Dolar

44,6890

Euro

52,1810

Altın

6.677,50

Bist

14.073,79

NATO'yu İsrail uğruna feda etmek, İran-Türkiye savaşının kapısını aralamak mı?

1 Saat Önce Güncellendi

2026-04-13 00:08:47

Şakir Kurter

Washington'un gölgesinde, eski bir istihbaratçıdan çıkan o cümleler, diplomasinin cilalı dilini bir anda paramparça etti: “NATO'dan ayrılacağız çünkü Türkiye ile İsrail savaşı olacak. Bu savaşta İsrail'in yanında yer almak için NATO'dan ayrılacağız…”

ABD'nin eski Ulusal İstihbarat Direktörü Joe Kent'in bu sözleri, bir öngörüden öte; adeta bir stratejik manifesto. Bir zamanlar terörle mücadelede sahada çarpışmış, bugün ise Trump ekosisteminde etkili bir figür olan Kent, perdeyi araladı ve Amerikan dış politikasının en çıplak yüzünü gösterdi. Bu, sadece bir ittifakın tasfiyesi değil; Orta Doğu'nun yeni bir yangına sürüklenmesinin provası. Peki bu provanın asıl hedefi ne? Kullanıcıların ve analistlerin sorduğu o kritik soru tam da burada: Acaba bu açıklama, olası bir İran-Türkiye savaşını tetiklemek üzere kurgulanmış yeni bir senaryonun ilk perdesi mi?

Dikkatle bakalım. Kent'in mantığı basit ve ürkütücü: NATO, Washington'un önündeki “engel” haline gelmiş. Çünkü ittifakın 5. maddesi, Türkiye gibi bir üye ile İsrail arasında sıcak çatışma çıktığında Amerika'yı tarafsız kalmaya zorluyor. Oysa İsrail lobisinin ve neoconservative kanadın Washington'daki ağırlığı, “özgürce İsrail'in yanında savaşma” özgürlüğünü talep ediyor. Bu yüzden NATO'dan çıkmak, bir “bağımsızlık” değil; tam tersine, Tel Aviv'e koşulsuz destek için atılacak bir adım. Suriye'de, Lübnan'da, Gazze'de ve Batı Şeria'da zaten kaynayan gerilim, şimdi Türkiye-İsrail eksenine taşınarak bölgenin tamamını ateşe verecek. Ama iş burada bitmiyor. Senaryonun ikinci perdesi, İran faktörü.

Hatırlayın: Son yıllarda İran ile Türkiye arasındaki gerilim, vekalet savaşlarından enerji koridorlarına, Kürt meselesinden Karadeniz ve Akdeniz rekabetine kadar birçok alanda kendini gösteriyor. Tarihsel olarak iki ülke arasında hem rekabet hem de pragmatik işbirliği var; ancak dış güçler bu dengeyi bozmayı çoktan planlamış durumda. Joe Kent'in sözleri, tam da bu noktada bir kıvılcım işlevi görebilir. Türkiye'yi “İsrail'in karşısına çıkan agresör” diye damgalayarak Ankara'yı yalnızlaştırmak, sonra da Tahran'ı devreye sokarak “böl-yönet” stratejisini zirveye taşımak… Klasik bir istihbarat oyunu: Bir taşla iki kuş. Hem NATO'yu Türkiye'siz, hem de Orta Doğu'yu Türkiye-İran çatışmasıyla yeniden dizayn etmek.

Bu senaryo, tesadüf değil. ABD'nin son yirmi yıllık Orta Doğu macerası –Irak işgali, Arap Baharı, IŞİD'le mücadele, Abraham Anlaşmaları– hep aynı amaca hizmet etti: Bölgenin en güçlü iki Müslüman ülkesini (Türkiye ve İran'ı) birbirine karşı konumlandırmak. İsrail'in güvenliği, bu oyunun kutsal kuralı haline getirildi. Ne var ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet aklı, tam da bu tür tuzakları yüzyıllardır bozan bir mirasa sahip.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan o köklü stratejik kültür, ne Sevr Antlaşması'nı ne de Lozan'ı tesadüfen yazdı. Soğuk Savaş'ın iki kutbu arasında dengeyi korudu, 21. yüzyılda ise Doğu Akdeniz'den Libya'ya, Suriye'den Kafkasya'ya kadar milli menfaatlerini kendi gündemiyle şekillendirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde, Dışişleri Bakanlığı'nın diplomasisiyle, MİT'in saha istihbaratıyla ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin operasyonel kapasitesiyle Ankara, artık “başkalarının senaryosunda figüran” rolünü reddediyor. Joe Kent'in itirafı, Türk devlet aklı için bir uyarıdan ibaret: Provokasyon fark edildi. Ne NATO şemsiyesine sığınılacak, ne de İsrail-İran ikilemine hapsolunacak. Türkiye, kendi enerji hatlarını, savunma sanayisini, bölgesel ittifaklarını (Azerbaycan'dan Katar'a, Pakistan'dan Türk Devletleri Teşkilatı'na) güçlendirerek kendi yol haritasını çiziyor.

Üstelik bu oyunun Washington'daki mimarları da farkında ki, Kent gibi isimler üzerinden “deneme balonu” uçuruyorlar. Çünkü gerçekçi bir bakış, şunu gösteriyor: Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir savaş, ne Ankara'nın ne de Tel Aviv'in çıkarına. İran'ı da bu kavgaya çekmek ise, sadece bölgesel istikrarsızlığı değil; küresel enerji fiyatlarını, göç dalgalarını ve hatta nükleer riskleri tetikleyecek bir felaket olur. ABD'nin kendi iç siyasetinde “America First” retoriğiyle yükselen Trump sonrası ekosistem, neoconservative hayalleriyle çelişiyor. Kent'in sözleri, tam da bu çelişkinin itirafı: Eski usul müdahalecilik, artık müttefikleri bile tüketiyor.

Sonuç olarak, Joe Kent'in açıklaması bir zafer narası değil; bir çaresizlik çığlığı. NATO'yu feda edecek kadar köşeye sıkışmış bir politikanın itirafı. Ama Türkiye, bu tuzağa düşmeyecek. Devlet aklı, haritayı okurken sadece bugünü değil; yarını ve öbür günü de görür. Tarih, senaryo yazarlarını değil, senaryoyu kendi iradesiyle yazanları hatırlıyor. Bu kez de öyle olacak. Ankara, ne Washington'un ne de Tel Aviv'in kuklası olmayacak. Kendi kaderini kendi çizecek – ve Orta Doğu'nun geleceğini de buna göre şekillendirecek.

Şakir Kurter/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Medipol'den ameliyatsız parkinson tedavisi

Haber Ara