Televizyonların, sosyal medyanın ve halkımızın hiç esirgemeden kullandığı "Ünlü/ Ünlüler" kavramı üzerinde durmak gerekiyor. Kimdir bu ünlüler, fenomenler? Topluma katkıları nedir? İcra ettikleri ile toplum mu kazanıyor, kendileri mi? Hangi halleri ile topluma örnek bir kişilik oluyorlar? Hiç yuva kurmuşlar mı; kurdularsa ne kadar devam etmiştir? Aile hayatları düzgün mü? Bu sorulara nasıl cevap verirsiniz bilemem ama ben bu sorulara olumlu cevaplar bulamıyorum. Elbet istisnalara sözümüz olmaz.
TDK Resimli Türkçe Sözlük 'ün İlgili Maddesinde “ Ün salmış olan, şöhretli, meşhur diye açıklanıyor “ünlü” sözcüğü. Bizim çok güzel bir atasözümüz var. Sanata giden yolun nasıl olması gerektiğini açıklayan :”Kem âlât ile kemalaât olmaz.” Bu atasözümüzü belki şimdiki neslimiz anlayamayabilir ama ben açıklayayım isterseniz: “Kötü araç/gereç ile olgunlaşma ve başarı olmaz.” Kısacası kalıcı eser ortaya koymak için sanatın şartlarını yerine getiremeyen ünlüler! Müsvedde kâğıt gibi dürülür bükülür ve çöpe atılır. Adı sanı bile anılmaz. Asıl ünlü olan öldükten sonra da anılan, topluma katkı sağlayanlardır.
Kimisi kaşını kestiriyor, kimisi her tarafına küpe takıyor, döğme yaptırıyor, kimisi repçi, kimisi de fenomen adıyla ün yapıyor. Kimisi de teşhircilik yapıyor. Toplumun kültür seviyesini, ahlaki değerlerini koruyucu üretim yapmadan veya anlık, haz ve hız yöntemiyle sanatın seviyesini düşürenlere kaç kere ünlü deseniz de ünlü olamazlar. Ciddi emeğe ve belirli bir birikime sahip olunmadan elde edilen kazançlar, uyuşturucu, sanal kumar, gece partileri, ahlaksız birlikteliklerle tüketilir. Elbette temiz, dürüst, eser ortaya koyan, toplumun değerlerini gözeten sanatçılarımız baş tacımızdır. Bunlar zaten çok zengin olmazlar. Olanların da pek çoğu paylaşır. Okul, hastane, sevgi evleri gibi hayırlı hizmetlerde kullanırlar.
Ünlü olmanın insanın omuzlarına yüklediği sorumluluklar vardır. Eğer gerçekten bu ismi almışsa o yükü taşımanın ağır sorumluluğunu her an hissetmeleri gerekir. Sorumlu davranmak ve toplum için üretmek gerekir. Ancak bu gün “ünlüler” diye gösterilen veya isimlendirilenlerin çoğunda bunu göremiyoruz. Ne üretmiş diye baktığımızda sadra şifa bir eserine rastlayamıyoruz. Kimisi sanat adı altında soyunarak en mahrem yerlerini öne çıkarıp icraat yaparak bedenini pazarlıyor. Böylece takipçi veya müşteri topluyor. Takipçisi ve müşterisi çok olan “ün” ‘e (!) kavuşuyor. Sonra da “işte al sana ünlü!” diyeceğimiz ucubeler ortaya dökülüyor. Tabi burada takipçileri de mercek altına almak gerekir. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözümüzde vücut bulan şekliyle “takipçisine bak, ünlüsünü al!” Yani “tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş” demek geliyor içimden. Seviyeyi bu kadar düşürmemek gerekir. Hakikaten çok acı bir durum.
Kamu televizyonları olsun özel televizyonları olsun bir koro tutturmuş gidiyor: “Ünlülere operasyon yapıldı. Saç örnekleri alındı, pozitif çıktı. Falanın negatif çıktı salıverildi, tekrar ifadeye çağrıldı, toplu fuhuş yaptıkları iddia ediliyor, uyuşturucu kuryeliği yaptığı söyleniyor, itirafçı olmak için dilekçe verdi vb.” Haberleriyle çalkalanıyor. Doğru değilse bazıları yara alıyor. Bu çok yanlıştır. Doğruysa gençlerde özentiye dönüşüyor. Öncelikle bu haberlerin böyle sunulması çok mantıksızdır. “Ünlü” denilen bu kişileri takip eden gençlerimizin bilinçaltında kötü ahlak yer eder. “Şuyuu vukuundan beter” diyebileceğimiz veya “özrü kabahatinden büyük” denilecek algılar oluşur. Derim ki, televizyonlar bu tür haberleri yayına geçmeden önce böyle hassas konularda sosyolog ve psikologlardan faydalansın. Yaparken yıkmak gibi bir paradoksa düşülmesin. Tıpkı aralarında nikâh bağı olmadan yaşayanların yani toplumu çürüten zinacıların zamanla kaçınılmaz kavgalarının cinayetle bitmesi haberlerinin “Erkek arkadaşı, sevgilisi, iki yıldır beraber çıktığı kişi tarafından bir kadın daha hayattan koparıldı…“ şeklinde verilmesi gibi… Sonucunda da yasak ilişkilerin zihin altında meşrulaşmasına yol açması ve cinayetlerin sıradanlaşması gibi…
Yusuf SARIKAYA/ TİMETÜRK