Şam, Bağdat, Isfahan ve Konya medreselerinde tahsilini tamamlayan Yavuz ile Mehmet birlikte memleketi baştan ayağa gezip olup biten olayları gözlemleyip anlamak istediler. Niyetleri sadece anlamak, anlamlandırmak ve yorumlamak idi. Bu nedenle hep sorular sordular, tartıştılar, sorguladılar ve cevaplar bulmaya çalıştılar. Saf, basit, saçma falan demeden gezip gördükleri mekânlar ve insanlar ile ilgili olarak kafalarında oluşan soruları sordular ve birlikte cevap bulmaya çalıştılar.
İlk yolculukları Mersin üzerinden Antalya'ya doğru oldu. Mersin'den çıkışları akşama doğru oldu. Vakit akşama yakındı. Akşam ezanı okunmadan en yakın minarenin göründüğü camiye yöneldiler. Gösterişli bir cami idi Fatih Camii. İki tane büyük minaresi çok uzaktan görünebiliyordu. Geniş ve temiz bir bahçesi, bahçenin içinde zeytin ağaçları vardı. Kediler de olmasa ıssız bir yer olurdu.
Önce caminin tuvaletine gitmek istediler. Abdest için bu önemli ve kaçınılmaz ihtiyacın giderilmesi gerekiyordu. Önden yürümekte olan Yavuz tuvalete yaklaştıkça yavaşladı. Zira henüz içeri bile girmeden pis koku geliyordu burunlarına. Kapıdan içeri giriş yapan Yavuz birden kendini dışarı attı. “İçerisi berbat” dedi tiksindiğini belli edecek bir tonda.
Şadırvan vardı az ileride. “Bari abdest alalım” dediler ve şadırvana yaklaştılar. Yosun bağlamış duvarlardaki musluklardan açtılar ve abdest almaya başladılar. “Çok aşağı eğilme” dedi Yavuz, Mehmet'e. Aşağıda sabun artıkları, sigara izmaritleri, plastik bardak kalıntıları vardı.
Abdestlerini alan seyyahlar camiye giriş yapacaklardı ki giriş kapısı yakınındaki küçük tahta yazsını okudular sesli biçimde: “Temizlik İmandandır.”
Akşam namazında toplam beş veya altı kişi vardı seyyahlardan başka. İki gençten birisi imam, diğeri müezzin idi. Diğer cemaat yaşlı başlı, sakallı, muhtemelen hacılardan oluşuyordu. Cami çok genişti ve arka bölümde de ilave üst kat cemaat yeri vardı. Pırıl pırıl aydınlanmış geniş mekânda cemaatin işgal ettiği alan nokta mesabesinde idi.
Müezzin hızlıca kamet getirdi, imam tekbir aldı ve namazı kıldırdı. Namazın farz bölümü tamamlanınca iki kişi çıkış yaptı acele ile. Muhtemelen yetişecekleri bir işleri vardı. Müezzin de görevini tamamlayınca cemaat camiden çıkış yaptı. En son çıkan da imam ve müezzin oldu. Sanki birbirlerine küs gibi çıkış yaptılar ve ayrı ayrı istikametlere doğru yöneldiler. Cemaat da aynı idi. Seyyahların yabancı olduklarını bile fark eden olmadı.
Derin düşüncelerle bahçede belediyenin koymuş olduğu bankın üzerine oturan seyyahlar biraz da kızgın biçimde sorular sormaya başladılar. Bu akşam ibadeti otomatik çalışmış, yasak savmış gibi yapılan bir şey gibi geldi seyyahlara. Dertlendiler kendi kendilerine.
Yavuz: Adı Fatih olan bir cami bu. Tuvaleti pislik içinde, şadırvanı kokuyor. Üstelik kapıda da “Temizlik İmandandır” yazıyor. Bu ne yaman çelişki?
Mehmet: Bunda kızacak bir şey yok. İmamın görevi namaz kıldırmak. O görev tamam. Zaten devletten maaşı bunun için alıyor.
Yavuz: Ya müezzin?
Mehmet: O da görev adamı. Devlet onu müezzin olarak atamış. O da görevini yaptı. Bunda ne var sorun yapacak?
Yavuz: Cami büyük, cemaat küçük. Bu nasıl oluyor?
Mehmet: Dikkat edersen tüm Cuma namazlarında ve tüm camilerde camilerin inşaatı için cemaatten para toplanır. Elbette hayırsever Müslümanlar da var. Onlar da yardım edince caminin büyük olması, mermer kaplama olması, lüks halı serili olması, çok güçlü avizelerle aydınlatılmış olması gayet doğal.
Yavuz: Ya cemaat?
Mehmet: İşte burada sorun var. İnsana yatırım yerine binaya yatırım yapıyoruz. Cami güzel olsun, büyük olsun, gösterişli olsun ama içi cemaatle dolu olsun.
Yavuz: Bizim toplumdaki cami algısı nedir?
Mehmet: Cami aslında mescitten farklıdır. Cami, toplanma yeridir. Sadece ibadet yeri değildir. Müslümanların belirli vakitlerde toplandığı, dertleştiği, yardımlaştığı, haberleştiği, gerektiğinde birbirinden öğrendiği bir çeşit okuldur.
Yavuz: Cami nasıl okul olur? Cemaati gördük.
Mehmet: Bu akşamki cemaat profiline bak. Gençlerden kimse yok. Çocuklardan da yok. Adeta birkaç hacı babaya kalmış cami.
Yavuz: Ne yapmak gerek?
Mehmet: Camileri içinde sadece ibadet edilen mekânlar olarak görmemek gerekiyor. Camide saf oluşturan cemaat camiden dışarı çıkar çıkmaz dağılıp gidiyorsa bir sorun var demektir.
Yavuz: Caminin ve müştemilatının durumunu nasıl açıklarsın?
Mehmet: Caminin bahçesi, tuvaleti, şadırvanı hep birlikte bir bütündür. Hepsinin temiz ve bakımlı olması gerekir. Camiye ilk defa gelen birisi veya Müslüman olmayan birisinin cami avlusundan girişinde kendisini karşılayan şey önemli. Pislik, dağınıklık, düzensizlik insanları camiye çekmez. Tam tersine camiye yaklaştırmaz veya uzaklaştırır.
Yavuz: Peki bütün bunları imam ile müezzin mi yapacak?
Mehmet: Çok önemli bir sorun bu. Camilerimizde görevli insanların kendi görev alanları için gerekli olan mesleki bilgileri dışında diğer beşeri bilimlere de hâkim olmaları gerekir.
Yavuz: Mesela nelere?
Mehmet: Her şeyden önce kendilerinin iyi eğitimli olmaları gerekir. Özellikle iletişim becerisi çok önemli. Cami cemaati ve mahalle sakinleri ile iyi bir iletişim kurabilen imamlar veya müezzinler halk ile işbirliği yapabilirler. Halktan, cemaatten kopuk, kendi kabuğuna çekilmiş, sadece namaz kıldırma görevini yerine getirmekle yetinen bir imam veya müezzin temsil niteliği olmayan görevliler olarak görülmelidir.
Yavuz: Yani imamlar ve müezzinler de eğitilmeli mi?
Mehmet: Evet. Hizmet-içi eğitim gibi dönemlik eğitimlerle hem kendilerini hem de meslek bilgilerini geliştirmeleri gerekir. Özellikle turistik bölgelerde görev yapanların yabancı dil bile bilmeleri gerekir.
Yavuz: İletişim ve yabancı dil eğitimi yeterli mi?
Mehmet: Elbette hayır. Sadece imam veya müezzin değil tüm din görevlilerinin temsil ettiği dine uygun tutum ve davranışları göstermesi beklenir. Çocuklara, gençlere, misafirlere, büyüklere nasıl davranılması gerektiğini bilmek önemlidir. Bunun için de psikoloji bilgisi çok önemlidir.
Yavuz: Din ile psikolojinin bağlantısı ne ola ki?
Mehmet: Her dinin iman esasları vardır. İman, insanın zihninde, kalbinde, içindedir. İman insan ruhu ile doğrudan bağlantılıdır. Ruhsal veya zihinsel durum ile iman ilişkilidir. Ruhen sevimli ve sempatik olmak, itici, kırıcı olmamak çok önemlidir. Kısaca insanı, duygularını, düşünme biçimini tanımayan imam veya müezzin yetersiz kalır. Cemaat insandan oluştuğuna göre ve her bir cemaat da ruh sahibi olduğuna göre psikoloji bilmeden olmaz.
Yavuz: Bu durumda sadece İmam-hatip okumak yeterli olmaz. İlahiyat eğitimi yeterli olur mu?
Mehmet: Zaten günümüzde ilahiyat mezunu imamlarımız az değil. Ama benim arzuladığım imam veya müezzin insanla ilgili tüm alanlara en azından asgari düzeyde hâkim olsun. Günümüzde ekonomi, sosyoloji, yabancı dil, hitabet, hukuk, coğrafya gibi alanlarda bilgi sahibi olma gereği vardır.
Yavuz: Ya felsefe?
Mehmet: Düşünmek anlamında elbette o da gerekli. Malumattan bilgiye geçiş akıl ile olduğuna göre aklını kullanmak elzemdir. Nitekim “Niçin akletmiyor sunuz?“ sorusu Kuran-ı Kerimde birçok kez soruluyor.
Yavuz: İmam, Müezzin, Cami konusunu ayrıca tartışmamız lazım.
Mehmet: İnşallah bir gün.
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN \ Timeturk