Dolar

43,9758

Euro

51,7862

Altın

7.442,86

Bist

13.717,81

Afganistan–Pakistan Gerilimi Kime Yarar?

1 Saat Önce Güncellendi

2026-03-02 00:12:48

Şakir Kurter

Güney Asya'nın iki yorgun ülkesi, bir kez daha tarihin en yanlış zamanında birbirine bakıyor. Sınır hattında yükselen her silah sesi, yalnızca iki başkentin değil; Tahran'dan Ankara'ya, Riyad'dan Yeni Delhi'ye kadar uzanan geniş bir jeopolitik hattın sinir uçlarına dokunuyor.

Afganistan ile Pakistan arasındaki gerilim, sıradan bir sınır ihtilafı değil. Bu, dünya yeniden şekillenirken yanlış hamlenin nelere mal olabileceğini gösteren bir kırılma anı.

Küresel Satrançta Yanlış Hamle

Dünya büyük bir güç dağılımı sürecinden geçiyor. ABD ile İsrail'in İran üzerindeki baskısı artarken; Doğu Akdeniz'den Hint Okyanusu'na uzanan yeni ticaret ve güvenlik hatları konuşuluyor.

Hindistan bölgesel ve küresel rolünü büyütme arayışında. Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır gibi aktörler ise Yemen'den Sudan'a, Somali'den Libya'ya kadar geniş bir coğrafyada istikrar üretmeye çalışıyor.

Tam da böyle bir dönemde, Afganistan ile Pakistan'ın silaha sarılması sadece “zamansız” değil; stratejik körlüktür.

Gerekçe Var mı? Evet. Zamanı mı? Hayır.

Elbette iki ülkenin de kendince gerekçeleri var. Sınır güvenliği, militan geçişleri, iç siyasi dengeler, tarihsel travmalar… Ancak bugünün konjonktüründe hiçbir gerekçe bölgesel yangını göze alacak kadar meşru değildir.

Çünkü bu artık iki devlet arasındaki klasik bir kriz değil. Bu, zincirleme bir etki üretme potansiyeline sahip bir fay hattıdır.

Afganistan'ın Hindistan'a, Pakistan'ın Batı'ya daha fazla yaklaşma arayışı; iç politikada güç devşirme refleksi; “kan davası” psikolojisiyle hareket eden güvenlik bürokrasileri… Bütün bunlar, büyük resimde başka aktörlerin işine yarayabilecek bir tablo ortaya çıkarıyor.

Soru şu: Bu çatışma kime yarar?

En Rahat Kim Nefes Alır?

Eğer bu gerilim büyürse, en rahatlayacak aktörlerin başında İsrail gelir. Çünkü İran çevresindeki jeopolitik basınç hattı genişler, dikkat dağılır, bölgesel konsolidasyon zayıflar.

Hindistan açısından ise Pakistan'ın meşgul ve yıpranmış olması, stratejik hesaplarda avantaj üretir.

Kısacası, iki ülke kendi öfkesini tatmin ederken; bölgesel rakiplerinin elini güçlendirme riskini taşıyor.

Bu nedenle mesele “kim haklı” sorusu değil. Mesele, “kim kazanıyor?” sorusudur.

Coğrafyanın En Büyük Açmazı

Bu coğrafya yüzyıllardır aynı hatayı tekrar ediyor:

Dış baskı arttığında iç kavgalar büyüyor.

Oysa tarih bize tam tersini öğretiyor. Büyük dönüşüm anlarında iç barışı koruyabilen toplumlar ayakta kalır. İç gerilimini tırmandıranlar ise başkalarının tasarladığı düzenin nesnesi olur.

Bugün Afganistan ile Pakistan arasında büyüyen kriz; sadece sınır köylerini değil, geniş bir jeopolitik kuşağı istikrarsızlaştırma potansiyeline sahip. Bu, Hindistan'dan Orta Doğu'ya uzanan hattı kırılganlaştırır. Ve kırılgan coğrafyalar, dış müdahaleye en açık alanlardır.

Diplomasi Lüks Değil, Mecburiyet

En ürkütücü olan ise şu: Konuşma refleksi zayıflıyor.

Diplomasi, müzakere, arabuluculuk… Bunlar artık “zayıflık” olarak algılanıyor.

Oysa gerçek güç, silahı çekmek değil; silahı kılıfında tutabilmektir.

Bu noktada Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır gibi bölgesel aktörlerin devreye girmesi bir tercih değil; zorunluluktur. Çünkü bu kriz iki ülkenin meselesi olmaktan çıkma riski taşıyor.

Ramazan'da Savaşın Sembolizmi

Dini referanslarla meşrulaştırılan her çatışma, siyasi aklın iflasıdır. İnanç üzerinden savaş dili üretmek, toplumsal yarayı derinleştirir. Bu coğrafyanın artık sembolik öfkeye değil; stratejik soğukkanlılığa ihtiyacı var.

Büyük Paylaşımın Eşiğinde

Dünya yeni ticaret yolları, enerji koridorları ve güvenlik blokları üzerinden yeniden tasarlanıyor. Bu tasarım sürecinde zayıf halkalar sistem dışına itilir ya da başkalarının oyun alanına dönüşür.

Afganistan ve Pakistan'ın karşı karşıya gelmesi; sadece iki ülkenin değil, geniş bir bölgenin pazarlık gücünü zayıflatır.

Ve en tehlikelisi şudur:

Bir çatışma başladığında, onu başlatanlar değil; onu yönetenler kazanır.

Akıl mı, Öfke mi?

Bu savaş büyümemeli.

Çünkü büyürse sadece iki ülkeyi değil, Hindistan'dan İsrail'e uzanan geniş bir hattı etkileyecek; yeni müdahalelerin, yeni ittifakların ve yeni bölgesel tasarımların önünü açacaktır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey yüksek sesli sloganlar değil; yüksek düzeyli diplomatik akıldır.

Bu coğrafya artık birbirine karşı değil, birlikte düşünmeyi öğrenmek zorunda.

Aksi halde başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olmaya devam edecektir.

Ve tarih, yine aynı cümleyi yazacaktır:

Kendi yangınımızda başkalarının ellerini ısıttık.

Şakir Kurter/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

İran, Tel Aviv'i vurdu

Haber Ara