Dolar

43,3926

Euro

51,5579

Altın

7.010,76

Bist

12.992,71

Venezuela Ukrayna ve 'kaynak laneti': ABD zengin ülkelere neden çöküyor?

2 Saat Önce Güncellendi

2026-01-26 00:07:46

Dr. Murat Ergüven

Borç, Güç ve Devlet Aklı Arasında Sıkışan Dünya

“Modern dünyada işgal artık savaşla yapılmıyor. Venezuela'nın petrolü, Ukrayna'nın doğal kaynakları, Afrika'nın madenleri; hepsi aynı küresel düzenin açgözlü aktörleri tarafından hedef alınan zenginlikler. Petrol yerinde akıyor, madenler yerinde çıkarılıyor, haritalar değişmiyor; fakat bu zenginliklerin üzerinde oturanlar artık o ülkelerin kendisi değil, küresel düzenin asıl sahipleri. Zenginlik, onu koruyamayan için nimet değil, hedef hâline geliyor. “Kaynak laneti” denilen şey bir kader değil; devlet aklı çöken ülkeler için işletilen küresel bir düzendir. Çünkü sıraya girenler, önce devlet olma yetisini kaybedenlerdir.”

Sahadan Gelen Hakikat

4 Aralık 2018'de, DEİK programı kapsamında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile aynı heyette çıktığım Latin Amerika ziyaretinde Venezuela'yı gördüm. Ondan bir yıl önce ve bir yıl sonra olmak üzere iki defa Ukrayna gezilerim oldu. Aradan geçen yıllar, bu seyahatleri sıradan birer gezi olmaktan çıkardı. Bana yalnızca ülkelerin yerini, sınırlarını, haritalarını değil; bu çağda gücün nasıl üretildiğini, nasıl el değiştirdiğini, devletlerin nasıl zayıflatıldığını ve sistemin hangi mantıkla işlediğini gösterdiğini fark ediyorum.

Ukrayna ile Venezuela arasında ilk bakışta benzerlik kurmak zordur. Biri Doğu Avrupa'da, diğeri Güney Amerika'da. Biri Slav, diğeri Latin dünyasına aittir. Fakat harita değişse de kader çizgisi aynıdır: Her ikisi de zengindir ve her ikisi de savunmasızdır. Ve tam da bu yüzden hedef hâline gelmişlerdir.

Zengin Ama Savunmasız Olmak

Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahiptir. Altın, bakır, doğalgaz, uçsuz bucaksız tarım arazileri… Buna rağmen halk, modern tarihin en ağır yoksullaşma süreçlerinden birini yaşadı. Yüzde milyonları aşan enflasyon, çanta dolusu banknotlar, saatlerce süren uçsuz bucaksız alışveriş kuyrukları, boş market rafları…

Havalimanında eşyalarımızı taşıyan görevliye bozuk paramız olmadığı için verdiğimiz 5 dolar karşısında adamın istavroz çıkarmasına önce anlam veremedik. Sonra öğrendik ki insanlar ayda 8–10 dolar karşılığı çalışıyordu.

Bu tablo bir doğal afetin sonucu değildi. Bu, kötü kaderin değil; kötü yönetimin, kurumsal çöküşün ve en önemlisi sistematik dış baskının birleşimiydi. Bugün ABD'nin Venezuela'ya fiilen çökmüş olması bir çelişki değildir; aksine çağımızın yeni işgal biçiminin en berrak örneğidir. Askerî işgale gerek kalmadan, yıllar içinde ekonomik ve sosyal olarak yıpratılan, siyasî olarak itibarsızlaştırılan, yalnızlaştırılan ve kurumsal olarak felç edilen ülkeye çökmüş durumdadır. Uzun süre sefalet içinde tutulan bir toplum, sonunda kaynaklarını korumaktan vazgeçer; yalnızca hayatta kalmaya odaklanır. Tank gelmeden, bayrak dikmeden, ülkenin doğal kaynakları teslim alınır.

Bu noktada halk, bir kurtarıcı arar. Çünkü zengin kaynaklara sahip bir ülkede yoksul yaşamayı kabullenmek istemez; zaten bu sürdürülebilir de değildir. Petrol varken benzin kuyruğunda beklemek, maden varken işsiz kalmak, toprak varken açlıkla sınanmak bir süre sonra tahammül edilebilir bir çelişki olmaktan çıkar. İnsanlar yorulur, bıkar ve “yeter artık” der. İşte bu an, dış müdahalenin en verimli zeminidir. Tam da bu anı bekleyen “o süper güç”, kurtuluş vaadiyle sahneye çıkar; artık işgalci değil, beklenen kurtarıcıdır ve çoğu zaman halk tarafından coşkuyla karşılanır. Çünkü artık mesele ideoloji ya da siyaset değil, insan onuruna yakışır bir şekilde yaşayabilmektir. Düzen ve nefes alınabilir bir hayat, her şeyin önüne geçer.

Toprak Değil, Konum İşgali

Ukrayna sahnesi farklıdır ama oyun aynıdır. Avrupa'nın tahıl ambarı… Verimli topraklar, doğalgaz yatakları, enerji hatları, tampon coğrafya… Bu ülke fiilen bir “cephe hattına” dönüştürüldü.

Burada hedef yalnızca toprak değildi; hedef, konumdu. Bir ülkeyi, büyük güçler arasında sürekli gerilim üreten bir ara bölgeye çevirmekti. Ukrayna, kendi varlığıyla başkalarının mücadelesine zemin hâline getirildi.

Ben de bu ülkeleri gördüğümde kendi kendime şu soruyu sordum:
Ortadoğu'da dünyanın masrafına giren Amerika, neden burada yok?
Neden dünyanın en büyük petrol havzasının üzerinde oturan Venezuela'ya doğrudan girmiyor? (Pek tabii girmesini istediğim için değil)

“Nasıl olsa ayağımın dibinde, sonra hallederiz” diye düşünüyordur dedim.
Neden koskoca Ukrayna bu kadar kırılgan bırakılıyor?

Cevap birkaç yıl sonra geldi.

Bu ülkeler önce karıştırılıyor. Kutuplaştırılıyor. Fakirleştiriliyor. Ardından liderleri –zaten devlet geleneğinin içinden gelmemiş, kriz okuyacak kapasitesi olmayan figürler– kamuoyu önünde hızla yıpratılıyor.

Devletin Kırıldığı Yer: Liderlik ve Kurumlar

Bu iki ülkede dikkat çeken ortak nokta, doğal zenginlikten çok, devlet aklının kırılganlığıdır. Zelenski, siyasete bir komedi dizisinden geldi. Maduro ise bir dönem makam şoförlüğü yaptı. Bu ifadeler küçümseme için değil, bir hakikati göstermek içindir: Modern dünyada bazı ülkeler, devlet olma ağırlığını taşıyabilecek kadroları değil; vitrine yakışacak figürleri üretir hâle getiriliyor.

Mesele kişisel geçmiş değil; devlet tecrübesi, kriz sezgisi ve stratejik derinlik eksikliğidir. Devlet aklı, popülerliğin gölgesinde eriyor. Kurumlar zayıfladığında, ülke bir insanın kapasitesi kadar oluyor. Böyle liderlikler, küresel sistem açısından ideal hedeftir: kolay yönlendirilir, hızlı yıpratılır, kamuoyu önünde çabuk itibarsızlaştırılır.

Kurşun Atmadan Fetih

Modern çağda fetih artık askerî zaferlerle yapılmıyor.
Önce toplumun fay hatları kaşınıyor.
Ekonomi kırılganlaştırılıyor.
Lider itibarsızlaştırılıyor.
Halk, “kurtarıcı” psikolojisine sürükleniyor.

Bu noktadan sonra tank gerekmez. Toprak, zihin yoluyla teslim alınır.

Irak'ta devlet aklı dağıtıldı.
Libya'da lider gitti, devlet buharlaştı.
Suriye'de toplum parçalandı.
Venezuela'da ekonomi çöktü.
Ukrayna'da ülke cepheye dönüştürüldü.

Bunlar birbirinden kopuk hadiseler değil; aynı zincirin halkalarıdır.

Borçla Kurulan Yeni Dünya Düzeni

Bu tabloyu anlamak için bugünkü küresel iktisadî zemine bakmak gerekir. ABD'nin ekonomik büyüklüğü yaklaşık 31 trilyon dolar civarındadır. Buna karşılık dış borcu 39 trilyon doları aşmıştır. Bu, üretimle, vergiyle, klasik ticaretle kapanabilecek bir borç değildir. Bu yüzden sistem, dışarıdan beslenmek zorundadır.

Normal şartlarda böyle bir borcu ödemeye kalksanız, yüz yıl yetmez. Bu büyüklük, yeni bir güç mantığı üretir: Borç artık çalışarak değil, konum alarak; üretimle değil, çökmeyle kapatılır. Zengin ama siyasî olarak güçsüz ülkeler bu yüzden cazip hedeflerdir.

ABD'nin bu yükü taşıyabilmesinin sebebi, doların küresel rezerv para olmasıdır. Dünya ticareti dolar üzerinden akar. Merkez bankaları rezervlerini dolar cinsinden tutar. Amerikan tahvilleri “güvenli liman” olarak görülür. Bu durum Washington'a benzersiz bir ayrıcalık sağlar. ABD borçlandığında, yalnızca kendi vatandaşlarından değil, dünyanın geri kalanından da alacaklı bulur. Faizi düşüktür, talep süreklidir. Bu muazzam bir imtiyazdır.

Aynı borç başka bir ülkenin sırtında ölümcül olurken, ABD için taşınabilir hâle gelir. Çünkü dolar yalnızca bir para değil, küresel bir altyapıdır.

Merkez ve Çevre Arasındaki Uçurum

Türkiye gibi ülkeler için gerçeklik bambaşkadır. Türkiye'nin ekonomisinin büyüklüğü 2025 için yaklaşık 1,57 trilyon dolar seviyesinde; dış borcu ise yaklaşık 565 milyar dolar civarındadır. Bu rakam, ekonominin büyüklüğüne oranlandığında ABD'den daha “makul” görünür. Ancak fark şuradadır: Türkiye'nin parası rezerv para değildir.

Türkiye TL bastığında, bu para küresel sistemde tutulmaz; dövize yönelim doğurur, kur yükselir, enflasyon artar. ABD'de para basmanın meydana getirdiği etkiyle Türkiye'deki etki aynı değildir. Çünkü biri sistemin merkezidir, diğeri çevresinde yer alır.

Bu yüzden küresel borç düzeni, ülkeleri ikiye ayırır: Borcu sistemiyle taşıyabilenler ve borcu çözülerek ödeyenler.

Lanet Değil, Paradoks

İşte zengin ama kurumsal olarak zayıf ülkelerin cazibesi burada başlar. Çünkü bu ülkeler, borcu üretimle değil; çözülerek taşır. Kaynakları vardır ama onu koruyacak devlet kapasitesi yoktur. Zenginlik, güçlü devlette kalkan olurken; zayıf devlette hedef işaretine dönüşür.

Bu nedenle mesele “zenginliğin laneti” değildir. Bu bir paradokstur. Zenginlik, güçlü devlette kalkandır; zayıf devlette davetiyedir. Sorun kaynak değil; kaynağı yönetecek devlet kapasitesinin yokluğudur. Aynı maden, bir ülkede bağımsızlık üretirken, başka bir ülkede işgal çağrısına dönüşür. Sorun kaynak değil; kaynağı yönetecek devlet aklının yokluğudur.

Sonuç: Haritada Kalmak Yetmez

Bugün dünya, borcunu üretimle değil; zayıf ama zengin ülkeler üzerinden kapatmaya çalışan bir güç mimarisiyle yönetiliyor. Venezuela'nın petrolü akıyor. Ukrayna'nın toprağı cepheye dönüşüyor. Afrika'nın madenleri el değiştiriyor. Grönland bile artık “jeopolitik mülk” muamelesi görüyor. Haritalar değişmeden, egemenlik el değiştiriyor.

Bu yüzden bazı ülkeler için zenginlik nimet değil; korunamıyorsa, dışarıdan bakıldığında lanet gibi işleyen bir paradoksa dönüşüyor. Literatürde buna “Kaynak Laneti” deniyor. Fakat bugün yaşanan şey, doğal bir iktisadi talihsizlikten çok daha fazlası. Bu, küresel ölçekte işletilen bir çökme düzenidir; devlet aklını çökerterek zenginliğe el koyma modelidir.

Bu noktada artık şu soruyu sormak gerekir: Bütün bunlar dağınık refleksler mi, yoksa sistematik bir doktrin mi?

Son yıllarda Washington'da şekillenen yaklaşım, gayriresmî adıyla bir “MAGA Protokolü” ne dönüşmüş durumda. Mantık basit ama acımasızdır: Amerika yeniden büyük olacaksa, dünya küçülmelidir. Küresel düzen, ortak refah üretmek için değil; Amerikan merkezli gücü yeniden tahkim etmek için yeniden yazılmalıdır.

Bu protokolde müttefik–hasım ayrımı ikincildir. Esas ayrım, “kontrol edilebilir” olanlarla “direnç üretebilenler” arasındadır. Doğal kaynağı bol, kurumsal yapısı zayıf, liderliği kırılgan ülkeler bu mimaride açık hedeftir. Venezuela'nın petrolü, Ukrayna'nın tahılı ve jeopolitiği, Afrika'nın madenleri; hepsi aynı haritanın parçalarıdır.

MAGA, sadece bir iç politika sloganı değildir. Dünya ölçeğinde bir yeniden paylaşım dilidir. Serbest piyasa söylemi yerini ham güç siyasetine bırakmıştır. Borç, yaptırım, enflasyon, iç karışıklık, medya operasyonu ve liderlik mühendisliği artık aynı stratejik paketin parçalarıdır.

Irak.
Suriye.
Libya.
Mısır.
Venezuela.
Ukrayna.
Grönland…

Bu liste bir tesadüfler zinciri değil, bir modeldir.

Bu ülkelerin ortak özelliği ne dinleri ne coğrafyaları ne de kültürleridir. Ortak özellikleri şudur: Zengindirler ama zenginliklerini taşıyacak kurumsal devlete sahip değildirler. Yeraltı kaynakları vardır, fakat yerüstünde bu kaynakları koruyacak siyasal akıl zayıflamıştır.

Modern dünya artık “güçlü olanın zayıfa saldırdığı” basit bir düzende işlemiyor. Bugünün dünyasında güçlü olan, zayıfa doğrudan saldırmıyor; zayıf olanı önce çözüyor. Ekonomik baskıyla, enflasyonla, iç gerilimlerle, siyasal itibarsızlaştırmayla devlet refleksi kırılıyor. Toplum yoruluyor, umut tüketiliyor. Sonra bir kurtarıcı sahneye çıkıyor. Bazen içeriden, bazen dışarıdan. Ve fetih, alkışlar eşliğinde gerçekleşiyor.

Bu yüzden mesele sadece dış tehdit değildir.
Asıl mesele, içeride devlet olabilme kapasitesini ayakta tutmaktır.

Kurumların işlemesi, liyakatin korunması, ekonomik gerçeklerle yüzleşebilme cesareti, toplumu ayakta tutacak adalet duygusu… Bunlar yoksa, yerin altındaki zenginlik yerin üstünde bir yüke dönüşür.

Bir ülke toprağını kaybetmeden önce, iradesini kaybeder.

Bir ülke fiilen işgal edilmeden önce, zihnen çözülür.

Ve bir ülke haritadan silinmeden önce, devlet olmaktan çıkar.

Bugün esas mücadele sınırlarımızda değil, devlet aklımızdadır. Çünkü artık dünyada kalıcı olmanın ölçüsü, haritada yer almak değil; kendi kaderini tayin edebilecek iradeyi sürdürebilmektir.

Soru bu yüzden basittir ama ürkütücüdür:
Bir ülke zengin olup da devlet olmayı başaramazsa,
sıranın kendisine gelmeyeceğini nasıl düşünebilir?

Asıl mesele, “Sırada kim var?” sorusunu sormak değil;
o sıraya hiç girmeyecek bir devlet kapasitesini inşa edebilmektir.

Dr. Murat Ergüven \ Timeturk

Tüm Yazıları

Haber Ara