Dolar

44,4522

Euro

51,1385

Altın

6.414,84

Bist

12.698,19

Diriliş köyden başlar!

1 Saat Önce Güncellendi

2026-03-30 00:41:18

Prof. Dr. Mehmet Şahin

Alman filolog ev filozof Friedrich Nietzsche (1844-1900) "Tanrı öldü ve biz onu öldürdük!" dedi. Bir başka ifade ile Batı dünyası ve medeniyeti, tarihi süreç içinde doğal dünyayı bilimsel yöntemle anlamaya çalışırken, bilimi yüceltirken insanlığın en yüksek değerlerini temsil eden dinin tanrısını yok saydı. Kısaca din ve buna bağlı olarak Tanrı günlük hayattan uzaklaştırıldı ve uzakta bir yerde pasif hale getirildi. Sadece bir kavram olarak algılanan Tanrı, artık “ölü” hale getirildi, hayatiyeti ve etkisi yok edildi.

Batı düşüncesi, bilimi din haline getirdi ve sonuçta Tanrı sadece etkisiz, tarafsız bir kavrama dönüştü. Günlük hayatta adı var, kendisi yok.

Benzer şekilde biz de “köyü” 12 Kasım 2012 tarihinde öldürdük. Köyü de köylüyü de birlikte öldürdük. Türkiye'de büyükşehir belediyesi sınırları içindeki köyler, 12 Kasım 2012 tarihli ve 6360 sayılı kanunla mahalleye dönüştürüldü. Yasal olarak dönüşüm geçiren köyler etki ve hayatiyet bakımından da pasif hale geldi ve sonunda kavramsallaştı. Toplam 30 büyükşehirde bulunan köyler mahalle oldu. Diğerleri de İl Özel İdaresine bağlı tüzel kişilikler haline getirildi.

Gerekçesi ne olursa olsun artık geleneksel olarak “köy” diyebileceğimiz bir yer kalmadı. Artık köy ve köylü öldü. Üstelik “köy” ve “köylü” terimini kullanmaktan çekinen eski köylüler ile doldu etrafımız. “Bana köy demeyin” diyenden tutun “ben köylü değilim” diyene kadar etrafımızda kompleksli pek çok insanın olduğu da bir gerçek. Sanki köyde olmak veya köylü olmak ayıp bir şeymiş gibi.

Köy ölünce ne oldu?

Elbette köy ölünce köyü oluşturan yapılar, gelenekler, adetler, köye özgü birlik ve beraberlik, köy tipi sosyalleşme de öldü. Her şeyden önce o bizim “köylü” dediğimiz insanlar kalmadı.

Artık “mahalleli” olan köylü, şehrin bir parçası haline geldi. Öyle olunca da şehirli, kentli olmanın maliyeti arttı. Elektrik, su, internet gibi altyapı kalemleri başta olmak üzere kentlinin erişiminde olan tüm yeni teknoloji, hizmet, giyim, sağlık, yeme ve içme gibi nimetlerin külfeti de kentli gibi eklendi.

Köy ölünce köylünün gider kalemlerinin oransal olarak çok arttığı açık. Bu normal bir durum. Elbette kentli olmanın bir maliyeti de olacaktı.

Gelir ve gider bakımından kentli olmak veya köylü olmak! Acaba hangisi avantajlı idi?

20.000'den fazla köy okulu işlevini yitirdi. Mahalle olan köylerdeki öğrenciler merkezî okullara taşınmaya başlandı. Aslında eski yerinde yaşamaya devam eden eski köylü, yeni mahalle vatandaşları, çocuklarını merkezdeki okullara gönderiyorlar. “Okul Taşıtı” yazan araçlar sabah karanlığında, kışın sert soğuğunda öğrencileri topluyor. Akşam da yine aynı usulle toplanan öğrenciler mahalleye bırakılıyor.

Taşımalı eğitimdeki öğrencilerin sayısı 2 milyon civarında. Servis kazlarında hayatını kaybeden öğrenciler, uzak mahallelerden gelen öğrencilerin özellikle sabahları beslenme sorunları, ulaşımda geçen zaman gibi faktörler eğitimde fırsat eşitliği ilkesine de aykırı. Zaten bu nedenle her yıl taşımalı eğitimdeki öğrenci sayısı azalmakta.

Bu arada kapatılan köy okulu binalarının bir kısmı köy yaşam merkezleri (kurs, kütüphane vb.) olarak yeniden yapılandırılmakta. Artık ne köy kaldı ne de o eski köy okulları.

Ülke, tarım ile kalkınacaktı. Köyde buğday, arpa ekilirdi. Sebze ve meyveler yetiştirilirdi. Sonra da şehir haline götürülür ve satılırdı. Köyler âdeta kentlinin, şehirlinin lojistik merkezi idi. Bu nedenle Kanuni Sultan Süleyman ve Atatürk, "Köylü milletin efendisidir” demişti.

Ülke, hayvancılık ile kalkınacaktı. Köyde hem büyükbaş hem de küçükbaş hayvan yetiştirilirdi. Köylüler bu hayvanların etini, sütünü ürüne dönüştürür, ülke ekonomisine kazandırırlardı. Bu nedenle de “Köylü milletin efendisi” idi.

Köy deyip geçmeyin. Köylü deyip geçmeyin. Enflasyon sepetinde en fazla belirleyici olan gıdadır. Et ve süt ürünleri başta olmak üzere gıda fiyatlarındaki artış enflasyonla mücadeleyi zora sokmaya devam ediyor.

Köyü öldürürseniz köylü de ölür. Köyün ve köylünün ülke ekonomisine katkısını dikkate almadan köyü öldürürseniz ve hala "köylü milletin efendisidir” demeye devam ederseniz ekonomiyi düzlüğe çıkaramazsınız. Köylü tekrar “efendi” haline gelmediği sürece de hedeflenen sonuca ulaşamazsınız.

Köy ölünce köylü de öldü. Köylü ölünce tarım ve hayvancılık da öldü. Özellikle orman köylerinde hayvancılığın ölmesi önlenemez olumsuzluklar getirdi. Orman yangınları bile hayvancılık öldüğü için yaygınlaştı ve önlenemiyor. Neden?

Özellikle küçükbaş hayvanların dolaştığı ormanda yangın çıksa bile ormanın tutuşma olasılığı düşüktür. Hayvanların açtığı patika yollar, dolaşılan ormanda ezilen ve tutuşma ve tutuşturma özelliği kaybolan yapraklar, tamamen bir önalma operasyonudur. Ormanlarda otlayan ve dolaşan hayvanlar yok olunca, yangın felaketleri de hızla yayıldı. Doğanın dengesi ve döngüsünü bozarsanız sonucuna da katlanırsınız. Doğadaki insanlar, hayvanlar, tüm canlılar doğanın bir parçasıdır. Bütüncül bakmayı ihmal ederseniz doğanın her zaman ve her koşulda kazanacağını da bilmelisiniz.

Köyler mahalle olmadan önce alkol bağımlılığı, madde kullanımı, hırsızlık, soygun gibi kötülükler yaygın değildi. Köy mahalle olunca özellikle yeni mahalle gençleri bu hızlı dönüşümü hazmedemedi. Alkollü içeceklere kolay ulaşımı mahalle olmanın nimetlerinden biri olarak gördüler. Eski köy olan yeni mahallenin yol kenarları, sokakları alkollü içecek kutuları ve şişeleri ile dolmaya başladı. Eski köylü çocukları “ne oldum delisi” oldu birden.

Mahalle olan köylerin çocukları her türlü uyuşturucu satıcılarının yeni hedefi haline geldi. Maalesef madde kullanımı ve bağımlılığı artık yeni mahalle olan köylerde de yaygınlaştı. Uyuşturucu alemi yaparken, alkol komasına giren ve ölen gençlerle ilgili haberler duyulmaya başladı. Köy ölünce olanlar oldu. Köydeki gençlik de öldü.

Köydeki kendine göre yardımlaşma, imece, köye özgü adetler de öldü. Köy kahvesi boş kaldı veya kapatıldı. Köy bakkalı market oldu. Ulaşım ve taşıma araçları olan at, eşek kalmadı. Onların yerini motorlu araçlar aldı. Mahalle adeta hayvanlardan da yalıtıldı. Hayvanlar da öldü.

Köylülerin sosyalleştiği, sohbet ettiği, muhabbet ettiği köy kahveleri eski işlevini yitirdi. O kahvelerde artık siyasi parti tartışmaları yapılmıyor. Nereye gitti o her gün birkaç hükümet kuran, hükümet yıkan köylü dayılar? Onlar da öldü. Rahmetli oldular artık. Onlar ölünce şimdiki mahalleliler yalnız kaldılar. Sosyal yalıtılmışlıklarını cep telefonlarını kaydırarak gidermeye başladılar. Kendileri mahalleli oldular ama aynı zamanda sosyal yalnızlığa da gark oldular. Köy ölünce sosyal hayat da öldü.

Köy öldü, köylü öldü, köy hayatı öldü. Kök kurumadan köyün yeniden canlandırılması, rehabilite edilmesi gelecek nesiller için elzem olarak görünüyor.

Kırsal miras olan köylerimizi canlandırmak, gelecek nesillere bu mirası bırakmak milli bir görevdir.

Diriliş köyden başlar! Diriliş muştusu da köyde!

Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Poligondan silah çalan çocuk hakkında karar

Haber Ara