Dolar

42,9905

Euro

50,5592

Altın

6.002,59

Bist

11.261,52

Tedarik Zincirinde Gri Alanın Tehlikesi: Millilik Ya Hep Ya Hiç

3 Saat Önce Güncellendi

2026-01-02 00:00:05

Şakir Kurter

Türkiye'nin sanayi arenasındaki en sinsi tuzak, yarı millilik illüzyonu. Bir ürünün dış kabuğu yerli ellerde şekillenirken, içindeki kritik teknoloji yabancı bir ülkenin laboratuvarlarından geliyorsa, buna “milli” etiketi yapıştırmak, kendimizi kandırmaktan öteye gitmiyor. Hele ki bir yazılımın kodları burada yazılmışken, güncellemeleri yabancı sunuculara bağımlıysa, bu durum ulusal güvenlik için bir saatli bomba haline geliyor. Peki, neden hala bu gri alanda debeleniyoruz? Cevap basit: Tedarik zinciri bilincimiz eksik. Ve bu eksiklik, Türkiye'nin haberleşme sektörünü dışa bağımlılığın pençesinde bırakıyor.

Haberleşme Teknolojileri Kümelenmesi (HTK), yerli ve milli teknolojiyi teşvik etmek üzere kurulmuş bir çatı örgütlenme olsa da, bugün en büyük zaafı tedarik zincirindeki kör noktada yatıyor; toplantıları, panelleri ve işbirlikleri parlak bir vitrin sunsa da, derinlere inildiğinde stratejik ürünlerdeki yabancı bağımlılık milli bağımsızlığımızı sessizce erozyona uğratıyor. Dünya bu konuda gri alan tanımıyor: ABD CHIPS Yasası'yla çip üretimini eve döndürüp onaylı tedarik zincirini demir yumrukla uyguluyor, Çin yerli tedarikçilere mutlak öncelik veren politikalarla kendi ekosistemini örüyor, Güney Kore ise Samsung gibi devlerini devlet kalkanıyla korurken, hepsi aynı mesajı veriyor – ya tam bağımsızsın ya da risk altındasın. Bizde ise hala “yerli görünümlü” ürünler yeterli sayılıyor, niyet okumakla yetiniyoruz; oysa HTK'nın asıl misyonu üyelerine ürün pazarlama platformu olmak değil, sektörde yerlilik ve millilik kriterlerini belirleyen, kural koyan ve stratejiler geliştiren bir küme haline gelmek olmalı, Millî Teknoloji Genel Müdürlüğü de yerlilik onayı verirken yüzde 51'lik katkı oranının ötesine geçip tedarik zincirinin her halkasında millilik şartı aramalı, teşvikleri gerçek milli üretimi ödüllendiren sıkı kriterlere bağlamalı – çünkü milli teknoloji hamlesi lafla değil, zincirin derinliklerinde bağımsızlıkla kazanılır.

Bu kısır döngüyü kırmak için somut bir adım atma vakti geldi. HTK ve ULAK Haberleşme A.Ş.‘nin işbirliğiyle kurulacak bir “Onaylı Milli Ürün ve Tedarik Zinciri Havuzu”, tam da ihtiyacımız olan çözüm olabilir. Bu havuz, rastgele bir katalog olmayacak; sıkı denetimlerden geçmiş ürünler için bir kale. Giriş kriterleri net: HTK Danışma Kurulu'nun onayı, kritik bileşenlerin derinlemesine denetimi, güvenlik ve süreklilik testleri. Bir ürün bu süzgeçten geçmiyorsa, dışarıda kalacak. Kamu projeleri ve büyük ölçekli haberleşme yatırımlarında ise kural basit: Havuzdaki ürünler öncelikli, istisnalar nadir. Bu yaklaşım, serbest piyasayı bozmak yerine canlandıracak. Yerli üreticiler için çıta yükselecek, rekabet şeffaflaşacak. Herkes neye göre yarıştığını bilecek; yabancı bağımlılık yerine yerli inovasyon teşvik edilecek.

HTK bugün bir yol ayrımında. Ya sadece “iyi niyetli bir buluşma platformu” olarak kalacak – kahve sohbetleri, el sıkışmalar ve güzel dileklerle – ya da Türkiye'nin haberleşme bağımsızlığını inşa eden kurumsal bir beyine dönüşecek. OSTİM'in üçüncü misyonu burada devreye giriyor: Sürdürülebilirlik, sadece çevreyle sınırlı değil; kurumsal cesaretle de ilgili. HTK, bu cesareti göstererek, kalabalık bir tabela olmaktan çıkıp gerçek bir değişim motoru haline gelebilir mi? Yoksa, gri alanların konforunda mı kalacak?

Sonuçta, tedarik zincirinde millilik bir tercih değil, zorunluluk. Türkiye, bu alanda cesur adımlar atmazsa, yarınki krizlerde yine yabancı kapılara muhtaç kalacak. HTK'ya düşen, bu gerçeği kabul etmek ve harekete geçmek. Çünkü millilik, ya hep ya hiç arası yok.

Şakir Kurter \ Timeturk

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Fatih'te 2 aylık bebek açlıktan öldü

Haber Ara