Dolar

44,4654

Euro

51,3687

Altın

6.303,89

Bist

12.727,06

Tasarruf için 'altın', yaşamak için 'petrol'

1 Saat Önce Güncellendi

2026-03-27 00:15:02

Günay Ertan Akgün

Dünya tarihi maden ve enerji zenginliklerine sahip olan gariban – güçsüz devletlerin, sürekli olarak; istilaya – zulme (bilhassa katliama) uğratıldığı, mağdur edildiği ve müstemleke haline getirildiği ve bir adım sonrasında da tarih sahnesinden silindiği örneklerle doludur. Bu gerçek, insanlığın var olduğu günden bugüne kadar süregelmiş ve ne yazık ki bugün bile aynı şeyleri konuşup duruyoruz. Hani modern (!) bir çağda yaşıyorduk!...

Kan, katliam, gözyaşı, barut kokuları içerisinde, enkaz altında yaşamak mı modernlik?!.. Sizin anladığınız “modernlik” buysa, içine tüküreyim böyle modernliğinizin!...

Güçlünün “haklı” olarak görüldüğü zalim bir dünyada güçsüzlerin hakkını ne yazık ki kimse koruyamıyor ancak birileri çıkacak da bir şeylere “dur!” diyecek ve bundan da medet umacak, güldürmeyin insanı Allah aşkına!...

Devlet ve milletlerin haklarını korumak için kurulan ve bu güne kadar “BİR – LEŞ – MİŞ” olmaktan ileri gidemeyen BM, ne yazık ki her daim olduğu gibi sınıfta kalmış, aciz davranarak tabela teşkilatı olmaktan ileri gidememiştir. “Beş soysuz” un borazanlığını yapmaktan başka bir işe yaramayan BM; hem kuruluş misyonunu kaybetmiş ve hem de tarihi gelişmelere kulak tıkayarak vizyon eksikliğini ortaya koymuştur.

Beş soysuz devletin, birilerinin zenginliklerine mafyavari yöntemlerle nasıl çöktüğüne, emperyal (sömürge) ve müstemleke haline getirdikleri devletleri nasıl istila ettiklerini ya okuduk veyahut da son 40 yıllık kısmına şahit olduk. Son zamanlarda dünyanın birkaç (bilhassa Afrika) kıtasından gelen uyanış haber ve gelişmeleriyle birlikte, Cumhurbaşkanımız sayın ERDOĞAN'ın BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada da artık “dünyanın beşten büyük olduğu” üst perdeden dillendirilmeye başlanmış ve bu uyanış dünya çapındaki büyük bir fitilin ateşlenmesine sebep oldu.

Afrika kıtasının bir kısmında altın – inci ve elmas madenlerinin nasıl ele geçirildiği, rezervler bittikten sonra devletlerin fakirleştirildiği, kuraklık ve susuzlukla baş başa bırakıldıkları ve “kuyu açma” bahanesiyle misyonerlerce dinlerinden nasıl edildikleri (manevi bir boşluğa düşürüldükleri), suni aşiret savaşları çıkartılarak birbirlerine düşürüldüğü ve kendi kaderlerine nasıl terk terkedildiğine de şahit olmadık m?!...

Uyanıp silkelenen, kendine gelen ve mahmurluğu bırakıp “ne oluyoruz?!” uykusundan uyanan bazı devletler; kendi aralarında “blok güçler” haline gelip “başkaldırı” – “isyan” silahını kullanmış olsalar bile ellerindeki silahlı güçler, ekonomi ve siyasi baskı aparatları eksik olduğundan ya da ses, cılız seviyesinde kaldığından dolayı hep sürekli yaşadıkları durumların birileri tarafından görülmesini istemişlerdir.

Görünür ya da görünmez birilerinin el vermesini beklerken medet umdukları – sığınacak liman ve yaslanacak dağ olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti başta Afrika kıtasındakiler olmak üzere dünyanın birçok tarafındaki mağdur – mazlum devlete sahip çıkmaya çalışmış, bu durumu ve dünyadaki haklı başkaldırıyı gören beş büyük (!) soysuzdan başta ABD olmak üzere; sahaya sürdüğü PKK – YPG – PYD – PEJAK DEAŞ – IŞID – Haşdi Şabi – Husiler vs. gibi aparatları kullanarak ülkemizi, Ortadoğu'yu ve Afrika'yı kan gölü haline getirmek istemektedirler. Halbuki tek amaç; Altın, petrol ve değerli toprak elementleri gibi zengin yeraltı ve yerüstü madenleri ile yılın 12 ayında turistik olarak kullanılacak bölgelerde “turizm” silahını kullanarak bölgelerde hükümran sağlamaktı. Öyle de yaptılar zaten!...

(Dünyadaki en büyük (tröst) sermaye değerlerini oluşturan “Yahudiler” ve bunlara hizmet eden “lobileri”; güçlü küresel şirketleri sayesinde devletlerin zenginliklerine el koymakta, ABD gibi silahlı vampiri “vekalet gücü” olarak sahada kullanmaktadır. (Bu gerçek böyle olmasaydı İsrail'in tek başına Filistin'i alt edeceğini ve yerlerinden sürebileceğini mi zannettiniz?) Bunun da arka planında her ne kadar kendilerini açık etmese bile “İngiliz Kraliyet Ailesi” ve onları destekleyen “gizli dünya devleti” teşkilatı yer almaktadır.)

Dünya petrol ihracatının birinci sırasında yer alan, düzenledikleri operasyonlarla hiçbir hukuk kuralına – teamüllere uymayan ve insan haklarına uygun olmayacak şekilde derdest edilen devlet başkanı Maduro'nun ülkesi Venezuela; petrol ihracatının ikinci sırasında yer alan ve kurulduğu günden beri ABD'nin sömürgesi – müstemlekesi olan Suudi Arabistan'dan sonra listede üçüncü sırada yer alan İran'a da böylelikle sıra gelmiş oldu. Zannettiğiniz ya da dünya kamuoyuna söylenilen “nükleer bomba yapımı – uranyum zenginleştirilmesi” yalanını artık kimse yemiyor. İran'la yapılan savaşın tek sebebi; Petrol yataklarına el koymak, Hürmüz Boğazı'nın hegemonyasını ele geçirmektir. Bunları savaş yoluyla yapamazlarsa ilerleyen süreçlerde “rejim değişiklikleri” yle yapmaya çalışacaklar. Kimin ne kadar başarılı olacağı ya da boynunun ölçüsünü alacağını zaten adına “zaman” dediğimiz silah gösterecektir.

Ortadoğu'da akan ya da akıtılacak olan hiçbir Müslüman kanının ABD – İsrail ve diğer soysuz devletlerce bir önemi yoktur, tarih boyunca da olmamıştır. Bunlar için varsa yoksa petrol – altın gibi zengin madenlere konmak, yerel muhalif – kullanmaya elverişli aparatlarla devletleri idare etmek, bunlar da olmuyorsa iç karışıklık – isyanlar çıkartarak söz konusu ülkelere silah zoruyla “özgürlük – demokrasi” (!) getirmek. Sizin getireceğiniz özgürlüğe de, demokrasiye de, insan haklarınıza da edilecek çok küfürler var ama biz sadece “SİZE YAZIKLAR OLSUN!...” demekle geçiştireceğiz.

Bireysel ve devletin “gelecek” adına birikim için başvurduğu en değerli tasarruf aracı “altın” dır. Devletler, para basacağı ya da iç – dış piyasaya borçlanacakları zaman bunun karşılığı kadar altını ya da altına çevrilebilecek emtiaları kasasında saklar, saklamak zorundadır. Milletimizin de bireysel anlamda geleceğe yönelik saklayabilecekleri tek geçerli madenin “altın” olduğunu ve bunun da “yastık altı” – “kefen parası” gibi ifadelerle dillerde pelesenk edildiğini de biliyoruz. (Bu arada “açlıktan ölen” (!) milletimizin gram altın – çeyrek altın kuyruklarına girerek nasıl saatlerce kuyumcuların önünde beklediğine bu gözler de şahit oldu. Bir zamanlar tüp – margarin yağ – ekmek kuyruğuna girenler, bu gün gram altın kuyruğuna giriyorsa bunda da bir hikmet vardır.) Bu yüzdendir ki yeri geldiği zaman rahatlıkla bozdurulabilecek bir maden olması – değerinden bir şey kaybetmemesi, dünya üzerinde bu maden kadar değerli olmayan başka bir madenin olmayışı, bizi, altın konusunda devlet olarak gereğinden daha fazla stok yapmaya sevk etmelidir.

İktisadi anlamda altın ne kadar değerliyse başta akaryakıt sektörü olmak üzere yüzlerce ürünün üretildiği petrol madeni de devlet için bir o kadar önemlidir. Bunun içindir ki S. Arabistan ve (Suriye'den sonra ikinci büyük kara sınırımız olan) İran'ın bize yakın bölgede yer almasından dolayı ülkemizin değişik noktalarında üstün güvenlikli rafineri ve stok alanlarının bir an önce inşa edilmesi, petrol ve türevlerinden üretilen atıkları değerlendirmemiz lazım. Bunları yaparken de petrol üreten ülkelerden alınabilecek atık – cürüf tarzında ne kadar petrol varsa bunlar kara ve deniz taşımacılığında tankerler vasıtası ve boru iletim hatlarıyla taşınmalı, kilogram ya da litre olarak bunun karşılığında ham madde olarak petrol alınmalı ve işlemlerden geçirilerek değişik ürünler üretilmelidir. Bu konuda devletimiz bir an önce gerekli hassasiyeti göstermeli ve tedbirleri de almalıdır. Böylelikle modern saklama – işleme tesisleri kurulması, hem ekonomiyi canlandırır ve hem de petrolden üretilen ürünlere karşı ithalat mecburiyetimiz rahatlamış olur. Dışa bağımlılığı kısmen ortadan kaldıracak olan bu işlemler sayesinde piyasalar da biraz daha nefes almış olur, sizce de bu o kadar zor bir şey mi?!...

Fatih, Yavuz, Kanuni, Abdülhamid Han, Çağrı Bey ve Yıldırım adlı sondaj gemileriyle denizlerde yapılan sondajlar, Mavi Vatan sınırları içerisinde yapılan çalışmalar, petrol üreten ülkelerin varil ya da tankerlerle bize gönderdiği ham petrollerin rafineri de gerekli işlemlerden geçirilerek elverişli ürünleri yapmamız, vs. konularda dünya piyasasında söz sahibi olmamız gerekir.

Petro dolar tahtının sallandığı ve neredeyse yıkılmak üzere olduğu, komşuluk ilişkilerinin anlam kazandığı, güvenlik – savunma sanayine yapılan yatırımların zamanında ve yerinde olduğunu bize hatırlatan ABD – İsrail ve İran savaşından sonra bir an önce bölgesel bloklar kurulup; hem bu bölge pisliklerden temizlenmeli ve hem de önüne gelen itin postal izleri bu mübarek topraklardan silinmelidir.

Haa, bu arada şunu da hatırlatmakta büyük bir yarar görüyorum;

Elektrikli araçlara karşı rağbetin arttığı bir piyasa ortamında ABD Savaş (eski savunma) Bakanlığı'nın “karargâh” binası olan PENTAGON'un başta dizel araçlar olmak üzere mekanik araçlara karşı yoğun bir stok yaptığını ve savunma sanayiyle ilgili yapılacak araç yatırımlarında da bu hususu göz önünde bulunmamız gerektiğini unutmayalım.

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Uyuşturucu operasyonunda 6 ünlü serbest

Haber Ara