Dolar

43,8372

Euro

51,7667

Altın

7.245,51

Bist

13.934,06

Sol ve Sağ mahalle gençlerinin başına gelenler!

2 Saat Önce Güncellendi

2026-02-23 00:45:26

Prof. Dr. Mehmet Şahin

Benim gençliğimde bizim solcuların okudukları başucu kitapları vardı. Komünist Manifesto, Prens, Tom Amca'nın Kulübesi, Germinal, Başkaldıran İnsan, 1984, …

Komünist Manifesto “devrim” deyince ilk akla gelen kitaplardan birisi idi. Türkiye'de uzun yıllar yasaklı kitaplar listesinde olan Komünist Manifesto, devrimin yol haritası niteliğinde bir kitap. Diğer bir sol başucu kitabı olan Prens, birçok önderin başucu kitabı olmuştur. Bu kitapta, Machiavelli kapsamlı bir şekilde yönetme felsefesini oluşturmuş, ideal yönetici özellikleri sıralanmıştır. Bir diğer sol başucu kitabı olan Tom Amca'nın Kulübesi Amerika'da iç savaşın başlamasında ve kölelik karşıtı hareketin güçlenmesinde önemli katkısı olmuştur. Yazarı Stowe'un bizzat kendisinin aktif olarak kölelik karşıtı hareket içinde yer alması da bu kitabın etkisini arttırmıştır.

Başkaldırının ve işçi sınıfının en önemli temsillerinden biri haline gelmiş olan Germinal ise 19. yüzyıl Fransa'sında maden işçileri ve onların direnişini anlatmaktadır. Duygusal Eğitim adlı eser ise büyük devrimlerin yaşandığı 19. yüzyıl ve dönemin en çalkantılı ülkelerinden biri olan Fransa'da tarihsel dönemlerde öncü olabilecek öğeler içermektedir.

Bizim sağ kuşağın başucunda da birkaç kitap vardı. Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Çile, Maarif Davamız, Fizılalil Kuran, İslam İlmihali, duvarda asılı Kur'anı Kerim vs.

Bizim mahallenin gençleri doğrusu çok fazla ideoloji kitapları okumazdı. Necip Fazıl, Nihal Atsız, Ziya Gökalp, Erol Güngör, Nurettin Topçu onların favori yazarları idi.

Sol mahalleye karşı hep savunma durumunda idi bizim mahalle. Sol mahalle çok okusa da bizim mahallenin de vatan, millet, din, iman gibi kavramlar üzerinde odaklanarak sol mahallenin gençlerini susturdukları çok olurdu.

Doğrusu ne sol mahalle ne de sağ mahalle kendilerinin küresel bir projenin uygulama alanı olduklarını fark edecek kadar aydınlanamamıştı okuduklarından. Sol mahalle, dışarıdaki kahramanların başarılarını anlatırdı. Küba'da, Arnavutluk'ta, Bulgaristan'da, Polonya'da devrim adına elde edilen başarıları ballandıra ballandıra anlatırlardı.

Sağ mahallenin gençleri ise bazen Asrı Saadet dönemi anlatırdı bazen da daha yeni Müslüman olan Fransız Roger Graudy, MalcomX gibi ideologlar ve Muhammed Ali, Yusuf İslam gibi kahramanlardan dem vururlardı. Sonra da sol mahallede yetişen ve “Müslüman” olan düşünür ve yazarları sayarlardı. İsmet Özel, Ulvi Alacakaptan sembol isimlerdi ve onların yazdıkları ve yaptıkları sıkı biçimde takip edilirdi.

Doğrusu bizim sağ mahalle biraz hibrid idi. İslam tarihini önceleyerek İslam tarihinde yer alan farklı etnik ve kültürden düşünce adamları ve liderleri kendisine rehber ve sembol edenler çoktu. Hatta İmam Humeyni ile ateşlenen İran Devrimine öykünerek İslam Devrimi sloganı atan gençler bile vardı. “Hak yol İslam” sloganı “Tek yol devrim” sloganına karşı üretildi. Diğer kanatta ise Türk tarihinde etkili olan kahramanları ve özellikle tasavvuf erbabını öne çıkararak bugünkü “Türk İslamı” kavramının temelini atan bir kanat vardı. “Kanımız aksa da zafer İslam'ın” sloganında yerini bulan bu akım günümüzde “Yal Allah, Bismillah, Allahu Ekber” diyerek kendisini ifade ederek varlığını sürdürmektedir.

Gerek sağ mahalle olsun gerekse sol mahalle olsun kendi içinde fraksiyon denilen farklı gruplaşmaları da içeriyordu. Önce sağ ve sol olarak bölünen, sonra da kendi içinde fraksiyonlara bölünen bu ülkenin gençleri aynı hastalığın semptomlarını gösteriyorlardı. Fakat hepsinin kasıtlı ve planlı olarak ihdas edilen bir hastalığa maruz bırakıldıklarının farkında değillerdi. İki asır önce aşağılık kompleksi ile temeli atılan bu hastalık onlara hayatın normal akışı gibi geliyordu.

Kendilerinin çok önceden tüm alt yapısı düşünülerek ve tasarlanarak geliştirilen ve uygulamaya konulan projenin nesneleri olduklarını fark edecek derinliğe ve geniş görüşlülüğe sahip olanlar yoktu. Veya tüm mahallenin fraksiyonlarını yöneten ve yönlendirenlerin de o büyük projenin bir parçası olduklarını hiç düşünmediler. O dönem mahalle gençleri kendilerinin özne olduklarını zannettiler ve önce iki mahalle gençleri kavgaya tutuştu, binlerce genç birbirini öldürdü veya yaraladı. O da yetmedi, sağ mahallenin fraksiyonları kavgaya tutuştu ve gençler birbirini öldürdü veya yaraladı. Sol fraksiyonun gençleri de aynı tezgâhtan geçti.

Hiç kimse sormadı “niçin” diye! Her iki mahallenin gençleri, projenin gereğini yerine getirdi. Okudukları kitaplar aydınlanmalarına yetmemişti. Okudukları kitapların da bu büyük projeye hizmet ettiğini bilemediler. Her iki mahallenin gençleri de kendi akılları ile düşünmeyi ihmal etmişlerdi.

Sonuçta her iki mahallenin gençleri, eylemleri ile projenin ürünü olan 1980 askeri darbesinin hazırlanmasına çok yardımcı oldular. 1980 askeri darbesi sağ kalan gençlerimizi iyice bir silkeledi ve sarstı. Titreyip kendine gelenler oldu. Emanet akılı terk edip kendi aklını devreye sokarak düşünenler oldu. Fakat artık zihinleri adeta köleleştirilmişti. Zihinlerindeki kalıpları dışlayarak düşünmeyi bilmedikleri için kendileri olmakta zorlandılar.

Bugüne geldiğimizde durum daha da vahim. Artık ideoloji dönemi bitti. İdealizm öldü. Realizm, romantizm, sosyalizm gibi akımlar yeni kuşakta yer bulamıyor. Artık tüm ideolojilerin yerini pragmatizm aldı. Artık ideoloji, ülkü, dava falan kalmadı. Tek şey kaldı; çıkarlar.

Pragmatizm hâkim olunca din, siyaset ve ticaret birbirine karıştı. Artık bu üçlü sacayağı iş görüyor. Bu üçlü arasında simbiyotik bir ilişi var. Birbirinden bağımsız olamıyorlar. Aynı zamanda birbirini besliyorlar.

Bir siyasetçi hem dindar hem de tüccar oluyor. Bir tüccar hem siyasetçi hem de dindar olabiliyor. Bir dindar, hem tüccar hem de siyasetçi olabiliyor.

Bu nedenle artık eskide kalan sağ ve sol mahalle, kişilikli insanların mahallesi olarak nitelendirilebilir. Bugün bir kişilikten söz etmek mümkün değil.

Artık postmodern dönemdeyiz ve postmodern olmak, kişiliksizliğin oluşturduğu bir kimlik ve tutarsızlığın oluşturduğu bir düzen istiyor.

Düşünürlerimiz içinde yaşadığımız evreni (cosmosu), düzensizliğin (kaosun) düzeni olarak tanımlamışlardır. Düzensizlik düzeni, tutarsızlık tutarlılığı, kişiliksizlik kişiliği…

Kişiliksiz, dinsiz, cinsiyetsiz, tutarsız bir nesil yetiştirme hedefi ile bu terimlerin ilgisi olabilir. Zira evrenin düzenleyicisi olan Tanrının yerini almak isteyen veya Tanrı olma hevesinde olan elitleri gördük biz!

Zamanında sağ mahalleyi ve sol mahalleyi oluşturan ve mahalle kavgası ile gençlerimizi birbirine düşürenler de aynı Tanrı olma heveslilerinden başkası değildi. Doğrusu, Tanrı olma heveslilerinin de elleri çokmuş ve uzunmuş!

Allah bir daha onların ellerine düşürmesin gençliğimizi!

Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Yangında evdeki tüp patladı: Mahsur kalan 13 kişiyi itfaiye kurtardı

Haber Ara