1996'da üçüncü baskısı Timaş tarafından yapılan, Hariciyenin tanınmış simalarından merhum Kâmran İnan tarafından yazılmış Hayır Diyebilen Türkiye isimli eseri daha önce okumuştum. Tekrar elime alıp önceden çizdiğim noktalara göz attım. Çok önemli konulara temas eden yazar can alıcı noktalara temas etmiş. Okunmasını tavsiye ederim.
Kâmran İnan'ı elli yaş altı fazla bilmez. Ankara hukuk mezunu, siyasetçi, BM Türkiye Daimi Temsilciliği, senatörlük, milletvekilliği ve bakanlık yapmış Bitlisli bir siyasetçi. Kısacası döneminde dış siyasette çok önemli birisidir. Kitapta anlattıklarına baktığınızda “vay benim ülkemin haline!” demeden edemiyorsunuz. Monşerlerin neler yaptıklarına üzülerek şahit oluyorsunuz.
“EVET! HAYIR!” kelimeleri üzerinde duran yazar “Evet” demenin kolay olduğunu ve faturasının daha çok karşıdakine kesildiğini, bu nedenle bu kelimenin muhatabın hoşuna gideceğini vurguluyor. “Hayır” demenin hoşa gitmeyeceğini, karşı tarafın rahatsız olacağını ve yaptırımlarla karşılaşılacağını belirtiyor.
Monşerlerin “Evet!” çi zihniyetini anlatırken bir yerde şunu üzülerek ifade ediyor yazar: “Dış ilişkiler lügatinden HAYI R'ı silen bu diplomasi olmuştur. Bir OECD toplantısında genç bir İtalyan diplomatın Türkiye'yi St. Marino[1] ile mukayese etmesine karşı sert tepki gösterdiğimde toplantıdaki kıdemli diplomatımız rahatsız oldu “Olay mı çıkarmak istiyorsunuz?” uyarısında bulundu. Diplomatik ve politik-diplomatik hayatımda çok acı tecrübeler yaşadım.” (K. İnan, Hayır Diyebilen Türkiye, S.16)
Vatandaşından ve ülkesinden kopuk diploması bizi hiç bir zaman temsil etmemiştir. Bu nedenle hep kaybetmişiz. “Etibank maden pazarlaması için defalarca dışarıya giden görevlinin dil bilmediğini hayretle tespit ettim.” Diyor yazar. “Hayır!” diyebilmek için güçlü bir iktidar, karizmatik bir lider gerekir. Gücünü halktan alan, popülizmden uzak hizmet odaklı kadro gerekir. Bu gün Türkiye bu konularda çok önemli eşikleri aşmış, itibarı olan bir ülke haline gelmiştir. Elbette kat edilecek epey mesafemiz var ancak üç kuruş için kapı-kapı dolaşan bir ülke de değiliz. Uçağını, otomobilini, gemisini, savunma gereçlerini yapan ülke haline geldik. “At sahibine göre kişner” atasözümüzde ifade edildiği üzere lider nasılsa, diplomat ta öyle olur. Olmak zorundadır.
Yazarın şu tespitlerine de kulak verelim dilerseniz: “Büyükelçi olarak yabancı televizyon ekranında memleketimi savunur, bize yönelik iddiaları çürütürken Bern'deki meslektaşımın rahatsız olarak beni bakanlığa şikâyet ettiğini öğrendiğimde hayretim acıya dönüştü. Herhalde meslektaşım için kötü örnek oluyordum; öyle ya devletin verdiği lüks ikametgâh köşesinde sessiz oturmak varken! (Benimki de yapılacak şey mi dercesine beni şikâyet etmişti. Y.S.) Maalesef sayıları çok olan bunun gibilerin dış baskı ve taleplere “Hayır!” demesini bekleyemezsiniz; kırk yıldır demiyorlar.” (K. İnan, Hayır Diyebilen Türkiye, S.24)…“Devleti idare edenlerin, devleti kendi çapına indirme yerine kendi çaplarını büyütmeleri gerekir. Devletin dışarıda yerleşmiş “Evet Efendimci! “Uslu Çocuk!” görüntüsünü mutlaka değiştirmelidir.”(K. İnan, Hayır Diyebilen Türkiye, S.92)
Bugün Ülkemizin sözü dinleniyorsa “Efendimci, Uslu Çocuk!” yerine “Hayır!” diyebilen durumuna gelmemizdendir. Filistin davasında, Suriye konusunda küresel güçlerin planları bozulduysa, Davut Koridoru planı çöpe atıldıysa, Türkiyesiz yapılan hesaplar tutmuyorsa sebebi işte bu kararlılıktır. Babadan oğula geçen, Osmanlı'nın son döneminden bu yana süregelen hariciye mantığının değişmesinin sonucu “Hayır!” diyebilen, onurlu ve hesaba katılan ülke konumuna gelmişsek sebebi budur. Artık Ülkemiz aleyhine çalışmaları haricî bot hesaplar ile dış mihraklı aparatlar yürütüyor. Olmadık iftiralar, çarpıtmalar ve savrulmalar ile yapılan güzel ve faydalı işler karalanıyor. Umarım aklı başında, vatanperver, maneviyatı yüksek ve irfanı olan halkımız bu bozuk amaçlı kampanyalara kulak asmaz.
Tabii ki, eksikler, yanlışlar, kusurlar dile getirilir ve yöneticiler uyarılır. Haklı eleştirilere kulak tıkayanlar asla başarılı olamazlar. İktidar sahiplerini en çok “her şey çok güzel” diyerek menfaat peşinde koşanlar, gerçeği yok sayanlar yanıltır. Buna karşı yetkililerin daima uyanık olmaları gerekir. Her eleştiri kasıtlı olmayabilir. Onu ehli çözmelidir. Eğitim yeterince düzelmedi, fiziki alt yapı çok güzeldir. Eğitimin içeriğini kast ediyorum. Sağlık, savunma sanayii, ulaşım, enerji gayet başarılı olmakla beraber aile konusu ve ilgili mevzuatlardan kaynaklanan problemler devasa boyutta. Bunlara dair yeni çalışmalar yapılmalı, projeler üretilmeli.
“Hayır Diyebilen Türkiye”'nin inşa süreci devam etmelidir.
Yusuf SARIKAYA
[1] Türkiye'nin Batı ülkeleri ile yaptığı anlaşmalara unutulup davet edilmediği için 108 yıldır anlaşmamız olmayan İtalya uçlarında Otuz bin nüfuslu mikro; minnacık devlet!)