İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Gazze'deki çatışmayı uzatmak için dindar Yahudi oylarını mı hedefliyor? Tarih, kutsal metinler ve bir eski kehanet, bugünün kanlı sahnesinde yeniden canlanıyor. MÖ 6. yüzyılda Pers İmparatoru II. Kiros'un “Tanrı'nın mesihi” ilan edildiği o an, bugün İran kökenli tehditlerle yankılanıyor. Bir Yahudi deyişi ise tam da bu noktada ürpertici bir uyarı veriyor: “Persli bir asker, bir Yahudi mezarına zincir vuracak, baskı ve zulüm zirve yapacak; işte o an, Mesih'in gelişi gerçekleşecek.”
Bu iddia, sadece eski bir inanç değil; Netanyahu'nun siyasi hesaplarıyla birleşince, Orta Doğu'yu sarsan bir senaryoya dönüşüyor.
Tanrı'nın Seçtiği “Mesih”
Yahudi inancının kutsal kitabı Tanah'ta, Yeşaya Kitabı'nın 45. bölümünde şok edici bir hitap yer alır: “Ben seni, benim seçtiğim Kiros'u, yolları hazırlayacak olan olarak çağırdım; sana uluslar üzerinde yetki verdim.”
Kiros, Yahudilerin tarihinde tek “yabancı mesih” unvanını taşıyan isimdir. MÖ 539'da Babil'i fetheden Pers hükümdarı, Babil Sürgünü'ndeki on binlerce Yahudi'yi serbest bırakmış, Kudüs'e dönmelerine izin vermiş ve yakılıp yıkılan Beyt-i Makdis'in (Süleyman Mabedi'nin) yeniden inşasına maddi destek sağlamıştır. Bu, Yahudiler için mucizevi bir kurtuluş anıdır. Binlerce yıllık esaretten sonra vatanlarına, ibadethanelerine kavuşmuşlardır. Kiros, kılıcını çekmeden Tanrı'nın aracı olmuş, “mesih” (kutsal yağla meshedilmiş kurtarıcı) ilan edilmiştir.
Tarihçiler ve Tevrat uzmanları bunu hâlâ “en büyük insani jest” olarak anar. Çünkü Kiros, fetih politikasını değil, merhameti seçmiştir. Yahudiler için bu olay, Tanrı'nın vaadinin somut kanıtıdır.
Persli Asker, Zincir ve Mesih'in Gelişi
Yahudi halkı arasında kuşaklardır dolaşan bir kehanet ise bugünün İran-İsrail gerilimini adeta öngörüyor: “Persli bir asker, bir Yahudi mezarına zincir vuracak, baskı ve zulüm zirve yapacak; işte o an, Mesih'in gelişi gerçekleşecek.”
Bu söz, basit bir atasözü değil; apokaliptik bir uyarıdır. Pers (bugünkü İran) kökenli bir güç, Yahudilere karşı en ağır baskıyı kurduğunda, zulüm doruğa ulaştığında gerçek Mesih'in geleceği söylenir. Tarihsel bağlamda Kiros'un kurtarıcılığıyla tezat oluşturur: Bir Pers hükümdarı Yahudileri zincirden kurtarmışken, başka bir Pers (ya da Pers mirasçısı) onları yeniden zincire vurabilir. İşte o anda ilahi müdahale devreye girecektir.
Dindar Yahudi kesimlerde bu kehanet, özellikle İran'ın nükleer tehdidi ve vekil savaşları konuşulurken sıkça hatırlatılıyor. Netanyahu'nun çevresindeki ultra-ortodoks gruplar, bu tür inançları siyasi motivasyonla harmanlıyor.
Netanyahu'nun Stratejisi
İşte burada işler karışıyor. Netanyahu, İsrail siyasetinde dindar ve ultra-ortodoks Yahudi oylarına muhtaç. Koalisyonunu ayakta tutan bu kesim, Mesih beklentisiyle motive oluyor. Savaşın uzaması, “zulmün zirvesi” algısını güçlendiriyor; kehanetin gerçekleşme anını yaklaştırıyor gibi görünüyor.
Netanyahu'nun son dönemde Yeşaya kehanetlerine sıkça atıf yapması tesadüf değil. Gazze operasyonlarını “kurtuluş” ve “zafer” retoriğiyle çerçevelerken, kutsal metinleri siyasi silaha dönüştürüyor. Analistler, Başbakan'ın çatışmayı bilinçli uzatarak hem güvenlik gerekçesini hem de dini motivasyonu canlı tuttuğunu söylüyor. Savaş biterse, dindar taban desteğini kaybedebilir; ama “Pers tehdidi” ve “mesihçi beklenti” sürdükçe, oylar güvende kalır.
Bu, sadece iç siyaset değil; bölgesel bir domino etkisi yaratıyor. İran'la gerilim tırmandıkça, “Persli asker” imgesi daha da somutlaşıyor. Netanyahu'nun hesabı tutarsa, hem iktidarını korur hem de inançlı seçmenini “kutsal savaş” duygusuyla pekiştirir. Tutmazsa, Orta Doğu'yu daha derin bir kaosa sürükler.
İnanç ve Siyasetin Tehlikeli Dansı
Tarih tekerrürden ibaret değildir ama kehanetler, inananlar için güçlü bir pusuladır. Kiros'un mesihliği bir kurtuluş hikâyesiydi; bugünkü kehanet ise bir uyarı. Netanyahu'nun bu inancı siyasi araca dönüştürmesi, hem İsrail içindeki hem de küresel Yahudi topluluğundaki bölünmeyi derinleştiriyor. Bir yanda pragmatik barış arayanlar, diğer yanda “Mesih'in vakti geldi” diyenler…
Orta Doğu'da her bomba, her zincir sesi, sadece fiziksel yıkım değil; binlerce yıllık kutsal metinlerin yeniden yorumlanmasına da yol açıyor. Pers Mesihi Kiros'un gölgesinde, bugünün liderleri kendi “kurtarıcı” rollerini mi oynuyor? Yoksa zulmün zirvesini mi bekliyorlar?
Bu soruların cevabı, Netanyahu'nun elinde. Ama tarih göstermiştir ki, kutsal kehanetleri siyasetle harmanlamak, çoğu zaman kanlı bedeller ödetir. Yahudi halkının kadim inancı, bugün bir kez daha sınavda. Ve dünya, bu sınavın sonucunu soluk keserek izliyor.
Şakir Kurter/TİMETÜRK