Yaratan'ın “emanet” olarak teslim etmek istediği ama hayvan ve bitkilerin kabul etmediği “nefs” i kabul eden, kendini “akıllı – güçlü” zanneden insanoğlu “haddi aşmak” konusunda oldukça yol kat etmişe benziyor. Bu, bir nevi; kölenin efendisine başkaldırmasına benzese de aslında yaratılmışlık aşamasından sonra insanoğlunun kendi fabrika ayarlarını bozmasıyla farklı kulvarlarda görünmek istemesinden yani olduğunun dışına çıkmasından kaynaklanıyor. Halbuki adından da anlaşılacağı üzere ona verilen “cüzi irade” den başka bir şey değildi!...
İnsan, bir “et yığını” olmakla birlikte onu diğer “canlı” varlıklardan ayıran en önemli özellik aslında “akıl” ve onu işleten mekanizma olan “zekâ” dır. Kendisine bahşedilen bu nimetleri lehine kullanmaktan öte kendisini kibir abidesine çeviren yine o kullanamadığı / kullanmak istemediği “akıl” ve “zekâ” dır. İşte esas gaye; Aklı doğru kullanabilmek ve zekâ seviyesini yükseklerde tutup onu çalıştırabilmek olmalıdır.
Allah (c.c.), yarattığı canlılara; hayat çerçevesini çizmek, doğruyu – yanlışı öğretebilmek için önder ve kitaplar göndermiştir. Çok şükür ki bizim hanemize düşen önderimiz Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ve kitabımız da Kur'an – ı Kerim' olduğuna göre onlara tabi olmak ve onların yolundan gitmemiz gerekir. İşte bu uyarılardan bazıları da; ilk indirilen ayet olan “oku!” ve “hiç şüphesiz ki” – “hiç düşünmez misiniz” – “hiç akletmez misiniz” diye başlayan / biten ayetler ve uyarılardır. Ayrıca bu Kur'an – ı Kerim bize;
“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost ve sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardan olur. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Mâide.51)
“Kuşku yok ki iman edenlerin, insanlar içinde en amansız düşmanlarının Yahudiler ve şirk koşanlar olduğunu göreceksin….” (Mâide.82)
emretmiyor mu?!...
Peki, Allah, Kur'an'ın da bunları diyor ya da emrediyorsa biz acizler niye tam tersini yapıyoruz? Yaptıklarımızla birlikte hem de dünyamızı ve hem de ahiretimizi mahvediyoruz?
İslam coğrafyası yeraltı ve yerüstü madenleri / zenginlikleriyle donatıldığı halde neden akıl fakiri bir coğrafya haline geldi? Bir de bu soruyu şöyle soralım;
Kalkınmayı, zenginliği, ilmi – bilimi, helal olan uhrevi ve dünyevi her şeyi kullanmayı teşvik eden ve faydalanmayı emreden bir din, size “sabahtan akşama kadar Kur'an'ı elden bırakmayın, izbe bir kenarda inzivaya çekilip her şeyden el etek çekin!” diye emretti mi, iki dünyayı da dengede tutacak kadar sizi akıl ve zekâyla donatmadı mı?
Allah, size; Ticaret yapın ama ölçüye – tartıya dikkat edin, helal – haram dengesini koruyun, Yahudi – Hıristiyan herkesle ticaret yapın ama en mahrem yerlerinize kadar sokmayın – dost edinmeyin diye emretmedi mi?
“Can – mal – namus ve vatan uğruna ölürseniz şehitsiniz!” diye emreden dinin mensupları; “daha çok para veriyorlar!” diye topraklarını satıyorsa, kesin bir emirle dinimizin yasaklamasına rağmen kendi namuslarını (kadınlarını – kızlarını) gayri müslim erkeklerle evlendiriyor ve halen daha buna devam ediyorlarsa siz hangi nesli korumaktan bahsedeceksiniz ve bu yanlışınızı neye – kime yapmakta ısrar ediyorsunuz?!..
İnsanlık tarihi boyunca 100 bin peygamberin gönderildiği – kitapların indirildiği Mezopotamya topraklarına lanetlenmiş toplum olan ve yaptıklarıyla birlikte helaki yaklaşan Yahudilerin, “arz – ı Mev'ud” (vâd edilmiş topraklar) diye saçma salak bir projeyle kan dökerek işgal etmeye - çökmeye çalıştığı ve hedefini büyüterek (!) ülkemize de kafa tutma ahmaklığını gösterdiği bu coğrafyayı siz hangi akla birilerine satmaya – peşkeş çekmeye çalışıyorsunuz? Ey lanetlenmiş Yahudiler! Siz isteseniz de istemeseniz de Allah sizi en yakın zamanda helak edecek ve müjdelediği nurunu tamamlayacaktır.
Tarihin – yönetimlerin herhangi bir evresinde hiç ibadete kapatılmayan ama bugün Müslümanların gözüne soka soka ibadete kapatılan ve yerine de Süleyman Mabedi yapılacağı iddia edilen ve sonrasında göstermelik ateşkes duyurusuyla birlikte yeniden ibadete açılan Mescid – i Aksa'dan sonraki hedeflerin Mekke – Medine – İstanbul olmayacağını mı zannediyorsunuz? Uyuyun, uyuyun, elbet bir gün gaflet uykusundan uyanacaksınız. Soruyorum sizlere; size bahşedilen o akıl ve zekâyı ne zaman kullanmayı düşünüyorsunuz?!...
İsrail denilen terör devleti – bataklık sineği yerinde yok edilmelidir. Allah, emrettiği üzere zaten vadini tamamlayacaktır ama Yahudilerin – lanetlenmiş toplumun uşaklığını âdet edinmişe benzeyen sizler teslim olmuşluk gafletinden kurtulamazsanız onlarla helak edileceksiniz, bilin istiyorum!..
İsrail; teröristtir, hayduttur, kana doymayan bir canidir, soykırımcıdır ama halkının da ondan aşağı kalır bir yanı yoktur. TV'lerdeki haberlere baktığımız zaman kendini akıllı zanneden bazı Yahudiler, biz “Türklere ders vereceklermiş, sıra bize gelecekmiş!”, miş, miş, miş. Bir anlatın bakalım, “bize nasıl ders vereceksiniz?”. Bizler tasvip etmesek de basit bir tarla sınırı, sulama suyu veya su kanalları için birbirlerini öldürenler, söz konusu vatanları oldukları zaman bırakın sizi itlerinizi – sineklerinizi bile bırakmaz. Test etmek isteyeniniz varsa buyurun gelin, hodri meydan!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK