Dolar

43,0449

Euro

50,3825

Altın

6.189,10

Bist

12.023,78

ABD'nin Venezuela operasyonu: Trump etkisi

2 Gün Önce Güncellendi

2026-01-05 14:09:13

Mustafa Metin Kaşlılar

ABD, uzun bir süredir gündemde ve hali hazırda ABD deniz kuvvetlerinin çevrelediği Venezuela üzerindeki baskısının operasyonel anlamda ilk aşaması olan “Operation Absolute Resolve” yani “Kesin Kararlılık Operasyonu” görevini tamamladı. Bu görevin ilk aşaması Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun ülke dışına çıkarılması ve 13 yıllık Nicolas Maduro iktidarının son bulmasıydı. Bu genel anlamda büyük bir şaşkınlık yarattı zira ABD ordusu Venezuela üzerinde belirli stratejik noktalara hava saldırısı yapmasının ardından kritik bir operasyon ile Devlet Başkanı Maduro ve eşini ülkeden kaçırıp ABD'ye götürdü ve bu operasyon saatler içerisinde tamamlandı.

ABD özelinde bunun okumasını geniş anlamda yapmak gereklidir diyebilirim. ABD özellikle Trump yönetimi ile birlikte “Önce Amerika” söylemini sürekli gündemde tutuyor ve bu politik görüş doğrudan dış politikayı etkiliyor. Bilindiği üzere Trump dönemiyle birlikte ekonomik milliyetçilik ve dış politika anlayışının klasik ABD dış politika ekolünden ayrılması süreci Venezuela üzerindeki baskının da artmasını beraberinde getirdi diyebilirim. ABD en son yayımladığı Ulusal Güvenlik Stratejisinde kendi nüfus alanı olarak gördüğü Batı Yarımküre üzerinde tekrar hakimiyet kurma arayışında olduğunu zaten göstermişti. Batı Yarımkürede artan Çin etkisi Trump yönetiminin bölgede kabul etmeyeceği bir gerçek ve özellikle Güney Amerika'da artan ABD baskısı bunun en somut örneği ve bu doğrudan Ulusal Güvenlik Stratejisi üzerinden okunmalıdır.

ABD'de özellikle Trump'ın Başkan olma süreci sonrasında bunun ilk izlenimi Grönland olmuştu zira Trump Grönland üzerinde hak tesisi açıklamaları yapmıştı. Zira bölge üstünde hakimiyet arama göstergesinin ilk alanı burasıydı. Grönland özellikle buzulların hızla erimeye devam ettiği ve küresel ısınmanın arttığı bugünlerde aslında altında cevher saklayan bir bölge konumunda kritik minareler ve nadir toprak elementleri bu bölgenin bir ışık olmasını ABD açısından sağlıyor ilave olarak Kuzey Kutbun alanında yeni ticaret rotalarının merkezinde bir ada olan Grönland stratejik konumu açısından da bir değer taşıyor bölgede Çin ve Rusya etkisi hissedilir derecede olsa da Trump bu bölgeyi doğrudan kendi egemenlik alanına almak istiyor bu Danimarka ve doğrudan Avrupa Birliği ile ilişkilerde kırılmanın da işareti diyebiliriz. Bu söylem genel bakıldığında bölgede hakimiyet söylemiydi diyebilirim ve bu konu üzerinden Venezüella'ya dönersek. Trump'ın bölge hakimiyeti stratejisinin ilk kurbanı Venezuela oldu diyebiliriz.

Venezuela üzerinde zaten uzun zamandır bir ABD baskısı söz konusuydu ve bu meşruiyet aracı Venezuela üzerinden bir uyuşturucu ve göç geçişi üzerinden geçekleştirildi. Trump ayrıca Venezüella'nın ABD'nin petrol haklarını çaldığını da iddia ediyor zira bunun için tarihe bakmamız gereklidir. 1976 tarihinde Venezuela petrol endüstrisini yabancı şirketlerin varlıklarını devletleştirerek sürdürmüştü ve genelde devletleştirilen petrol şirketleri ABD'li şirketler oldu. 2007 tarihinde Chavez yönetimi petrol projelerini yabancı şirketlere daha az avantajlı şartlar dayatarak sundu fakat ABD'li şirketler özellikle Exxonmobil ve ConovoPhillips şirketleri şartları kabul etmeyerek ülkeden çekildi ayrıca bu şirketlere Venezuela yönetimi doğrudan el koydu. Şirketler ilk aşamada uluslararası tahkim mahkemelerinde tazminat kazansalar da Venezuela bu tazminatları ödemedi. Bu noktada Cehvron şirketi ülkede şartları kabul ederek kaldı ve Venezüella'da faaliyet gösteren tek büyük ABD şirketi konumundaydı. Bu noktada bu boşluğu Çin ve Rus şirketler aldı diyebiliriz özellikle Çin Venezuela petrolünün neredeyse yarısından fazlasını elinde tutan bir ülke konumunda diğer yandan Rus şirketleri de özellikle Rosneft ortak girişimlerde yer alıyordu. Rosneft şirketi üzerinde de ABD yaptırımları olduğunu hatırlatmak gereklidir.

ABD'nin Venezuela üzerindeki ilk baskısı dediğim gibi uyuşturucu ve göç üzerine oldu zira bu noktada ABD Deniz Kuvvetleri Venezuela üzerinde bir abluka uygulaması başlattı ve ABD'ye geçmeye çalışan küçük botların vurulması ve Venezuela'ya giriş çıkış yapan ticari gemilerin durdurulması ve el konulması üzerine süreç devam etti. Bu dönem içerisinde Porto Riko'da uzun süredir kapalı olan Roosevelt Roads ABD üssü tekrar açılmış ve bu üsse F-35'ler yerleştirilmişti ki buradan havalanan savaş uçakları Venezuela operasyonunda kritik konumda yer aldılar ve ardından 2026 senesinin ilk günlerinde ABD Venezuela'da hava harekâtı ve kritik bir operasyon ile ülkede Nicolas Maduro yönetimi devrildi. Bu Venezuela üzerindeki ilk aşama operasyonuydu diyebilirim zira Venezuela'da ordu içerisinde ve bürokrasi içerisindeki gruplar ABD'ye zarar verebilir bu da aynı zamanda bir iç savaşı körükleyebilir. Bu yüzden Trump yönetimi doğrudan ABD'nin devralacağını açıklamıştı bu sürecin ardından ABD petrol şirketleri Venezuela'ya tekrar girerek dünyanın en büyük rezervlerinin bulunduğu bu ülkede çalışmalarına başlayacaklardır. Bu operasyon ABD'nin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisinin ilk ayağı oldu diyebilirim. ABD Güney Amerika üzerindeki baskısını daha fazla arttıracaktır zira söylemlerde bu yönde gelişmektedir bu sayede bölgede Çin etkisi kırılarak bölge nüfusunu tekrar kontrol altına almış olacak.

Yukarıda da söylediğim gibi aslında Porto Riko'da tekrar açılan Roosevelt Roads ABD hava üssü, Venezuela operasyonu ve Grönland üzerinde artan baskı ve Grönland'a yeni atanan Louisiana Valisi Jeff Landry özel temsilci olması yeni askeri gelişmelere tanık olacağımızın ilk resimleri diyebiliriz. Bu noktada ayrıca Trump Danimarka ekonomisini mahvetme tehdidi de yaptı bu oldukça kritik bir nokta. Donald Trump ile birlikte Transatlantik ilişkilerde bir kırılma yaşanacağını daha önce belirtmiştim bu özellikle Grönland üzerindeki baskının artacağı dönem ile birlikte daha da çatırdayacak bir konu olacaktır.

Burada ABD açısından mesele sadece petrol değil aslında bölgede geniş hakimiyet kurma isteği ayrıca göç konusunu sınıra gelmeden çözebilmek birinci derecede önemli bu çerçevede Güney Amerika ülkelerine sorunları baskı yoluyla çözdürme politikası işlenecektir yani şunu söyleyebiliriz geniş anlamda bir nüfus alanı oluşturma gayesi barındırıyor. ABD bu sert politikasıyla aynı zamanda Çin etkisini bölgede eritmek ve Çin'in bölge ülkeleriyle ticaretini sekteye uğratmak da istiyor diyebiliriz. Bu sebebiyetle bölge ülkelerine müdahaleler ve baskılar gelecek dönem içerisinde beklenebilir.

Mustafa Metin Kaşlılar \ Timeturk

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

İHH 2025'te 16 ülkede 17 bin 370 katarakt ameliyatı yaptı

Haber Ara