Daha bir nesil bile henüz hayattayken nasıl da farklılaştık. Değerlerimize saldırılar sapa samana değmeyecek mülevves sözlerle yapılabiliyor. Birisi kalkmış “Şeriat Ortadoğu'da” diye ne anlama geldiğini dahi bilmediğini düşündüğüm, mantık dışı bir cümle kurabiliyor. Yakın Doğu, Ortadoğu, Uzak Doğu gibi kavramını sömürgeci ve işgalci batının uyduruğu bir tanımlama olduğunun da farkında olduğunu sanmıyorum. Bir taraftan okullarımızda Ramazan Etkinliklerinin olmasını isteyen ve olması da gereken karar için bir kaşık suda fırtına koparmaya çalışan “istemezükçü” mızıkacıları. Bir taraftan Siyonist ve Katil İsrail'in rotasından çıkamayan/çıkmayan kural tanımaz Tramp'ın Epısteın kılıcını boynunda hissetmesi. Bu korku ile İran'a saldırması. Neresinden başlamayacaksın yazı yazmaya?
Bu ülkenin gerçek sahiplerine, yiğitlerini şehit vermiş Müslüman vatan evlatlarına saldıran, “gidin buradan” diyecek kadar fütursuzlaşan dönmeler, uğruna can verdiğimiz değerlerimize hakaret ediyorlar. Haşa “kahrolsun şeriat” diyerek İslam'a saldıran bu mütref elitistler! daha sonra da cenazelerini camiden kaldırıp Müslüman mezarlığına defnedilmek istiyorlar. Evet azınlık ama azgın bir grup bunlar. Gerçi bazı imansızlar daha dürüst davranıp “yakın beni” diyorlar. Hiç olmazsa daha tutarlı davranıyorlar. Uğur Mumcu bir çelişkiyi dile getirerek : “Türk Vatandaşı kimdir?” sorusuna şöyle yanıt vermişti: “Türk Vatandaşı İsviçre Medeni Kanununa göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası'na göre cezalandırılan, Alman Ceza Yasasına göre yargılanan, Fransız İdare Hukukuna göre idare edilen ve İslam Hukukuna göre gömülen kişidir.” Tam karşılığı bu konuşmada yerini bulan bu değerlendirme çok manidardır. Bu durumu “dağdan gelenin bağdakini kovmasıdır.” Diye tanımlar atalarımız. Bu ülkenin her şeyinde emeği olan bizler buradayız ve kıyamete kadar da burada olacağız. Nesilden nesle bu ülkümüz devam edecek. Gitmek isteyene de dur demeyiz.
Ramazan bizde çok ayrı anlam ifade eder. Koşup giden hayatı durdurur ve saatin ters yönde işlemesi gibi köklü inkılaplar yapar toplumda. Yani hayatı kendi rengine boyar. Mektep olur eğitir zamanı ve zamanın insanını. Bu nedenle de ramazan orucunun, iftarının, teravihinin, mukabelesinin, sahurunun İslam yurdunda girmediği ev, uğramadığı sokak yok gibidir. Çocuklarımızı bu duyarlılıkla yetiştiririz. Çocukluğumuzdan kalma nice ramazan hatıralarımız vardır. Dolayısıyla okullarda Cadılar Bayramı, Noel Kutlamaları vb. bize ait değildir. Ama Ramazan Etkinlikleri bize aittir. Edebiyatımızda, sanatımızda, ibadet hayatımızda bir başka anlam taşır Ramazan ve Oruç. Bu nedenle de herhangi bir baskı, zor kullanmadan bu duyguyu okullarımızda yaşatmak aynı zamanda anayasal bir görevdir. Bu güne kadar bu yapılmadıysa bu önceki Milli Eğitim Bakanlarının eksikliğidir. Bu nedenle de Yusuf Tekin bakanın yaptıkları son derece yerindedir. Desteklenmesi gerekir. Kimse Müslüman mahallesinde salyangoz satmasın. “Kabe'de hacılar hu der Allah” ilahisi nasıl da bir canlılık getirdi değil mi? “Hav hav “ yerine “Hu Allah” desin çocuklarımız. “Allah” diyenden korkma. Ama “Kork Allah'tan korkmayandan.” Demiş büyüklerimiz. “Allah'tan utanmazsan dilediğini yap” demiş Efendimiz.
Jeffrey Epstein adındaki bir sapık ve bu sapıklığa katılan yüzlerce kelli felli adam. Tramp ta bunlardan birisi. Hele Tramp'ın şehvetle dudaklarını ısırdığı sahnede kısa bir görüntüsü var. Psikologlar ve Yüz Okuma Sanatı uzmanları iyi tahlil ederse dünyaya nasıl bir insanın hâkim olmak istediğini görür. Küçük erkek ve kız çocuklarını sapık emellerine alet eden bu şizofren ruhları bir araya toplayan da katil İsrailli Siyonistler. İran'a saldırı için piyasaya sürülen hayvanları utandıracak sahneler. Tam dört bin görüntü. Bir türlü göremediğimiz sekiz ülkede savaş bitirildiğini söyleyen bu tutarsız adam pek çok ülkede yeni savaş çıkarıyor. Şu anda bu proje işliyor. İran'a saldırı başladı. Söylemlerini ve fikirlerini sevmesek te İran'ı sahipsiz bırakmamak gerekir. Çünkü artık çakallara verilecek bir şeyimiz kalmadı. “Susma sıra sana gelecek” diye söylenen sloganı ülkemiz açısından iyi tahlil etmeliyiz.
Bu arada İran'ın ilk saldırıda Dini lider Hamaney ve Genel Kurmay Başkanı gibi üst düzeylerin, daha önce cumhurbaşkanlarının ve İsmail Haniye gibilerinin öldürülmeleri slogan üreten devletten ziyade iç cepheyi tahkim eden devlet olmanın önemini ortaya koymuştur. Bilindiği gibi, Hain içerde olursa kapıya sürgü koymanın anlamı kalmaz.
Ha bir şey daha vardı. Hiç unutulur mu, unutmak mümkün mü? Şu post modern darbe 28 Şubat. Utanç verici günlerdi o günler. İkna odaları, başörtüsü zulmü, katsayı ucubesi, meslek liselerinin İmam-Hatip Liseleri narına yanmaları ve bundan dolayı teknik ara eleman kıtlığının kapısının aralandığı günler. Ah O günler! Unutulur mu? Başbakan Erbakan'a saygısız ve ahlaksız psikolojik baskılar uygulayan apoletlilerin karşısında domur-domur terleyen o çehredeki acı duruş unutulmaz. Ama maalesef peşinden gittiğini iddia edenlerin, Erbakan Hoca'ya kan kusturanları destekleyenlerin yanında saf tutmaları da ayrı bir ibretlik durumdur. Daha çok şey var da şimdilik bu kadarıyla yetinelim.
Yusuf SARIKAYA/ TİMETÜRK