Dolar

43,8372

Euro

51,7667

Altın

7.245,51

Bist

13.934,06

Uçak gemileri konuşur, diplomasi susar mı?

1 Saat Önce Güncellendi

2026-02-23 00:54:03

Şakir Kurter

Ortadoğu'da gerilim çoğu zaman açıklamalarla değil, deniz haritalarıyla okunur. Bugün o haritalarda iki dev gölge belirginleşiyor: USS Abraham Lincoln İran sularına yakın bir hatta, USS Gerald R. Ford ise Akdeniz'den doğuya doğru ilerliyor. Washington, klasik diplomasinin yetmediği yerde askeri varlıkla cümle kurmayı seçmiş görünüyor. Uçak gemileri birer silah platformu olduğu kadar, siyasi birer noktalama işareti.

Bu konuşlandırmalar tek başına savaş anlamına gelmez. Ancak birden fazla gemi, refakat eden destroyerler, bölgeye yığılan hava unsurları ve “hazır ol” mesajları birlikte okunduğunda, dolaylı görüşmelerin tıkandığı hissi güçleniyor. Kaldıraç olarak kullanılan askeri güç, eğer karşılık bulmazsa, hızla fiili seçeneğe dönüşebilir. Tam da bu noktada asıl soru beliriyor: Tahran neden meydan okuyor?

Müzakere mi, Teslimiyet mi?

Washington'ın masaya koyduğu şartlar Tahran'da “anlaşma” olarak değil, “kapitülasyon” olarak okunuyor. Uranyum zenginleştirmenin durdurulması, balistik füze menzilinin kısılması, bölgesel silahlı gruplarla bağların koparılması ve iç politikada “davranış değişikliği”… Bunlar İran yönetimi için taktik başlıklar değil; rejimin güvenlik mimarisinin kolonları.

İran, on yıllardır uluslararası yalnızlığını “Direniş Ekseni” adını verdiği ağla telafi etmeye çalıştı. Amaç, çatışmayı ülke sınırlarından uzak tutmak, baskıyı İsrail'e yaklaştırmak ve caydırıcılığı sınır ötesinde kurmaktı. Füze programı ise eskimiş hava kuvvetlerinin yerine ikame edilen bir sigorta oldu. Resmi söylem nükleer programın barışçıl olduğu yönünde; fiili gerçeklik ise “eşik kabiliyeti”. Yani silaha dönüşmese bile, dönüşebilecek altyapının varlığı. Bu “uyuyan kapasite” başlı başına bir pazarlık gücü.

Tahran'ın gözünde bu unsurların sökülmesi, yalnızca taviz değil; caydırıcılığın kalbini sökmek demek.

Hamaney'in Daralan Koridoru

Bu denklemde karar verici merkez, Ali Hamaney. Onun açısından seçenekler sayıca az, riskleri büyük. Şartları kabul etmek, rejimin savunma refleksini felç edebilir. Reddetmek ise, iç kırılganlığın derinleştiği bir dönemde askeri çatışma ihtimalini büyütür.

Sınırlı bir savaş, ne kadar yıkıcı olursa olsun, İran devlet aklında “atlatılabilir” bir senaryo olarak görülüyor olabilir. Oysa stratejik geri çekilme, geri dönüşü olmayan bir zayıflama anlamına geliyor. Üstelik olası bir Amerikan kampanyasının ilk aşamada üst düzey hedeflere yönelmesi ihtimali, haleflik sürecini ve güvenlik bürokrasisini doğrudan sarsar. Sokakta bastırılmış ama dinmemiş bir öfke varken, baskı aygıtına indirilecek ani darbelerin iç dengeleri nereye savuracağını kimse net biçimde öngöremez.

Washington'ın Hesabı da Kusursuz Değil

Kağıt üzerinde ABD ordusu, başkomutanın hedeflerini yerine getirecek kapasiteye sahip. Ancak savaşlar kağıt üzerinde kazanılmaz. Yanlış hesaplar, tırmanma sarmalları ve beklenmeyen sonuçlar, en güçlü orduların bile ezberini bozar. Donald Trump döneminden miras kalan sert dil ve hızlı karar alma tarzı, caydırıcılık kadar risk de üretir.

İran'la yaşanacak geniş çaplı bir çatışma, Tahran'daki merkezi otoriteyi zayıflatabilir; ama bu zayıflama otomatik olarak istikrar ya da Batı çıkarlarıyla uyum demek değildir. Güç boşlukları çoğu zaman daha parçalı, daha radikal ve daha öngörülemez aktörler doğurur. Bu da Washington'ın müttefikleri için yeni ve karmaşık güvenlik sorunları anlamına gelir.

Ekonomi, Toplum ve Savaşın Çarpanı

Yaptırımlar, enflasyon ve alım gücündeki erime İran ekonomisini zaten kırılgan kılmış durumda. Petrol ihracatında yaşanacak bir aksama ya da kritik altyapıya gelecek hasar, bastırılmış toplumsal hoşnutsuzluğu hızla siyasallaştırabilir. Bu nedenle meydan okuma, Tahran için iki yönlü bir araçtır: Dışarıya kararlılık, içeriye güç gösterisi. Ne var ki bu strateji, uzlaşma alanını da daraltır.

En Kötüden Daha Az Kötüsü

Bugün uçak gemileri yalnızca denizleri değil, diplomatik ihtimalleri de kesiyor. Tahran ile Washington arasında kalan dar koridorda, “stratejik teslimiyet” ile “sınırlı ama kontrol edilebilir bir savaş” seçenekleri tartılıyor. İran yönetimi, en azından kamuoyu önünde, ikinci seçeneğe daha yakın duruyor. Çünkü bazı rejimler için geri adım atmaktan daha tehlikeli olan tek şey vardır: geri çekilmiş görünmek.

Ancak tarih şunu defalarca gösterdi: Savaşlar niyetlerle değil, sonuçlarla yazılır. Ve sonuçlar, çoğu zaman tarafların hesapladığından çok daha pahalı olur.

Şakir Kurter/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Yangında evdeki tüp patladı: Mahsur kalan 13 kişiyi itfaiye kurtardı

Haber Ara