Dolar

43,9798

Euro

51,8312

Altın

7.443,54

Bist

13.717,81

'Kahpe içerden olunca, Kapı kilit tutmaz oğul!'

2 Saat Önce Güncellendi

2026-03-02 00:24:13

Prof. Dr. Mehmet Şahin

Yazmak, zor iştir. Hele zor zamanlarda, zor şeyler yazmak daha zordur. İçiniz dolu, zihniniz karmaşıklıktan iyice bulanmış ise yazmak çok daha zordur. Yazarak içinizi boşaltacağınızı, zihninizi karmaşıklıktan kurtarıp berraklığa ulaştıracağınızı düşünürsünüz. Ama o iş öyle olmuyor!

Bir de ne yazayım, ne yazmayayım, ne yazarsam başıma dert alırım, ne yazarsam derdime çare ararım soruları da kafanızı iyiden iyiye karmaşıklaştırır.

Düşünmek serbest, bırakın eyleme geçmeyi, ifade etmek bile başınıza iş açabilir. Serde akademisyenlik var. Kraldan çok kralcılar olmasa ne güzel olur ama hemen soruşturma balyozu iner tepenize. O yetmez ise 657 sayılı kanun da var!

Haddini bilen, özgürlüğün de sınırı olduğunu kabul eden bir vatanperver olarak, vatanına ve milletine karşı görevleri olduğunu düşünen, topluma katkıda bulunmak isteyen bir akademisyen olarak bu isteğimin sadece düşünmekte kalması benden kaynaklanmıyor. Düşünmek serbest, ama o iş öyle olmuyor maalesef!

Benim için en iyisi uzaktan yakına doğru, zihnimi bulanıklaştıran konuları belli bir sıra gözetmeden yazmak. Kafa karıştıran olayları gene kafa karıştıracak şekilde kelimelere dökmek en uygunu olacak.

Önce Batılı ülkelerin Ortadoğu dedikleri gölgeye bir bakalım. Osmanlı hâkimiyetinden çıkalı beri başı dertten kurtulmuyor. İlginç olan şu. Bu ülkelerin Osmanlı hâkimiyetinden çıkmalarını, bağımsızlıklarını kazanmalarını, özgür devlet kurmalarını teşvik eden, destek veren ve sağlayanlar ile bu ülkeleri güya bağımsız oldukları zamandan beri savaşlar, çatışmalar, terör olayları, cinayetler, iç savaşlar, istihbarat oyunları ile adeta kedinin fare ile oynadığı gibi oynayanlar da gene aynı güç odakları. Yazboz tahtası gibi kullanıyorlar.

Dahası, güya bu bağımsız ülkelerin yönetim sistemlerini ve yöneticilerini de kendileri belirliyorlar. Adı konulmamış bu manda ülkelerinin ortak özellikleri de halkın büyük çoğunluğunun Müslüman olması. Müslüman olmak ve mandacı olmak. Tenakuza bakın!

Mevcut dünya düzeni, kendi içinde bazı birimler oluşturmuş. Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Mahkemesi gibi mesela. Birleşmiş Milletler, beş daimi üyenin inisiyatifine bırakılmış. Bir başka ifade ile Birleşmiş Milletler uygulamada sadece 5 daimi üye devletim birleşmiş hali. Diğer devletler, milletler göstermelik. Veto hakları falan yok. Onlar da biz birleşmiş milletler üyesiyiz diye kendileri ile gurur duyuyorlar.

21. yüzyıla geldiğimizde Birleşmiş Milletler gibi kurumların da aslında göstermelik kurumlar olduğu iyice açığa çıktı. İşin özü tarih boyunca geçerli olan bir ilkeye dayanmaktadır. Charles Darwin'in Türlerin Kökeni adlı eserininde yayınlana ve Herbert Spencer'ın Sosyal Darwinizm adını verdiği yaklaşım ve felsefe eskide kalmış değil. Her iki filozofun da üzerinde anlaştığı doğa kanunu olan en güçlü olanın hayatta kalması ilkesi günümüzde de geçerli.

Spencer ve Darwin'in doğa kanunu olarak ortaya koyduğu ilke, aslında milletlerin doğasında de hep geçerli oldu. ABD ve İsrail'in İran'a saldırısı, Venezüella ve Meksika'da meydana gelen olaylar, geçmişte Irak, Suriye, Afganistan'da başlatılan savaşlar, Ukrayna ve Rusya arasındaki savaş, güçlünün hayatta kalması, güçlünün kazanması ve zayıfın kaybetmesi değil mi?

Bir başka izah ise sömürgecilik ile ilişkilendirilebilir. Sanayi devrimi ile başlayan ham madde ihtiyacı süreç içinde enerji ihtiyacına evrildi. Başta petrol ve doğal gaz olmak üzere diğer enerji kaynaklarını ele geçirme, gücü yetersiz ülkelerin başta enerji kaynakları olmak üzere nadir elementler ve diğer kaynakları sömürmenin yolu da güç kullanarak aşılmaya devam etmektedir. Elbette güçlü olan nadir ve kıymetli olanların sahibi olacaktır. Spencer ve Darwin burada da haklı.

Petrol ve doğal gaz kaynakları olan ülkelere müdahale ederek ya yönetimi ya da tüm ülkeyi eline almak, kendi gücünü doğrudan veya dolaylı olarak kullanarak kaynakları sömürme geleneği bitmiş değildir. Aksine hızlanarak ve ihtiyaçlara göre şekil değiştirerek devam etmektedir. Irak, Suriye, Venezüella ve son olarak İran'ın başına gelenlerin sömürü geleneği ile açıklanması da mümkündür.

Demek ki sömürgecilik bitmiş değil. Afrika'daki kaynaklar yeterince sömürüldü veya artık yeterli değil. İhtiyaç duyulan kaynaklar çeşitlendi artık. Mesela su ve nadir elementler önemli ihtiyaç kaynakları olmaya başladı. Sıradaki veya yürüklükteki çatışma ve savaşların arka planında su ne nadir elementler olmaması için bir neden görünmüyor.

Bir başka açıklama, teopolitik bir açıklama olabilir. Özellikle İsrail'in savaşları, zulmü, katliamı, soykırımı teopolitik bir temele dayandırması, içinde bizim de bulunduğumuz bölgeyi hedef haline getirmektedir.

Filistin'in işgali ve katliamı dâhil İsrail'in yer aldığı tüm savaşları ve katliamları, etnik temizliği, soykırımı meşrulaştırılmasında kullandığı en temel teolojik dayanak seçilmişlik ve vadedilen topraklar mitosudur. Bu mitolojik inançlar Yahudilerin seçilmişliğini ve diğer tüm halklardan ayrıcalıklı ve üstün oldukları inanışını içerir. Bu inanışa göre, vadedilen toprakları ele geçirmek, zapt etmek, oradaki yerli halkı sürerek Yahudilerin kendilerinin yerleşmesi Tanrı'nın kendilerine bahşettiği doğal bir haktır ve bu hedefi gerçekleştirmek onların görevidir.

“Nefes alan her canlı yok edilecek” şeklinde Tevrat'ta ifadesini bulan vadedilen topraklara Tunceli, Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman ve Gaziantep illerimizin dahil olduğunu bilmemiz gerekir. Bunu bilmek en azından bu illeri ve çevresinde bugüne kadar meydana gelen terör, cinayet, mezhep ve etnik temelli çatışmaların kaynağının neler olabileceğini bilmemiz, daha geniş çerçeveden düşünmemizi ve ele almamızı gerektirir.

ABD'li emekli albay ve savunma bakanlığı eski danışmanı Douglas McGregor, İran'dan sonra sıranın Türkiye'ye geleceğini söylüyor. "İran'ı başarıyla yok ettikten sonra, dikkatler Türkiye'nin yok edilmesine çevrilecek. Kaçınılmaz olarak Türkiye, İsrail ile karşı karşıya gelecek, bu muhtemelen Suriye'de olacak" sözlerinin vadedilen topraklara dahil edilen illerimiz dikkate alındığında boş sözler olmadığını düşünüyorum.

Unutmayalım! İran, kendi içindeki hainleri, satılmışları, para ile ajanlık yaparak vatanını ve milletini satanları temizlemedi veya temizleyemedi. Elbette bizde de hainler, satılmışlar vardır. En yeni örneği benim kendi memleketimden çıktı. Silifke'de MOSSAD adına çalışan, mermer ticareti yapan bir maden mühendisi yakalandı. Zengin olmak için İsrail kaynaklı bir şirketle ortaklık yaparak başlamış işe.

Dedem Korkut diyor ki!

Kahpe içerden olunca, Kapı kilit tutmaz oğul!

Halk içinde bozgunluk yapan, Haindir oğul!

Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

İran, Tel Aviv'i vurdu

Haber Ara