Dolar

43,9798

Euro

51,8312

Altın

7.443,54

Bist

13.717,81

Ümmet uyurken dünyayı kim yönetiyor?

2 Saat Önce Güncellendi

2026-03-02 00:17:58

Burhan Yazıcı

"Sessiz kalan vicdanların gölgesinde savaşlar büyüyor; aynı kıbleye yönelenler birbirini tüketirken kazanan yine insanlığı parçalayan karanlık akıl oluyor."

Dünyanın geldiği şu acı noktaya bakar mısınız?

Daha düne kadar uzak adalarda çocukların parçalandığını konuşuyordu Dünya. İnsanlığın utandığı görüntüler hafızalarda tazeyken, bugün başka coğrafyalarda aynı acılar yaşanıyor. Gündem değişiyor, manşetler değişiyor; ama ölen hep aynı... çocuk. Ağlayan hep aynı... anne.

BİRİLERİ STRATEJİ DİYOR, BİRİLERİ GÜVENLİK.

Ama toprağa düşen her can, insanlığın biraz daha eksilmesi demek.

Ve şimdi sormak gerekiyor:

Ey Müslüman...

Ey güçlü olduğu halde sesini çıkarmayan Müslüman...

Secdeye vardığında rüku'yu, kîyamı mı unuttun?

Bir zamanlar attığın nâra miller ötede zalimi titretiyordu. Şimdi burnunun ucunda yok olan insanlığı görüp de nasıl susabiliyorsun?

Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan Ortadoğu üzerine yaptığı değerlendirmelerde bir gerçeği sık sık vurgulardı:

" İslam dünyasının en büyük sorunu dış güçler kadar kendi içindeki dağınıklıktır. Güç; sadece silahla değil, şuur ve birlikle mümkündür." derdi.

Bugün İslam coğrafyasına baktığımızda bu sözleri ne kadar haklı olduğu daha net görülüyor.

Kardeşin kardeşe döndüğü, aynı kıbleye yönelenlerin birbirine şüpheyle baktığı bir tablo var karşımızda.

Ortada iki büyük güç hesap yaparken biz neden birbirimizi tüketiyoruz?

Ölen insan, Müslüman...

Yanan şehir Müslümanın toprağı...

Kazanan ise çatışmadan beslenen karanlık düzen.

Oysa ki Kur'an-ı Kerim'in çağrısı apaçık ortada:

"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin."

Bu ayet sadece bir nasihat değil, bir sorumluluktur. Birlik, aynı sloganı atmak değil; aynı acıyı hissedebilmektir.

Peygamber Efendimiz (sav) ümmeti bir bedene benzetir. "Bir organ acı çektiğinde diğerinin de uykusuz kalması gerektiğini söyler."

Şimdi kendimize şu soruyu dürüstçe sormalıyız: Biz gerçekten bir beden miyiz?

Yoksa acıyı sadece ekranlardan izleyip, hayatına devam eden kalabalıklar mı?

Çünkü savaşlar sadece bombalarla büyümez...

Bazen sessizlik, bir mermiden daha derin yaralar açar.

Bir zamanlar:

Birlik vardı, dirlik vardı, dayanışma vardı. Bugün ise ayrılık büyüdükçe acı çoğalıyor. Oysa bize düşen öfkeyi büyütmek değil, aklı ve vicdanı aynı masada buluşturmaktır.

Unutmayalım:

Dağınık kalabalıklar tarih yazamaz... Ama aynı hedefe yürüyen bir millet kaderini değiştirebilir.

Bugün ihtiyacımız olan şey öfke değil; şuur. Gürültü değil; Adalet.

Ayrılık değil; kardeşliktir.

Çünkü düşmanın en büyük zaferi bizi yenmesi değildir... Bizi birbirimize düşürmesidir. Bir gün bugünün çocukları büyüyüp bize soracak;

"İnsanlık bu kadar acı çekerken siz ne yaptınız?" İşte o gün başımızı öne eğmemek için bugün suskunluğu bırakmak zorundayız.

Savaşlar uzaklarda başlamaz önce kalplerde sessizlik başlar...

Unutmayalım ki;

Uyuyan Ümmet değil... Sustuğu için vicdanını kaybeden insanlık tehlikededir...

Bir gün herkes suskunluğunu anlatacak, ama tarih konuşanları değil, vicdanı için ayağa kalkanları hatırlayacak...

Ben savaşın tarafını değil, insanlığın safını seçiyorum... Çünkü kalem susarsa vicdan da yetim kalır... Vesselam.

Yeni yazımda buluşmak dileğiyle... Saygılarımla

Burhan Yazıcı/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

İran, Tel Aviv'i vurdu

Haber Ara