Dolar

44,8573

Euro

52,8184

Altın

6.966,26

Bist

14.587,93

Önce Şanlıurfa! Sonra Kahramanmaraş

1 Saat Önce Güncellendi

2026-04-18 00:05:47

Ayşegül Sert

İki şehir…

İki olay…
Ama aslında tek bir gerçek:

Biz bir şeyi kaybettik.

Bu kayıp, sadece bir disiplin meselesiyle açıklanamayacak kadar derin.

Bugün bir çocuğun şiddete yönelmesini “anlık öfke” diye açıklamak kolay.
Ama asıl zor olan şu soruyu sormak:
O öfke oraya nasıl birikti?

Çünkü hiçbir çocuk bir anda bu noktaya gelmez.
Şiddet, çoğu zaman uzun süre ihmal edilmiş duyguların, yanlış öğrenmelerin ve eksik bırakılmış değerlerin sonucudur.

Bugün bu süreci besleyen iki güçlü alan var:
Dijital dünya ve aile.

Artık çocuklar sadece sokakta değil, ekranların içinde büyüyor.
O ekranlarda çoğu zaman şu mesaj veriliyor:

Güçlü olmak için yok et.
Kazanmak için saldır.
Duyguya değil, sonuca odaklan.

Şiddet içerikli dijital oyunlar; sadece bir eğlence aracı değil,
aynı zamanda bir davranış provasıdır.

Çocuk, tekrar tekrar aynı sahnenin içinde yer alır:
Vurur, yok eder, kazanır…
Ve her seferinde ödüllendirilir.

Bu, psikolojide pekiştirme (reinforcement) dediğimiz sürecin tam karşılığıdır.
Davranış tekrarlandıkça normalleşir.
Normalleştikçe içselleşir.

Zamanla şiddet, bir “seçenek” olmaktan çıkar,
bir refleks haline gelir.

Daha tehlikelisi ise şudur:
Bu oyunlar çoğu zaman çocuğun zihninde bir duygusal kopuş oluşturur.

Karşısındaki artık bir insan değil, bir “hedeftir.”
Acı çeken biri değil, “geçilmesi gereken bir bölüm…”

Empati zayıflar.
Vicdan geri çekilir.

Gerçek hayatla sanal dünya arasındaki sınır bulanıklaşmaya başlar.

Ama bütün suçu dijital dünyaya atmak, gerçeğin sadece yarısını görmek olur.

Asıl soru şu:
Bir çocuk, neden bu kadar uzun süre o dünyanın içinde kalmak ister?

Cevap çoğu zaman evin içindedir.

Bugün birçok çocuk, fiziksel olarak ailesinin yanında ama duygusal olarak yalnız büyüyor.
Aynı evde yaşayan ama birbirine temas etmeyen hayatlar…

Bir çocuk için en büyük ihtiyaç; görülmek, duyulmak ve anlaşılmaktır.
Ama o çocuk her gün ekranlara bırakılıyor,
“oyalansın” diye yalnızlaştırılıyor.

İşte burada devreye giren kavram: duygusal ihmal.

Duygusal ihmal, bağırmak ya da cezalandırmak değildir.
Daha sessizdir.
Daha görünmezdir.
Ama etkisi çok daha derindir.

Çocuk konuşmak ister, kimse dinlemez.
Bir şey anlatır, karşısında ekran vardır.
Bir duygu yaşar, karşılığı yoktur.

Zamanla şunu öğrenir:
“Benim duygularım önemli değil.”

İşte bu noktada çocuk iki yoldan birine girer:
Ya içine kapanır…
Ya da içindeki birikimi dışarıya öfke olarak taşır.

Bir diğer kritik eksiklik ise sınır koyma meselesidir.

Bugün birçok çocuk “hayır” kelimesini duymadan büyüyor.
İstediği her şeye ulaşan, zorlanmayan, beklemeyen bir çocuk…

Ama hayat böyle değil.

Sınır görmeden büyüyen bir çocuk,
ilk engelle karşılaştığında bunu bir “haksızlık” olarak algılar.

Sonunda öfke üretir.

Çünkü ona hayatta her isteğin karşılanmayacağı öğretilmemiştir.

Şanlıurfa'da olan…
Kahramanmaraş'ta yaşanan…

Bunlar sadece bireysel olaylar değil.
Bunlar bir sistemin, bir yetiştirme biçiminin sonucu.

Bu çocuklar;
duygularını yönetmeyi öğrenememiş,
sınırla tanışmamış,
empatiyle büyütülmemiş çocuklar.

En önemlisi:
yeterince görülmemiş çocuklar.

Peki ne yapmalıyız?

Önce şunu kabul etmeliyiz:
Bir çocuğun en büyük ihtiyacı teknoloji değil, temastır.

Anne baba, çocuğun hayatında “var” olmalıdır.
Sadece fiziksel olarak değil, duygusal olarak da.

Çocuk dinlenmeli.
Anlaşılmalı.
Duygularına isim verilmeli.

Dijital dünya tamamen yasaklanmak zorunda değil,
ama mutlaka sınırlandırılmalı ve denetlenmelidir.

Çünkü kontrolsüz bırakılan her alan, çocuğun zihnini şekillendirir.

Okullar ise sadece akademik başarıyı değil,
duygusal gelişimi ve değer eğitimini merkeze almalıdır.

Empati, merhamet, sabır…
Bunlar öğretilmeden bırakılacak şeyler değildir.

Unutmayalım:

Çocuk gördüğünü öğrenir.
Yaşadığını yansıtır.

Sevgi görmeyen sevgi veremez.
Sınır görmeyen sınır tanımaz.
Merhamet öğrenmeyen merhamet gösteremez.

Bugün yaşananlar bize şunu söylüyor:

Biz çocukları büyüttük…
Ama onları hayata hazırlayamadık.

Eğer şimdi durup düşünmezsek,
yarın aynı soruları daha ağır bedellerle sormaya devam edeceğiz.

Merhamet öğretilmezse, şiddet kendiliğinden öğrenilir.

Ayşegül Sert/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Ayser Çalık Ortaokulu kapatılıyor

Haber Ara