Dolar

43,9659

Euro

51,8091

Altın

7.441,19

Bist

13.717,81

Para Var, Kredi Yok: Likidite Sterilizasyonu Üzerine Bir Not

2 Saat Önce Güncellendi

2026-03-02 00:19:27

Dr. Murat Ergüven

“Bankalar kredi vermekten kaçınırken likidite sıkıntısı yaşamıyor; çünkü para reel sektöre değil, Merkez Bankası bilançosuna yöneliyor. Likidite sterilizasyonu olarak adlandırılan bu süreç, enflasyonla mücadelede etkili bir araç olmakla birlikte kredi kanalını daraltarak parasal aktarım mekanizmasının reel ekonomi üzerindeki etkisini zayıflatıyor”.

Son dönemde kredi piyasasında yaşanan daralma, yalnızca reel sektörün değil, ekonomiyle ilgilenen herkesin dikkatini çeken bir olgu hâline gelmiştir. Bankalar kredi vermekte isteksizdir; buna karşılık finansal sistemde belirgin bir likidite sıkışıklığından da söz etmek mümkün değildir. Bu durum doğal olarak şu soruyu gündeme getirmektedir: Bankalar kredi vermekten neden kaçınmaktadır ve bu tercihin arkasında kamusal bir yönlendirme ya da örtük bir yasak mı vardır?

Mevcut mevzuat incelendiğinde bankalara yönelik açık bir “kredi vermeme” yasağı bulunmamaktadır. Ancak para politikası uygulamaları, makroihtiyati tedbirler ve risk ağırlıklı düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan fiilî sonuç, kredi kanalının ciddi biçimde daraldığını göstermektedir. Bu nedenle mesele, hukuki bir yasaktan ziyade ekonomik teşviklerin yönüyle ilgilidir.

Bankalar açısından kredi verme faaliyeti; uzun vadeli, yüksek riskli ve sermaye yeterliliğini zorlayan bir işlemdir. Buna karşılık Merkez Bankası ile yapılan gecelik işlemler, düşük riskli, kısa vadeli ve bilanço açısından son derece elverişli bir alternatif sunmaktadır. Bu şartlar altında bankaların kredi vermek yerine likiditelerini Merkez Bankası'nda değerlendirmesi rasyonel bir tercih olarak ortaya çıkmaktadır.

Burada asıl dikkat çekici husus, Merkez Bankası'nın bu likiditeye neden talip olduğudur. Merkez Bankası'nın bankalardan gecelik borçlanmasının arkasında bir finansman ihtiyacı bulunmamaktadır. Aksine bu uygulama, para politikasının teknik bir aracı olarak kullanılmaktadır. Merkez Bankacılığı literatüründe bu süreç “likidite sterilizasyonu” olarak adlandırılır.

Burada kritik bir unsur da faiz koridorudur. Merkez Bankası, politika faizini ilan etmekle yetinmez; gecelik piyasa faizlerinin bu oran etrafında şekillenmesini ister. Eğer piyasada likidite fazla kalırsa, bankalar arası gecelik faizler politika faizinin altına sarkar. Bu durum, para politikasının sıkı duruşunun fiilen gevşemesi anlamına gelir. Likiditenin Merkez Bankası tarafından gecelik işlemlerle çekilmesi, gecelik faizlerin hedeflenen faiz koridoru içinde kalmasını sağlar ve para politikasının etkinliğini korur.

Likidite sterilizasyonu, piyasada bulunan fazla likiditenin krediye, dövize veya iç talebe yönelmesini engellemek amacıyla merkez bankası bilançosu içinde tutulmasıdır. Amaç, kısa vadeli faizlerin politika faizine yakın seyretmesini sağlamak ve para politikasının sıkı duruşunu fiilen korumaktır. Bu yolla hem enflasyon beklentileri yönetilmeye çalışılır hem de finansal piyasalarda kontrol kaybı yaşanmasının önüne geçilir.

TCMB'nin 2026 Para Politikası Metni ve Enflasyon Raporu 2026-I'de (Şubat 2026) vurgulandığı üzere, sistemdeki kalıcı likidite fazlası etkin sterilize edilmekte; ağırlıklı olarak gecelik ve haftalık vadeli depo alım ihaleleri, APİ portföyü (nominal 450 milyar TL hedef) ve diğer araçlarla faiz koridoru korunmaktadır. 2025 verileri (476 milyar TL'ye ulaşan fazla, 300 milyar TL net APİ, 176 milyar TL swap, 269 milyar TL likidite senedi) temel alınarak bu yaklaşım 2026'da da sürdürülmektedir. 23 Ocak 2026'dan itibaren bir hafta vadeli depo alım ihaleleriyle fazla likiditenin sterilizasyonu yoğunlaşmıştır.

Ancak bu mekanizmanın önemli bir yan etkisi bulunmaktadır. Likiditenin sterilize edilmesi, kredi kanalının işlevini zayıflatmakta ve parasal aktarım mekanizmasının reel ekonomi ayağını sınırlamaktadır. Para, finansal sistem içinde dolaşmakta; fakat üretim, yatırım ve istihdam alanlarına yeterince nüfuz edememektedir. Nitekim son PPK özetlerinde TL ticari kredilerin 4 haftalık büyüme oranlarının ortalaması %3,5 civarında seyrederken, kur etkisinden arındırılmış yabancı para ticari kredilerdeki büyüme daha düşük seviyelerde kalmış; Ocak 2026'da YP kredi büyüme sınırı %0,5'e indirilmiş, KMH büyümesi %2 ile sınırlandırılmıştır. Genel kredi büyümesi dezenflasyon patikasıyla uyumlu tutulmuştur.

Bu noktada ortaya çıkan tablo nettir: Ekonomide para vardır, bankalar likidite sorunu yaşamamaktadır; buna karşılık reel sektör finansmana erişimde ciddi güçlüklerle karşı karşıyadır. Kısa vadede fiyat istikrarını destekleyen bu yaklaşım, orta ve uzun vadede büyüme dinamiklerini zayıflatma riski taşımaktadır.

Sonuç olarak, bugün yaşanan kredi daralması bankaların keyfî tercihlerinden ziyade uygulanan para politikasının doğal bir sonucudur. Likidite sterilizasyonu, enflasyonla mücadelede etkili bir araç olmakla birlikte, uzun süre devam etmesi hâlinde ekonomik faaliyet üzerinde kalıcı baskılar oluşturabilir. 2026 yılı başında politika faizinde kademeli indirim süreci başlamış olsa da likidite yönetimi ve sterilizasyon araçlarının aktif biçimde kullanılmaya devam etmesi, kredi kanalının hâlen sınırlı çalıştığını göstermektedir. Dezenflasyon süreci sürmekle birlikte parasal sıkılık özellikle likidite politikası üzerinden desteklenmekte; bu tablo, para politikasında kademeli ve kontrollü bir geçiş sürecine girildiğini göstermektedir.

Dr. Murat Ergüven/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

İran, Tel Aviv'i vurdu

Haber Ara