Kur'an-ı Kerim'in seksen dördüncü sıradaki Rum Sûresi bize bir metot veriyor. İlk bölümde yer alan ayetler (2.3.4. ayetler) altıncı asırda Putperest İran Şahı Sabur Kitap Ehli Bizans Kralı Herakl'i Şam'da yendi. Bunun üzerine Mekkeli Müşriklerin (Putperestlerin) sevinmeleri ve “Bakın! Bizim gibi olan Persler, sizin gibi ehl-i kitap olan Rumları yendi. Biz de sizi yeneceğiz.” Minvalde söz söylemeleri üzerine Müslümanlar üzüldüler. Bunun üzerine Rum Sûresi'nin şu ayetleri indi. (mealen): “ Elif lam Mîm, Rumlar mağlup oldular. Size çok yakın bir yerde (Şam yakınlarında Busra ve Ezeriat'ta). Onlar bu yenilgilerinden sonra galip geleceklerdir. Birkaç sene (üç ila dokuz sene) içinde. (Ehl-i Kitap olan Rumlar, Putperest İranlıları yenecek.) Eninde sonunda emir Allah'ındır. O gün müminler sevineceklerdir.”
Bu mucizeyi haber veren ayetlerin inmesi üzerine Hz. Ebubekir ile Müşrik Ubeyy b. Halef'in olaydan önce iddiaya girmesi ve yedi yıl sonra Bizans'ın Putperest İran'a galip gelmesi üzerine belirledikleri yüz deveyi alıp fakirlere dağıttığı tarih, tefsir ve hadis kitaplarında yer almaktadır. Bu ayetler başta Kur'an'ın gayb'tan haber vermesi mucizesinin yanında daha pek çok hikmetler vardır. Ancak ben başka bir husussa dikkat çekmek istiyorum.
Buradan çıkan anlam şudur: Putperestlere karşı muharref bir din bile olsa ehl-i kitabın galip gelmesine Müslümanların sevineceğinin vurgulanması dikkat çekicidir. İki taraf arasında tercih yapmak gerekirse putperestlere karşı ehl-i kitabı savunmak ve onların galip gelmesini arzu etmek bize bir usül öğretiyor. O da farklılıklarınızı rafa kaldırın ve ortak müştereklerinizde bir araya gelin mesajı olduğu açıktır. Bu metot ehl-i kitabın tüm görüşlerini kabul edin demek değildir.
Gelelim şimdi Soykırımcı Netenyahu'nun ve yularını tuttuğu ABD'li Tramp'ın vahşice saldırdıklarına karşı mazlum İran'ın yanında olmayalım mı? Mezhep farklılığı nedeniyle bu zulme karşı sessiz mi kalalım? Terör konusunda bize yardım etmediği, sahabe-i güzin'e saygısızca sözleri nedeniyle sömürgeci ve soykırımcıların İran'a saldırısını görmeyelim mi? Yani mezhep farklılığımız ve bazı konularda itikadî ayrışmamız İran topraklarına adice saldıranlara karşı en azında İran lehine kâfirlere buğz etmeyelim mi? Mezhebî farklılıkları öne sürmek nasıl bir şaşkınlıktır? Üstelik çok önemli takipçileri olan bazı hocaların bu farklılıkları öne çıkararak takipçilerini manuple etmeleri akıl alır gibi değildir. Kaldı ki mazlumlar kim olursa olsun zalimlere karşı mazlumların yanında olmamız gerekmez mi?
İran ile temelde ayrıldığımız noktalar olsa da farklılıklarımızı yok saymadan rafa kaldırıp, dondurup en azından söylemlerimizde onların yanında olmalıyız. Mezhep ve yorum farklılığı bu gün gündeme getirilecek bir konular değildir. Üstelik ABD'nin Irak'a karşı Yıldız Savaşları adı altında saldırıları ile başlayan, Arap Baharı vb. Saldırılarla devam eden planları ortadayken. Birinci dünya Savaşı'ndan sonra ecdadımız Osmanlı'yı devreden çıkardıktan sonra Says Piko tarafından çizilen İngiliz projesinin yeniden şekillendirilmesi niyetleri söz konusu iken İran'la farklılıkları kaşımak ya olayların farkında olmamak ya da art niyettir. Şu anda İran'daki ateşi söndürmek Türkiye'yi savunmaktır.
Siyonist İsrail'in kuklası ABD ‘li Tramp ile Soykırımcı Netanyahu'nun İran'a saldırıları karşısında “Bölgemizde Savaşa Hayır” diyen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan çok önemli bir cümle kuruyor ve diyor ki: “Yüz yıl önce çizilmiş projenin parçası olmayacağız.” Evet, bu konuda çok bilinçli bir politika yürütülüyor. Güçlü İttifakın, iç cepheyi tahkime yönelik çalışmalarının önemi şimdi daha iyi anlaşılıyor.
Burada çok dikkatli yorum yapmak ve oyuna gelmemek gerekir. Öncelikle farklıklar değil ortak noktalar bizi bir araya getirmelidir. İsrail/ABD ve Batı'nın haber kaynaklarını kesinlikle tetkik etmeden topluma sunulmamalıdır. Yorumcular arzu ettiklerini değil gerçekleri konuşmalıdır. Algılara karşı dikkatli olunmalıdır. İran'da kız okulunda yüz atmış sekiz çocuğu şehit ettikten sonra “biz yapmadık İran yaptı” diyerek dünya haber ajanslarına geçip yaptıkları pislikleri kilim altına süpürmeye çalışmaları pis bir algıdır. İran tarafından atılan bir füzenin düştüğü yerden kaldırılıp İsrail'de bir okulun bahçesindeki spor sahasına nizami bir şekilde konması, kazma ile göstermelik çukur açmaları sadece bir algıdır. Hemen yan taraftaki kamelyanın, tahtadan yapılmış kalem şeklindeki yön gösterme işaretlerinin hiç zarar görmemeleri, okulun tek bir camının kırılmaması planlı bir algıdır. Çocukların bile anlayabileceği yanıltmadan başkası değildir. Sonra da basın davet edilip oradan dünyaya haber geçmeleri sağlanıyor. Hatta bazı Türk kanallarının da bu oyuna geldiklerini görmem beni rahatsız etmiş ve üzmüştür.
Yusuf SARIKAYA/ TİMETÜRK