Ortadoğu bir kez daha savaşın eşiğinde değil; tam ortasında duruyor. İsrail ile İran arasında giderek büyüyen askeri gerilim artık yalnızca iki ülkenin meselesi olmaktan çıkmış durumda. Bölgenin kaderini belirleyecek yeni bir jeopolitik kırılma yaşanıyor.
Ancak bu savaşın en tehlikeli yönü cephedeki füzeler değil. Asıl tehlike, savaşın adım adım bütün coğrafyaya yayılmasını hedefleyen stratejik hamlelerdir.
Bugün Ortadoğu'da yaşananlar yalnızca askeri bir hesaplaşma değil; aynı zamanda büyük bir siyasi mühendislik operasyonudur.
Ve bu operasyonun nihai hedefi, bölgeyi kendi içinde parçalanan bir coğrafyaya dönüştürmektir.
Yangının Ortasında Denge Arayan Ülke
Bu kaotik tabloda Türkiye son derece kritik bir pozisyonda bulunuyor. Ankara ne savaşın tarafı olmak istiyor ne de yangının Türkiye sınırlarına dayanmasına izin vermek.
Bu nedenle Türkiye bir yandan güvenlik tedbirlerini artırıyor, diğer yandan diplomatik kanalları açık tutmaya çalışıyor.
Bugün Ortadoğu'da herkesle konuşabilen, herkes tarafından dinlenebilen ülke sayısı neredeyse yok denecek kadar az.
İran'la konuşabilen, Arap dünyasıyla temas kurabilen, Batı'yla diplomasi yürütebilen bir ülke kaldı: Türkiye.
Bu nedenle Ankara'nın izlediği politika sadece bir dış politika tercihi değil; aynı zamanda bölgesel bir barış stratejisidir.
Çünkü Türkiye biliyor ki Ortadoğu'da başlayan bir büyük savaşın sınırı olmaz.
Savaşın Gizli Hedefi: Bölgeyi Birbirine Kırdırmak
Bugün İsrail'in izlediği strateji dikkatle incelendiğinde açık bir tablo ortaya çıkıyor.
Amaç yalnızca İran'ı zayıflatmak değil.
Asıl amaç bütün Ortadoğu'yu İran karşıtı bir savaşın içine çekmek.
Bu nedenle Körfez ülkelerini İran'la karşı karşıya getirmeye yönelik yoğun bir provokasyon politikası yürütülüyor.
Eğer bu strateji başarılı olursa, ortaya çıkacak tablo basit bir savaş olmayacak.
Ortadoğu, tarihin en büyük coğrafya iç savaşlarından biriyle karşı karşıya kalacaktır.
Bu senaryoda şehirler değil, devletler yıkılır.
Sınırlar değil, haritalar değişir.
Arap Dünyasının Sessizliği: Zayıflık Değil Strateji
Son günlerde sıkça sorulan bir soru var:
Arap ülkeleri neden sessiz?
Bu sessizlik çoğu kişinin düşündüğü gibi bir korkunun sonucu değil. Tam tersine, oldukça hesaplı bir stratejidir.
Arap başkentleri, İsrail'in kurduğu oyunun parçası olmak istemiyor.
Çünkü böyle bir savaşın sonunda kazanacak olan ne Körfez ülkeleri olacak ne de İran.
Kazanan yalnızca bölgesel kaos olacaktır.
Bu nedenle Arap ülkeleri soğukkanlı davranıyor.
Çünkü biliyorlar ki bazen savaşa girmemek, savaşı kazanmaktan daha akıllıca bir tercihtir.
Türk Medyasında Tehlikeli Bir Tartışma: Azerbaycan
Tam da böyle bir dönemde Türkiye'de ortaya çıkan Azerbaycan tartışması ise son derece talihsiz bir gelişme.
Bazı çevreler Bakü'nün İsrail ile ilişkilerini gerekçe göstererek sert eleştiriler yöneltiyor.
Ancak bu eleştirilerin önemli bir kısmı analiz değil, kampanya havası taşıyor.
Oysa Azerbaycan'ın İran konusunda ciddi güvenlik kaygıları var.
İran sınırında yaşayan milyonlarca Azerbaycan Türkü, tarihsel bir hassasiyet oluşturuyor. Ayrıca İran'ın zaman zaman Bakü'ye yönelik sert mesajları ve askeri tatbikatları bu kaygıyı daha da büyütüyor.
Dolayısıyla Azerbaycan'ın güvenlik politikalarını anlamadan yapılan eleştiriler, stratejik bir hata olabilir.
Çünkü Azerbaycan yalnızca bir müttefik değildir.
Türkiye için Azerbaycan jeopolitik bir kardeştir.
Bu nedenle Türkiye'de yürütülen eleştirilerin, iki ülke arasındaki stratejik ilişkiyi zedeleyecek bir kampanyaya dönüşmesi büyük bir yanlış olur.
Üstelik bu tartışmaların arkasında İran kaynaklı etki operasyonlarının bulunduğu yönündeki iddialar da göz ardı edilmemelidir.
İran'ın Mesajı ve Devrim Muhafızları Gerçeği
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın komşu ülkelere yönelik özür mesajları ve “saldırı gelmeyen ülkelere füze atılmayacağı” yönündeki açıklamaları dikkat çekici.
Bu açıklamalar İran'ın gerilimi sınırlama çabası olarak yorumlanabilir.
Ancak İran'ın siyasi yapısı bu noktada büyük bir soru işareti yaratıyor.
Çünkü İran'da dış politika sadece hükümetin kontrolünde değil.
Devrim Muhafızları Ordusu'nun bölgesel askeri operasyonlar üzerinde oldukça güçlü bir etkisi var.
Dolayısıyla Tahran'dan gelen diplomatik mesajların sahada ne kadar karşılık bulacağı belirsiz.
Eğer İran bu dengeyi kuramazsa, komşu ülkelerin sabrı hızla tükenebilir.
Bu da savaşın yeni cephelere yayılması anlamına gelir.
Yeni Cephe Arayışı: Kürt Kartı
Bölgedeki en tehlikeli senaryolardan biri ise İsrail'in İran'a karşı yeni bir cephe açma çabasıdır.
Bu noktada Kürt gruplar üzerinden yürütülen stratejik hesaplar dikkat çekiyor.
Böyle bir senaryo İran içinde büyük bir iç çatışmayı tetikleyebilir.
Daha da önemlisi İran'ın Kuzey Irak'a askeri müdahalesine kadar uzanabilecek bir sürecin kapısını aralayabilir.
Bu durumda yalnızca İran değil, Irak'ın kuzeyindeki bütün siyasi dengeler sarsılır.
Bugün elde edilmiş kazanımların tamamı bir anda ortadan kalkabilir.
Kısacası bu hamle, bölgenin tamamını yeni bir savaşın içine sürükleyebilir.
Savaşın Gerçek Fotoğrafı
Ortadaki tabloyu bütün karmaşasından arındırarak görmek gerekiyor.
Bugün fiilen bir İsrail–İran savaşı yaşanıyor.
İsrail, ABD'nin askeri ve stratejik gücüyle hareket ediyor.
İran ise ABD üslerini hedef alarak misilleme yapıyor.
Bu karşılıklı saldırılar şimdilik sınırlı bir savaş görüntüsü veriyor.
Ancak Körfez ülkeleri şimdiden ağır ekonomik ve güvenlik riskleriyle karşı karşıya.
Enerji tesisleri, limanlar ve ticaret yolları artık savaşın potansiyel hedefleri haline gelmiş durumda.
Eğer bu savaş büyürse yalnızca Ortadoğu değil, dünya ekonomisi de büyük bir sarsıntı yaşayacaktır.
Ortadoğu İçin En Büyük Tehdit
Bugün bölge için en büyük tehlike savaşın kendisinden çok, savaşın kontrolsüz biçimde yayılmasıdır.
Ortadoğu'da başlayan yangınlar çoğu zaman sınır tanımaz.
Lübnan'da başlayan bir kriz Suriye'yi yakar, Suriye'de başlayan bir savaş Irak'ı içine çeker.
Şimdi ise risk çok daha büyük.
Eğer bu çatışma Körfez'i de içine alırsa ortaya çıkacak tablo artık bir savaş değil, bölgesel bir felaket olacaktır.
Bu nedenle bugün Ortadoğu'nun ihtiyacı yeni cepheler açmak değil, yangını söndürmektir.
Ve bu yangını söndürmek için aklıselimle hareket edecek ülkelerin başında Türkiye geliyor.
Çünkü savaşın ortasında en zor şey ateş etmek değildir.
En zor şey, barışı savunmaktır.
Şakir Kurter/TİMETÜRK