Dolar

44,4458

Euro

51,1272

Altın

6.389,13

Bist

12.698,19

Abd İle İsrail'in büyük kafa karışıklığı ve 'çıkmaza giren savaş'

1 Saat Önce Güncellendi

2026-03-30 00:43:52

Dr. Mehmet Babacan

Rivayet odur ki; Çin'in eski Başbakanı Zhou Enlai'ye “Fransız Devrimi hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye soran ABD'li diplomat Henry Kissinger hiç beklemediği bir cevap alır. Şöyle der Enlai; “Bunu söylemek için henüz çok erken”. Tarihsel ve sistemsel gelişmelere liderlerin, siyasetçilerin ve uluslararası ilişkiler bilimiyle ilgilenenlerin verdiği tepkiler çoğu zaman ana odaklanan, olayın sıcaklığını yansıtan ve uzun erimli plan ve analizlerden yoksun bir nitelik taşır. Bu, konjonktüre bağlı bir tepki olması yanında özellikle liderler ve siyasetçiler açısından “tribünlere oynama” olarak da adlandırılan/deyimselleştirilen popülist ve anlık kaygıların bir sonucudur. Ülkemiz de dahil dünyanın birçok köşesinde uğraşı alanı ve mesleği itibarıyla geniş bir yelpazeye yayılan birçok analist, sosyal bilimci, yazar ve siyasetçi devasa haritalar ve barkovizyonlar eşliğinde yaklaşık 1 aydır ABD/İsrail-İran savaşını yorumluyor. Kimisi “3. Dünya Savaşının” başladığın ilan etti, kimi bunu ABD ve Çin arasında adı konmamış küresel bir savaşın işaret fişeği saydı. Kimi teolog, astrolog ve toplumbilimci ise olayları “kıyamet alameti” olarak yorumlarken kitlelerin heyecanından prim kasmaya çalıştı. Bir kısım araştırmacı da gerek sosyal medyada gerekse de televizyon kanalları ve diğer platformlarda dini kaynaklara atıfta bulunarak ve biraz daha ileriye giderek “Kıyamet Savaşının (Armageddon/Apocalcypto/Melhame-i Kübra)” başladığını duyurdu.

1860'ta Filistin'de “Siyon tepesi” olarak da adlandırılan bölgede ilk Yahudi komün tarzı çiftliklerini kuran “Siyon Aşıkları (Hovevei Zion)” adındaki topluluk/örgütlenme/koloni giderek bölgenin Yahudileştirilmesinde ve İsrail Devleti'nin temellerinin atılmasında sosyal, finansal, zirai ve ekonomik açılardan önemli katkılar sunarken teşkilatlanma açısından da göçlerle gelen Yahudi nüfusa model oluşturuyordu. Önce İngiltere'nin “Balfour Deklârasyonu (1917)” ile daha sonra da ABD'nin Ortadoğu'ya egemen olmasıyla (1958) bu iki süper güç tarafından desteklenerek devletleştirilen Siyonist rejim, gerek onların çok-boyutlu desteği ve veto şemsiyesi sayesinde gerekse de bölgesel savaş dizilerini (1948, 1956, 1967, 1973) kazanmasıyla önce tüm Ortadoğu bölgesini, daha sonra günümüze kadar olan süreçte de dünyayı (siyasal sistemler ve yönetimler bazında) esir aldı. Bunu bütün insanlık “Gazze Soykırımında” yakından gördü ve şahit oldu. Yüzyılın son felâketinde İsrail'i kınamaktan öteye gidemeyen Batı başkentleri sadece halklarının baskısıyla bir- iki zayıf çıkışla ve Filistin'i devlet olarak tanıdıklarını açıklamakla yetindi. Ancak terör devleti İsrail'e bu da yetmedi, Lübnan, Yemen, Suriye topraklarına saldırarak yayılmacı bir gündem takip etti, Katar'ın başkenti Doha'da Hamas temsilcilerini bombaladı, adım adım Batı Şeria'yı işgal etti. Son noktada Beyaz Saray'ın aklını esir alarak İran'a savaş kararının alınmasında başrolü oynadı. Şimdi Trump; küresel ekonomik, siyasal ve diplomatik baskılar karşısında geri adım atmayı düşünürken İsrail ayak diriyor. Keza Dışişleri bakanı Sayın Fidan da geçtiğimiz gün açıklamasında; “İsrail barış istemiyor savaş o yüzden devam ediyor” cümlelerini sarf etmişti.

Bulunduğumuz noktadan geriye dönüp bakınca insan sormadan edemiyor; “Orta çağdan itibaren Avrupa, Amerika ve Rusya'dan dışlanarak adeta küresel bir linçe kampanyasının nesnesi haline gelen Yahudiler böyle emsali görülmemiş bir teşkilatlanma kurup süper güç ABD'yi yönlendirecek ve küresel finans sistemini domine edecek kadar nüfuz sahibi olmayı nasıl başardılar?” Bugün Pentagon'daki ABD'li generallerden Almanya'ya, Rusya'dan Hindistan'a bütün siyasetçiler, liderler ve yöneticiler Amerikan askerlerinin İsrail için savaştığını ve ABD'nin istemese dahi Lobinin etkin marifeti ve yoğun baskısı ile bu savaşa sürüklendiğini ayan beyan biliyor. Tıpkı 2003-Irak Savaşı gibi, 2011'den itibaren Suriye'de ve tüm Ortadoğu'da olduğu gibi İsrail'in yayılmacı emellerine Washington asker, finans, istihbarat, lojistik ve mühimmat sağlayarak destek sunuyor. Hürmüz Boğazı'nı kapatarak küresel ekonomik dengeleri alt-üst eden İran'ın ABD'nin küresel hasımları Rusya ve Çin'den teknik ve istihbarat olarak yardım gördüğü Batılı medya organlarında geniş yer bulurken Moskova'nın bunu Ukrayna cephesinde elini güçlendirmek ve Kiev cephesindeki sıkışmışlığını aşmak için kullandığı ileri sürülmüştü. Moskova, Ukrayna cephesinde Batı'nın vekâlet savaşlarıyla yaklaşık 4 senedir uğraşırken İran'ı da Batı karşısında desteklemeyi pekâlâ düşünebilir. Ki Moskova-Tahran arasındaki askeri, siyasi ve teknik mevcut anlaşmalarla bu zaten mümkün. Diğer yandan Tahran'ın en büyük enerji ihracatçılarından Pekin'in de bu denkleme dahil olması Ukrayna'da NATO-Rusya mücadelesi yanında İran'da Tahran üzerinden bir ABD-Çin rekabetini de gün yüzüne çıkarıyor. Neticede; Ukrayna Savaşı'nın ardından mevzubahis İran Savaşı yeni dünya düzeninin dinamiklerini belirleyecek hassas bir yapıya sahip. Ve bu çatışmanın sonuçları önümüzdeki dönem ve düzen için gerçekten belirleyici olacak.

ABD'nin Soğuk Savaş'tan bu yana sahip olduğu hegemon konumu ellerinin arasından kayıp giderken önümüzdeki on yıl içinde nasıl bir uluslararası sistem inşa edilecek? İran hezimetinin ardından küresel çapta inandırıcılığını ve caydırıcılığını kaybeden Washington, Trump ile ve yine onun sayesinde hâkim konumuna veda mı edecek? Uzun zamandan beri süregelen “çok merkezlilik tartışmaları” hangi büyük savaş(lar) ile nevş ü nema bulacak? Yaşayıp göreceğiz….

Bu arada neticeleri itibarıyla “belirleyici olacak” dediğimiz ABD/İsrail-İran savaşının orta ve uzun vadeli sonuçları hakkında bir kestirme yapmak eldeki veriler ışığında mümkün olsa da kesin bir çıkarımda bulunmak değil. Çünkü sosyal bilimler ve uluslararası ilişkilerde “2+2=4” mantığında katı determinist ve kesin öngörülerde/ifadelerde bulunmak bahse konu disiplinin doğası nedeniyle pek mümkün olamıyor. Sadece bu alandaki teorik/kuramsal ve tarihsel perspektif yardımıyla bir de karşılaştırmalı analiz yaparak sınırlı değerlendirmelerde bulunmak olası. Bu hususta ise daha önceki yazılarımızda olduğu gibi birkaç hususu belirtmiştik. Örneğin; ABD'nin Vietnam, Irak ve Afganistan operasyonları deneyiminde olduğu gibi geçmişten ders çıkararak hareket etmediğini, tarihsel perspektifi gözden çıkarmakla İran'da da aynı yanlışa düşeceğini belirtmiştik. Nitekim İran'da işler ABD ve İsrail açısından hiç de iyi gitmiyor ve küresel ekonomide dengelerin bozulması özellikle Washington'un üzerinden büyük baskı kuruyor. Her ne kadar Trump bozuntuya vermemek için “İran öldü, bitti” mealinden günü kurtaracak açıklamalar yapmaya çalışsa ve İran savaşından “onurlu bir çıkış yolu” arasa da saha gerçeklerini hepimiz biliyoruz. Bu hususta geçtiğimiz günlerde kameralar önünde işi tam bir komediye dönüştürüp savaş kararının verilmesi noktasında sorumluluğu Savaş Bakanı Hegseth'e atmaya çalışsa da tüccar mantığıyla siyasetin ve küresel savaşların yürümeyeceğini bir kez daha anlamış olsa gerek…

Keza bu hususta Beyaz Saray'ın yaşadığı handikaplar ayyuka ulaşmış ve neredeyse bir Amerikan bulvar komedisine dönüşmüş durumda. Trump'un İran'ın körfez ülkelerini vurabileceği ihtimali hakkında Pentagon çevresinden ve danışmanlarından kimsenin kendini uyarmadığını söylemesi ise buna bir örnek. Tahran rejiminin 1979'dan itibaren şekillenen ideolojisini, teolojik yapısını, dünya görüşünü, ABD'yi “büyük şeytan”, İsrail'i “küçük şeytan” ve bahse konu körfez monarşilerini ise “minik şeytanlar” olarak nitelediğini senelerdir tüm dünya biliyor. Bu ülkelerdeki ABD üslerinin varlığı da cabası. Yani neresinden bakarsanız bakın Trump'un savaş hakkındaki açıklamaları tam bir garabet, tam bir komedi şovu…

Bunun yanı sıra ABD'nin Venezuela benzeri kolay bir zafer beklediği Tahran saldırısı nasıl büyük bir hezimete gebe ise asker yığarak planlanan Kharg Adası çıkarması da ikinci bir “Domuzlar Körfezi Çıkarması (1961)” olmaya aday gibi…

Dr. Mehmet BABACAN/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Poligondan silah çalan çocuk hakkında karar

Haber Ara