Dolar

44,6890

Euro

52,1810

Altın

6.677,50

Bist

14.073,79

İç içe örülü duvarlarımız

1 Saat Önce Güncellendi

2026-04-13 00:07:46

Yusuf Sarıkaya

İnsan yaşadığı çevrenin büyüttüğü bir varlıktır. Doğumundan itibaren çevre ona kendi doğrularını doğal yolla öğretir. Yetiştiği çevrenin doğrularını eğitim/öğretim hayatında pekiştirir. Bazı yeni bilgiler ve davranış biçimleri ekleyerek hayatını sürdürse de bu çizgi çok nadiren değişir. Çünkü değişmek ve yenilenmek zordur. Değişim, gündelik işlerin peşinde olan halk için ise neredeyse imkânsızdır. Hayat böyle sürer gider.

Peygamberlerin davetlerinin önündeki en katı kitle bu kitledir. Çeşitli tebliğ metotlarına rağmen, davetçilerin iyi insan olduklarına tanıklıklarına rağmen hep aynı mazereti gösterirler. “Biz atalarımızı (nasıl) bir ümmet (din) üzere bulduksa o yol üzere devam edeceğiz derler.” “Biz babalarımızı bir din üzere bulduk, onların izlerine uyarız derler.”(Zuhruf, 43/22-23), “Biz babalarımızı böyle kulluk ederken ( inanmış) bulduk”(Enbiya, 21/53) derler. Bu anlamda pek çok ayet olduğu malumlarınızdır. Peygamberimizin “Her doğan fıtrat (saf ve temiz) üzere doğar. Sonra anne/babası onu Yahudi veya Hristiyan veya Mecusi yapar.” (Buhari, Tefsir; Müslim, Kader, 22) Tespitini de bu bağlamda unutmamak gerekir.

Buradan gelmek istediğim nokta şudur: İnsan doğduğu andan itibaren çevresine örülmüş kalelerle, surlarla, duvarlarla büyümeye başlar. Birinci sur aile tarafından örülür. (Eğer insan iyi bir eğitim almış ailede yetişirse bu insan için olumlu olur. Aksi ise olumsuzdur.) Bunu çevre faktörü devam ettirir. Sonra aldığı eğitim bazı öğretilerle önceden örülü duvarlarını yıkıp yerine yeni şeyler koysa da o da başka bir duvar örer insana. Bunlar aşılamaz mı? Elbet aşılır ama çok zordur. Burada “eğitim gereksiz mi?” Diye bir soru akla gelebilir. Gereksizdir diyenler olsa da bu doğru değildir. Eğitim gereklidir. Mutlak gereklidir. Ancak eğitim, bir fikri dogmalar şeklinde öğretme yerine doğruyu bulmaya yönelik olmalıdır. Bu nedenle de Aziz Kitabımız hep bu tarz eğitimi önerir. Doğaya bakmayı, yaratılışımıza bakmayı, doğa olaylarına bakmayı ister.

Bizim de çevremize örülmüş duvarlarımız var. Taklitçiliği ve körü körüne inanmayı sağlıklı bir iman kabul etmeyen İslam'a inanan Müslümanların hem de o kadar çok duvarlarımız var maalesef. Klikler, gruplar, mezhepler, meşrepler, siyaset ve daha niceleri. Şu katiller sürüsünün haksız, mesnetsiz, petrol ve kan içicilerine karşı mezhep saiki ile İranlı Müslümanların yanında olabilmeyi bile beceremedik. En azından bazılarımız bunu yapamadı. Adamlar “bizim için Sünni, Şii fark etmez” diye açık açık sözler söylediği halde biz hala mezhep bağnazlığına takılıp kaldık. Yahu Emevi yöneticilerinden bazılarının Ömer b. Abdulaziz gelinceye kadar minberden Ehl-i Beyt'e kötü söz söylemesi ne kadar yanlışsa, Şiilerin Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Ayşe'ye söyledikleri sözler o kadar çirkindir ve hadsizdir. Fakat altı asırdır süregelen bir inancı, iç içe örülmüş bu surları kim yıkabilecek? Kolay mı sanılıyor? Bırakın herkes kendi anlayışıyla yaşasın da bari kâfir ve zalimlere karşı birlik olalım. İran'ın ne mezhep ihracatçılığı, ne imamların masumiyeti ve kayıp imam doktrini, ne de bazı inanışları böyle günde gündeme getirilecek konular değildir. Kimilerinin dediği gibi “İran kazanırsa Şiilik yaygınlaşır” safsatası hiç te mantıklı değildir. Okulda öldürülen çocuklar için “onlar da büyünce Şii inancında olacaklardı” gibi absürt, saçma ve ahlaksızca bir yorum kabul edilemez.

Bugün Soykırımcı İsrail ve Siyonistler, bunların kuklası ABD ve diğer yandaşları yalan, iftira, yanlışı doğru diye yayma, münafıklık, şantaj, kültür ve medeniyet düşmanlığı, manuple edici neşriyat, gücü tanrılaştırma ve ona tapma, kendini üstün ırk görme gibi dogmalarını nesilden nesle aktarırlar. İşte bu mütref toplumlar kendi doğrularından başka doğru tanımazlar. Kendilerini kurtarıcı toplumlar olarak görürler. Diğer inanış ve kültür/Medeniyetleri ıslaha muhtaç varlıklar sanırlar. Bu amaçla da Gazze'ye, İran'a, Lübnan'a, Afganistan'a vb. her yere saldırırlar. Bunları yola getirecek şey sadece güçtür. Adil bir güçtür. İslam ümmetinin bilinçli ve birlik olmayı sağlamalarıdır. Eğer İslam'ın diriltici nefesiyle Müslümanlar bu diriliş ufkunu yakalayamaz ise bu acı ve kan gölüne dönmüş dünya daha da çekilmez olacaktır.

Kısacası mazlumun yanında olmayı unutmadan Hayrettin Karaman Hocamızın bir yazısında çok isabetle “Sırası değil” diye uyardığı gibi bu kendi içimizdeki farklılıkları kaşımanın zamanı değildir. İç içe geçmiş surlarımızı yıkmaya gücümüz yetmiyorsa da Şii/ Sünni ayırmadan İslam'a düşman kesilenlere karşı birlik olalım.

Yusuf Sarıkaya/ TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Medipol'den ameliyatsız parkinson tedavisi

Haber Ara