Dolar

44,0642

Euro

51,0976

Altın

7.217,72

Bist

12.702,00

Stratejik körlük ve 'Bölgeselleşen Savaş'

21 Saat Önce Güncellendi

2026-03-09 00:07:19

Dr. Mehmet Babacan

ABD-İsrail ittifakının Cenevre'de İran'la devam etmekte olan diplomatik görüşmelere rağmen 28 Şubat tarihinde ani bir kararla başlattığı İran'a saldırı dalgası şiddetlenerek devam ediyor.

1 haftayı geride bırakan ve İran'ın İsrail'e ve bölgedeki Amerikan üslerine yönelik misilleme saldırıları bağlamında geniş bir alana yayılan adı konmamış savaş çoktan kritik eşiği aşmış durumdadır. Bölgesel ve küresel kimi aktörlerce gidişatın bir “dünya savaşına” dönüşmesi olasılığı yüksek sesle dillendirilirken Türkiye başta olmak üzere diğer aktörlerin diplomatik görüşmelere tekrar dönülmesi ve barışın sağlanması çağrıları da giderek büyüyen felâket için deyim yerindeyse “köprüden önceki son çıkış” niteliğinde.

ABD Başkanı Donald Trump'un ilk görev döneminden daha radikal olan, tehlikeli adımlarla uluslararası sistemi bir hengâmeye çeviren içinde bulunduğumuz dönem (Trump 2.0), kural temelli liberal uluslararası sistemin çöküşünü simgelerken inşa edilmekte olan yeni sistem ve güç dengesinin de kodlarını içeriyor. ABD-Çin global rekabetinin kritik boyutları olan “enerji”, “ekonomi” ve “güvenlik” dinamikleri hızlı bir dönüşüme girerken Ortadoğu, Afrika, Doğu Avrupa ve Asya'daki güncel çatışmalar aslında birbirine paralel bir seyir izliyor. Netanyahu'nun ifade edilenlere bağlamında 40 yılını alan “İran'la savaş senaryosunu” gerçekleştiren Trump, kendi siyasi kariyerini tehlikeye atarken; rüşvet, yolsuzluk ve güven ihlali suçlarından yargılanan, üstüne Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) tarafından hakkında tutuklama emri çıkarılan ve 7 Ekim'in hayaleti peşini bırakmayan Netanyahu'nun kişisel ve siyasi bekasının ise teminini sağlıyor.

İran Şaşırttı mı?

Washington'un savaş kararı almasında etkili olan Yahudi Lobisi, İran'la olası bir çatışma konusunda hazırlıklarını tamamladıktan sonra düğmeye basmış, Jared Kushner, Lindsey Graham gibi siyasi figürler de bu süreçte önemli roller oynamıştır. ABD'nin bir önceki müdahalesi olan Venezuela darbesinde devlet başkanı J. Maduro'nun kaçırılmasına varan ani baskın ve şok saldırı durumunda ülkenin güvenlik birimleri ve ordusu dahil neye uğradığını şaşırmış, “kısmi felç” geçirmiştir. Tel Aviv ve Washington benzer bir senaryonun uygulaması konusunda hemfikir olmuş, özellikle “Rehber” makamındaki Ayetullah Ali Hamaney'in infazı ile İran'ın toplumsal ve siyasal olarak büyük darbe alacağını ve etkisinden kolay kolay kurtulamayacağı bir psikolojik hezimete uğrayacağını hesap etmişlerdir. Ancak gelinen noktada Hamaney suikastı toplumsal ve siyasal anlamda büyük infial yaratmasına karşın İran toplumunu birbirine daha çok kenetlenmiş, “Devrim Muhafızları Ordusu” intikam yemini ederek direnişe devam etmiştir. Hatta geçici yönetim “Rehberlik Makamının” vazifelerini devralmış ve toplanan “Uzmanlar Kurulu/Meclisi” yeni dinî liderin seçildiğini ilan etmiş ancak güvenlik gerekçeleri bunu açıklamak istememiştir.

Diğer taraftan sahip olduğu füze kapasitesi ve İsrail ile ABD nezdindeki isabetli saldırıları ile her iki müttefiki de şaşırtan Tahran, teknolojik ve askeri kapasite bakımından hasımlarından geride olmasına rağmen benimsediği “mozaik savunma doktrini” ile birçok cepheye taşıdığı mücadeleyi Trump ve Netanyahu için daha maliyetli hale getirmeyi başarmıştır. Hürmüz Boğazını kapatarak ve geçişlerle ilgili tehditlerde bulunarak enerji arz ve güvenliğini ABD için problemli hale getiren Tahran, İsrail'in Tel Aviv, Hayfa ve Ber Şeva gibi önemli kent merkezlerinde gerçekleştirdiği kritik saldırılar ile Netanyahu cephesinde daha şimdiden ifade edilmeye korkulan bir “pişmanlık durumu” yaratmıştır.

Elbette zarar ve risk perspektifinin tek taraflı olmadığını bu süreçte Tahran'ın da kritik altyapı ve tesisler başta olmak üzere birçok açıdan zarar gördüğünü ve sivil kayıplarının da giderek arttığını not etmemiz gerekmektedir.

Bu noktada ekonomik açıdan her geçen gün bahse konu savaş durumunun Tel Aviv ve Washington açısından daha maliyetli hale geldiği ifade edilebilir. Savaş öncesi hesaplamaların tutmadığı, kısa sürede düşeceği öngörülen İran rejiminin direnişi uzatarak ve çeşitli cephelere yayarak gösterdiği taktiksel reaksiyonların maliyeti artırdığı bir ortamda İsrail ve ABD cephesinde belirgin bir “stratejik körlükle” savaş kararı alındığı tezi doğrulanmaktadır.

ABD/İsrail'in “Stratejik Körlüğü” ve Astarı Yüzünden Pahalıya Gelen Savaş

Peki nedir bu “stratejik körlük?” Özellikle Beyaz Sarayın Trump yönetimi ile daha ulusalcı ve çıkarcı bir yapıya büründüğü bu dönemde bir yandan yeni ulusal güvenlik strateji belgesinde hegemon rolün sürdürülebilirliğine itiraz edilip Amerikan ordusunu gereksiz maceraya sürükleyecek savaşların girilmeyeceği ifade edilirken diğer yandan İsrail'in kışkırtmasıyla körfeze devasa uçak gemileri yığan Washington'un karar ve politikalarındaki bu dengesizlik nereden ileri gelebilir? Üstelik 28 Şubat öncesinde Pentagon içerisinden kimi çevrelerin İran'ın “nükleer silah” elde ettiğine dair yeterli ve kuvvetli emarelerin bulunmaması nedeniyle Trump'un savaş kararına karşı çıktığı, önemli isimlerin ve generallerin bu hususta Trump ile çatıştığı biliniyor. Ayrıca Trump'un İran'a yönelik saldırıyı gerekçelendirdiği 3 önemli argüman olan; nükleer silah elde etme çabası, vekil ağının çökertilmesi ve balistik füze kapasitesinin imha edilmesi gibi savların hepsi doğrudan İsrail'i ilgilendiren, Amerikan ulusal güvenliği bakımından birincil derecede olmayan subjektif sebeplerdir. Keza Suriye'de Esed rejiminin düşürüldüğü, Lübnan'da Hizbullah vekilinin önemli ölçüde zayıflatıldığı ve İran “direniş ekseninin” önemli ölçüde geriletildiği bir ortamda diğer argüman da kolayca elenebiliyor. Geriye kalan balistik füze kapasitesi ise daha çok ulusal egemenlik, ulusal güvenlik ve bölgesel şartlar ile İsrail tehdidinden kaynaklanan ve daha çok güvenlik ikilemi ile ilgili olan unsurlar…

Öyle ise ABD'nin öne sürdüğü sebeplerin rasyonel ve objektif olmadığı daha çok İsrail varlığını ve güvenliğini önceleyen sebepler olarak sunulduğu ifade edilebilir. Tıpkı Venezuela gibi İran'ın da Çin ile enerji ve petrol temelindeki güçlü karşılıklı bağımlılık ilişkileri Washington'u bu savaşa iten en önemli saik olarak karşımızda durmaktadır. Küresel hegemonik rekabet enerji ve ekonomi temelinde farklı coğrafyalarda (Güney Amerika, Batı Asya, Ortadoğu) sıcak savaş ve çatışmalarla gerek vekâleten (örtük) gerekse de bizzat (doğrudan) yürütülürken özellikle İran'la savaş kararının alınmasında önemli bir ağırlığı olduğu iddia edilen Jeffrey Epstein dosyalarının ifşası ise buraya sığmayacak kadar büyük bir konuyu ve küresel ilişkiler ağını kapsamaktadır.

Son Söz

İran'ın bölgedeki ABD üslerine yönelik saldırıları ve İsrail'in Hizbullah varlığı ve tehdidi gerekçesi ile yoğun bir şekilde Lübnan'ı hedef alması ile çoktan bölgeselleşen savaş, şiddetin yayılması ve toplumsal, siyasi, ekonomik diğer dinamikleri çok hızlı bir biçimde harekete geçirmesi ile bir süre sonra raydan çıkma ve küreselleşme riski de taşıyor. Halihazırda “Ukrayna Savaşı”, “Afganistan-Pakistan çatışması” ve Afrika'daki yerel kırılgan durum ve çatışmalar dikkate alındığında uluslararası diplomatik önlem ve çabalar şu an daha çok önem taşıyor. Aksi bir durum ve “geç gelen barış” ne yazık ki bir işe yaramayacak gibi…

Dr. Mehmet BABACAN

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Adana'da gökyüzünden yanan cisim düştü

Haber Ara