28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail'in ortak operasyonlarıyla İran'da rejimi değiştirmek amacıyla başlayan saldırılar şiddetini daha fazla arttırarak ve küresel ekonomide dengesizliği daha fazla yukarıya çekerek devam ediyor. ABD İran'da rejim değişikliğini kısa sürede tamamlayıp operasyonu bitirmeyi düşünse de beklenen gerçekleşmediği gibi ABD tamamen bir girdabın içine çekilmiş durumda. ABD'nin en büyük baş ağrısı Hürmüz Boğazı ve Küresel ekonomik dengelerdeki dalgalanmalar ayrıca bölgede Körfez ülkelerine karşı süren füze saldırıları.
Son dönemlere baktığımızda ilk kritik konu Hürmüz Boğazı. İran Hürmüz Boğazını ABD ve İsrail'in saldırıları sonrasında kapatma kararı almış ve bu karar özellikle petrol lojistiğinde sorunların yaşanmasına sebebiyet vermişti. İran'ın ilk büyük kozunu uygulaması sonrasında Hürmüz üzerinde belirli kararlar ele almaya başladığını görebiliyoruz. Bunlardan ilki özellikle belirli gemi geçişlerine izin vermeleri Irak petrol tankerleri, İspanya menşei gemiler, Pakistan bandıralı tankerler, Çin ile bağlantılı gemiler bu noktada İran'ın hedeflediği konu doğrudan Hürmüz'ü kullanmak zorunda kalan ülkelerin kendileriyle görüşmesini sağlamak ve bu savaşa karşı duran bir saf yaratmak diyebilirim. En son Fransız denizcilik devi CMA'ya ait bir konteyner gemisi de İran'dan geçiş izni alarak Hürmüz'ü geçti. Bu İran'ın Avrupalı tankerlere karşı ilk izniydi bu da Avrupa'nın savaşı sonlandırma gayreti içerisinde olmasını sağlamak üzerine kurulu ve Avrupa'ya baktığımızda Avrupa Birliği İran'a karşı başlatılan savaşın kendilerinin savaşı olmadığını doğrudan belirtiyorlar. Bu oldukça kritik bir nokta Avrupa'nın Hürmüz Boğazı üzerinden geçecek petrol ve LNG tankerlerine oldukça fazla ihtiyacını olduğunu düşünürsek Avrupa'nın Hürmüz noktasında diplomasi aradığını net olarak söyleyebiliriz. Umman bu konuda yakın zamanda İran ile de Hürmüz'den güvenli geçiş adına bir görüşme gerçekleştirdi. Bu diplomasi ile İran ile görüşmeler gerçekleştirilerek Hürmüz üzerinden güvenli geçiş planlamasını diğer ülkelerden de bekleyebiliriz.
Hürmüz noktasında ABD Başkanı Donald Trump İran'a bir süre verdiğini söylemişti bu süre sonunda İran'a tekrar saldırıların başlayacağını belirtmişti. Özellikle Hürmüz'ün açılması adına ABD tarafından yapılacak saldırıları ilk aşamada küresel enerji tedarikinin daha fazla yara almasını beraberinde getireceği gibi İran ABD'nin enerji altyapılarına saldırması durumunda Babu'l Mendep boğazını da kapatabileceğini belirtti. Yemen'de Husilerin doğrudan savaş katıldığını da düşünürsek bölgede tam anlamıyla ticari gelişmeler durma noktasına gelebilir. Diğer nokta İran Hürmüz üzerinden geçiş ücreti alımını da tamamen yasalaştırmış durumda Hürmüz üzerinden geçen gemilerden 2 milyon doların üzerinde ücret alındığı belirtilmişti bu da Hürmüz üzerinde İran'ın etkisini daha da kuvvetlendirme durumu kaçınılmaz ilaveten geliştirdiği diplomasi üzerinden bazı gemilere geçiş izni artı geçiş ücreti savaşı finanse etmesini de doğrudan sağlayabilirler. Petrol arzından yaşanan sorunlardan sonra ABD'nin İran petrolüne yaptırımlara esnetmesi İran için ayrı bir gelir kapısı diyebiliriz. Sonuç itibariyle Hürmüz üzerinden ABD'nin yoğun baskısı ve savaşın dozunu arttırması bölgede daha fazla ticari aksaklıkların yaşanmasını beraberinde getirme riski taşıyabilir.
İran'ın Körfez ülkelerine saldırıları ise hala devam ediyor ve enerji arzında dalgalanmaların bir diğer sebebi de doğrudan bu saldırılar diyebilirim. İran ABD üslerinin yanında doğrudan petrol üretim tesislerini ve LNG tesislerini hedef alıyor. En son Birleşik Arap Emirlikleri'nde Habshan gaz tesislerine ve Kuveyt'te El-Ahmedi Limanı'ndaki petrol rafinerisi hedef alındı. Irak'ta hedef alınan petrol tesisleri neticesinde de Irak Petrol Bakanlığı petrol faaliyetlerinin durdurulduğunu açıklamıştı. Bahreyn'de ise Gulf Petrochemical Industries Company'e ait petrokimya tesisleri hedef alındı. İsrail'de ise Hayfa rafinerisi hedef alınmıştı. Bu saldırılar özellikle petrol arzında düşüşleri sürdürmeye devam edecektir. ABD ise bölgedeki müttefiklerini tam anlamıyla koruma altına alamasa da hava savunma sistemleri için ek ödenek ayırmış durumda diyebiliriz yani daha fazla hava savunma sistemi bölgeye gönderilecek. Bu misilleme saldırılarında korkulan iki nokta söz konusu olacaktır. Bunların ilki İran'da hedef alınan Buşehr Nükleer Santrali özellikle ABD'nin ve İsrail'in nükleer tesisler üzerindeki saldırıları Körfez ülkelerine de doğrudan zarar verecektir. Rüzgâr ve deniz akıntıları Körfez ülkelerinde su kaynakları açısından da kritik bu da ikinci korkulan alan zira Körfez ülkeleri içme suyunu deniz suyu artıma tesisleri üzerinden karşılıyor. En son Kuveyt'te bir su arıtma tesisi hedef alınmıştı bu bölgedeki en büyük risklerden biri zira Körfez ülkeleri içme suyu ihtiyacının %90'ından fazlasını bu arıtma tesisleri üzerinden karşılıyor. İran'ın misilleme saldırılarında bu arıtma tesislerini hedef alması bölgede bir insani krizin çıkmasını net olarak beraberinde getirecektir.
İran'ın bölge ülkelerinde diğer bir hedefi ise ABD şirketleri ve bilgi ve iletişim teknoloji şirketleri üzerine olacak bunlar son açıklamalarda genel meşru hedef sayılmıştı. İran Devrim Muhafızları bu çerçevede bölgede şirketleri bulunan Microsoft, Oracle, Alphabet/Google, JPMorgan Chase, Palantir, Tesla, Cisco, HP, Intel, Nvidia ve Boeing, Meta, Dell, General Electric, Spire Solutions G42, Apple gibi ABD merkezli şirketleri misilleme saldırıları ile hedef alabilirler. Körfez'de güvenlik ve iş merkezi oluşturma çabaları savaşın devam etmesi neticesinde büyük yara alabilir diyebilirim. Bu saldırıların korkulan diğer bir yanı ise Körfez ülkelerinin İran'a karşı bir savaşın içerisinde yer alma riski zira bu bölgenin tamamen ateş çemberi içerisine alınması demek olacaktır.
Bu ABD merkezli şirketlerin İran'ın neden hedefi haline geleceğini açıklarsam ilk noktada Microsoft, Oracle, Google ve AWS son yıllarda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde dev veri merkezleri açmış durumdalar. Bu ülkelerin devlet verileri ve dijital altyapıları bu şirketlerin fiziksel tesislerinde tutulmakta. Bu da İran için bir kritik altyapı hedefi haline gelmiş durumda. Boeing ve Lockheed Martin ise Körfez ülkelerinin ana tedarikçilerinden diyebiliriz bakım ve onarım tesisleri bölgeye hizmet veriyor ve İran'ın hedeflerinden biri olabilir. Palantir şirketi ise veri analitiği ve istihbarat yazılımları noktasında Körfez ülkelerine doğrudan yatırım sağlayan şirketler arasında, JPMorgan ise Körfezin varlık fonlarını Batı ülkelerinde yatırımlarla yöneten bir şirket. İran'ın bölgede bu şirketlere olası saldırıları Körfez'de iş merkezi imajının da ve petrol dışı büyüyen ekonominin de çatırdamasına neden olabilir.
Mustafa Metin Kaşlılar/TİMETÜRK