya şirketleri ile sınırlı değil. Bugün hayatın her alanına nüfuz eden teknoloji küresel aktörler arasındaki rekabeti ve dengeleme arayışını da daha fazla alana taşıdı. Yapay Zekâ alanında ABD menşeli “ChatGPT” nin karşısına “Deep Seek” ile çıkan Pekin, yine akıllı veya insansı robot üretiminde de “Boston Dynamics” e alternatif olarak “Deep Robotics” i konumlandırmış durumdadır. Keza Çin'de “Facebook”, “Youtube”, “WhatsApp”, “Instagram” ve “X” gibi ABD menşeli sosyal medya araçlarına erişimin yasak olması yanında ABD'nin 2025'te Çin menşeli “TikTok” ve “CapCut” uygulamalarını yasaklaması her iki küresel devin alternatif teknolojik platformları üretim sürecine hız vermiştir.
Uluslararası medyada gündem olan karşılıklı sosyal medya platformlarının karşılıklı yasaklanması hamlelerinden sonra ABD-Çin teknoloji savaşı yapay zekâ ve “5G” teknolojisinin kullanımı konusunda da gözle görülür bir küresel rekabete dönüşmüştür.
ABD için asıl önemli olan artık Çin'i uluslararası kurullar ve kurumlar aracılığıyla dönüştürmek değil, Pekin'in küresel ekonomide hakimiyet yaratacak teknolojik kapasitesini önce dengelemek ardından da sınırlamaktır. Çünkü ekonomik güvenlikle teknolojik güvenliğin iç içe geçtiği bu çağda teknolojinin belirleyici olduğu yeni bir realpolitik ortaya çıkmıştır ve aşınmış hegemonyasını her şeye rağmen sürdürmek isteyen Washington için teknolojiye bağımlı küresel ekonomi-politik hayati derecede değerlendirilmektedir.
“Teknolojik Kutuplaşma” ya da “Tekno-Kutup Dünya”
ABD ile Çin arasındaki teknolojik rekabet, küresel ekonominin de seyrini belirleyen bu alandaki kritik başlıklar olan ve YZ için gerekli ileri çipler, nadir elementler, kritik mineraller, enerji kaynakları, çipler, iletkenler, büyük mıknatıslar ve veri altyapıları gibi unsurların kim tarafından güvenli ve erişilir bir vaziyette bulundurulacağıdır. Çünkü YZ, yarı-iletkenler, bulut altyapısı ve dijital platformlar ABD ile Çin arasındaki bahsettiğimiz küresel teknolojik savaşın ve/veya rekabetin temel alanları olarak karşımıza çıkmaktadır. ABD kendisi ve müttefiklerini bu konuda öne çıkarmak isterken Çin de ileri çip tasarımına yoğunlaşarak ve ABD tarafından örülen çevrelemeyi kırarak makul bir yol izlemeyi deniyor.
Her iki global aktörün teknoloji ve YZ altyapısı için kritik önemdeki kaynaklara (nadir toprak elementleri, enerji kaynakları vb.) sahip ülke ve coğrafyalardaki rekabeti yeni ve keskin jeopolitik hatlar üreterek farklı çatışma alanları doğuruyor. Bu kapsamda Çin'in bir çip üretim merkezi olan Tayvan'ı göze kestirmesi ile ABD'nin Venezuela'ya müdahale etmesi ve ardından Grönland, Kanada gibi coğrafyaları da egemenliği altına almaktan bahsetmesi aslında hepimizin de bildiği gibi bir tesadüf değil.
Dahası Afrika, Ukrayna, Orta Asya ülkeleri ve Ortadoğu'da giderek kızışan rekabet aslında nadir toprak elementler, kritik mineraller ve enerji kaynakları üzerinde denetim kurma mücadelesinin birer yansıması olarak da okunabilir. Yapay zekâ, gelişmiş yarı iletkenler ve kritik teknolojik tedarik zincirleri üzerindeki kontrol, ekonomik itici güçler olarak rollerini aşarak ulusal güvenlik, küresel etki ve uluslararası düzenin kalıcı istikrarının temel taşları haline gelirken bütün bu teknolojik kapasite için rezerv barındıran ülkeler teknolojik rekabetin modern cepheleşmelerine de sahne olmaktadır.
Bu bağlamda sözgelimi Ermenistan, süper bilgisayar merkezleri ve yapay zekâ geliştirme projelerini içeren projelerle Kafkasya'da Amerikan teknolojik etkisinin giriş noktası haline gelirken, Sırbistan da Balkanlar'da Amerikan teknoloji diplomasisinin potansiyel merkezi olarak son yıllarda öne çıkmaktadır. Benzer şekilde Doğu Avrupa'da Belarus ve Ortadoğu'da Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkeler Trump'un küresel etki ve sonuç doğuran “yapay zekâ stratejisi” ve “çip diplomasisinde” potansiyel iş birliği olarak öne çıkmaktadır. Bütün bu hamleler karşısında Çin başta “Kuşak ve Yol Girişimi” kapsamındaki ülkelere giderek artan çok yönlü karmaşık karşılıklı bağımlılık ilişkileri yanında Ortadoğu'da Suudi Arabistan ve Afrika'da birçok bölgesel aktörle iş birlikleri kurarak küresel dengelemeye cevap vermeye çalışmaktadır.
Nihayetinde tıpkı Soğuk Savaş dönemini andırsa da konsept ve araçlar olarak farklılaşan bir iki-kutupluluk halinin, en azından teknolojik rekabet ve restleşme bağlamında, uluslararası politikada oluşmaya başladığını iddia edebiliriz. Bu kutuplaşmanın bir tarafında keza, 1945-1991 arası dönemde olduğu gibi, ABD liderliğinde bir müttefik dizisi varken diğer tarafında Çin liderliğindeki alternatif set bulunmaktadır. Bahse konu kutupların birbiri aleyhine oluşturmaya çalıştığı “tekno-politik ittifaklar”, yeterli kaynaklara sahip, rezerv zengini stratejik aktörler bağlamında ve üzerinde ilerlerken jeopolitik mücadelelerin seyrini, konusunu, amaç ve araçlarını da dönüştürüyor.
Son Söz
“Endüstri 4.0” olarak ifade edilen ve “verinin petrolden daha değerli hale geleceği” iddia edilen günümüz ve bundan sonrasını kapsayan dönemde ABD ve Çin öncülüğünde yükselen tekno-kutup dünyanın teknolojik rekabetinde cepheleşmeler ve tekno-politik ittifaklar farklı coğrafyalarda devam ederken her iki kutupla da iyi geçinerek dengeli ve çok-boyutlu ilişkiler izlemek isteyen ve kimseyle arasını bozmak istemeyen pragmatik ve realist aktörlerin fazlalığı da göze çarpıyor. Burada sormamız gereken asıl sormamız gereken soru ortaya çıkıyor; “Türkiye sahip olduğu stratejik kaynaklar ve nadir toprak elementleri ile tekno-politik ittifaklarda yerini aldı mı (veya seçti mi)?”
Dr. Mehmet BABACAN/TİMETÜRK