Dünya, adeta bir zaman makinesinden fırlamış gibi ortaçağın barbarlığını yaşıyor. Güçlülerin zayıfları ezdiği, emperyalist haydutların cirit attığı bir arena haline geldi gezegenimiz. ABD'nin Venezuela'ya baskın düzenleyip Devlet Başkanı Maduro'yu kaçırması, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Gazze'de soykırım boyutuna varan katliamları, Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesi… Bu olaylar, sadece haber başlıkları değil; insanlığın kolektif vicdanını sarsan, geleceğimizi tehdit eden bir kaosun parçaları. Bir gazeteci olarak, bu manzarayı izlerken aklıma Dede Korkut'un o bilge sözü geliyor: “Kahpe içeride olursa kapı kilit tutmaz oğul.” Evet, dış tehditler kadar, içteki ihanetler ve sessizlikler de bu yıkımın anahtarı. Bu küresel fırtınada, Türkiye gibi ülkeler için iç cephenin güçlendirilmesi hayati bir kalkan haline geliyor. MHP Lideri Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın birlikte yürüttükleri “terörsüz Türkiye” çağrısı, tam da bu bağlamda bir umut ışığı – iç birliği pekiştirerek dış tehditlere karşı direnci artıran stratejik bir hamle. Gelin, bu küresel fırtınayı parçalara ayıralım ve asıl resmi görelim.
Güçlülerin Yeni İmparatorluğu Arzusu
Tarih, sanki bir döngüde hapsolmuş gibi. Ortaçağ'da krallıklar nasıl fetihlerle genişliyorsa, bugün de süper güçler benzer bir oyunda. ABD, Venezuela operasyonuyla bu oyunun öncüsü konumunda. Trump'ın “Geçiş döneminde Venezuela'yı biz yöneteceğiz” demesi, sadece bir siyasi açıklama değil; petrol kokulu bir itiraf. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip bu ülke, Amerikan enerji devlerinin ağzını sulandırıyor. Uyuşturucu trafiği bahanesi mi? Güney Amerika hattı çok daha yoğunken, Venezuela'yı hedef almak, asıl niyetin kaynak gaspı olduğunu haykırıyor. Bu, sadece bir müdahale değil; yeni bir emperyal düzenin manifestosu. Güçsüz ülkeler, bu düzende av konumunda – ya boyun eğecekler ya da elenecekler. Türkiye gibi jeostratejik öneme sahip ülkeler için bu, dış müdahalelere karşı iç cepheyi güçlendirmenin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor; zira emperyalist rüzgarlar, zayıf iç yapıları kolayca devirir.
Gazze'den İran'a Kanlı Yayılma
Orta Doğu, adeta bir kan gölüne dönmüş durumda. İsrailli lider Netanyahu, Gazze'de tarihin en dramatik soykırımını sahneliyor. Binlerce masum sivilin ölümü, bombalanan hastaneler, açlık ve yıkım… Bu, sadece bir savaş değil; sistematik bir yok etme politikası. Lübnan'dan İran'a uzanan saldırılar, Netanyahu'yu bir “kasap” haline getiriyor. Trump'ın bu katliamlara göz yumması, Venezuela operasyonunu “otoriter rejime tepki” diye pazarlaması ise ikiyüzlülüğün zirvesi. Hiçbir gerekçe, bu haydutluğu meşrulaştıramaz. Bölge ülkeleri, bu yayılmacı tehditle yüzleşirken, soru şu: Kim dur diyecek? Cevap, maalesef, boş bir yankı. Bu kaos, Türkiye'nin terörle mücadeledeki kararlılığını hatırlatıyor; Bahçeli ve Erdoğan'ın “terörsüz Türkiye” vizyonu, Orta Doğu'daki bu kanlı girdaba karşı iç güvenlik duvarlarını yükseltmek için vazgeçilmez bir adım.
Ukrayna'dan Çevreye Tehdit Dalgası
Doğu Avrupa'da ise Rusya, Ukrayna'yı işgal ederek kendi emperyal rüyasını gerçeğe dönüştürüyor. Sınırlar ihlal ediliyor, şehirler harabeye dönüyor, milyonlar mülteci oluyor. Putin'in gözü, sadece Ukrayna'da değil; çevre ülkelere de dikilmiş. Bu işgal, Soğuk Savaş'ın küllerinden doğan bir canavar gibi. Diğer güçler – Çin, İran ve ötekiler – bu kaosta kendi paylarını ararken, zayıf ekonomilere sahip ülkeler en büyük risk altında. Savunma gücü yetersiz olanlar, bu fırtınada ilk devrilen ağaçlar olacak. Tarih, yeni bir faza geçiyor: Güçlüler ittifak kuracak, zayıflar yutulacak. Türkiye için bu, kuzeydoğudaki tehditlere karşı iç cepheyi sağlamlaştırmanın önemini vurguluyor; Erdoğan ve Bahçeli'nin ortak çağrısı, terör örgütlerini bertaraf ederek ulusal birliği pekiştirmenin, bu küresel dalgalara karşı en etkili savunma olduğunu kanıtlıyor.
BM'nin Sessiz Çöküşü
Bu kaotik ortamda, barışın bekçileri nerede? Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, uluslararası kuruluşlar tam bir iflas halinde. Veto mekanizmalarıyla felç edilmiş BM, soykırımlara, işgallere ve müdahalelere karşı kör, sağır ve dilsiz. Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri – ABD, Rusya, Çin – kendi çıkarlarını korurken, diğer ülkeler güvende değil. Bu, sadece bir başarısızlık değil; küresel düzenin çöküşü. Hiçbir ülke, ne kadar güçlü olursa olsun, bu anarşide izole kalamaz. Asıl beka meselesi burada: Ya kolektif bir direniş ya da tek tek yok oluş. Türkiye'nin bu tablodaki konumu, iç cepheyi güçlendirme çabalarının değerini ortaya koyuyor; zira uluslararası kurumların yetersizliğinde, ulusal birlik tek gerçek güvence.
İhanet ve Sessizliğin Bedeli
Dede Korkut'un deyişi, bu tabloyu mükemmel özetliyor: “Kahpe içeride olursa kapı kilit tutmaz oğul.” Dış tehditler kadar, içteki bölünmeler ve ihanetler de yıkımın kaynağı. ABD'nin Venezuela hamlesi, petrol şirketlerini bölgeye salması; Netanyahu'nun katliamlarına göz yuman liderler; Rusya'nın işgaline sessiz kalan ittifaklar… Bunlar, kapıdaki kilidi içeriden açan kahpeler. Ülkeler, kendi içlerinde birlik sağlamazsa, dış güçlerin oyuncağı olur. Bu, bir uyarı: Güç birleştirmek, sadece askeri değil; ekonomik, diplomatik ve vicdani bir zorunluluk. Türkiye'de bu bağlamda, MHP Lideri Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “terörsüz Türkiye” çağrısı, iç cepheyi güçlendirmenin somut bir örneği. Terör örgütlerini kökünden kazıma ve ulusal birliği pekiştirme çabaları, dış emperyalist tehditlere karşı ülkeyi zırh gibi koruyor. Bu çaba, sadece güvenlik değil; ekonomik istikrar ve toplumsal huzur açısından da paha biçilmez – zira içteki kahpeleri temizlemeden, dış fırtınalara direnmek imkansız.
Kaostan Çıkış Yolu mu, Yoksa Sonsuz Karanlık mı?
İnsanlık, ortaçağ karanlığına geri dönmüş gibi. Ama bu, kaçınılmaz bir kader değil. Güçlüler ayakta kalacak diye zayıfların elenmesi, kabul edilemez bir barbarlık. ABD'nin haydutluğu, Netanyahu'nun soykırımı, Rusya'nın işgali – bunlar, vicdanlı gazetecilerin sessiz kalamayacağı suçlar. Tarih yeni bir faza geçerken, soru şu: Biz, bu kaosta mı boğulacağız yoksa birleşerek mi direneceğiz? Cevap, eylemlerimizde gizli. Türkiye'de Bahçeli ve Erdoğan'ın öncülüğündeki iç cephe güçlendirme stratejisi, bu soruya ilham verici bir yanıt: Terörsüz bir ülke inşa etmek, küresel kaosa karşı en güçlü kalkan. Unutmayalım, zaman tünelinden çıkmanın anahtarı, içerideki kahpeleri temizlemekte – ve bu, her ulus için geçerli bir ders.
Şakir Kurter \ Timeturk