İnsanoğlu, ne garip bir varlıktır; Hem açlıkla ve hem de açgözlülükle imtihan ediliyor, midesi doysa da gözü doymuyor. Kimileri hakkına razı gelirken kimileri de elde ettiği güçler sayesinde diğerinin hakkını gasp ediyor, elinden çalıyor ve bunu da kendine “hak” olarak görüyor, niye?!...
Öteden beri zengin bir coğrafyaya ve manevi atlasa sahip olan Ortadoğu'nun, yönetimi; Yavuz Sultan Selim'in 1517 yılında yaptığı Ridâniye Savaşı'yla birlikte el değiştirince ve başta halifelik olmak üzere Kutsal Emanetler, Baharat Yolu ve Kızıldeniz'in de kontrolü Osmanlı'ya geçince işte bu dönemden sonra bu bölge artık birilerinin de dikkatlerini çekmeye başlamış, entrika - senaryo – komplo – planlar düzenlenip bitmek bilmemiş, maceralar eksik olmamış, misyoner ve ajanlar da bölgede cirit atmıştır. Osmanlı'nın parçalatılması, dağıtılması ve tarih sahnesinden silinmesinin de bir sebebi Ortadoğu'ya olan hakimiyetiydi ve bu hakimiyet neredeyse 400 yıl sürmüştü!..
“Güç” le yıkılamayan Osmanlı; iç entrika ve dış müdahalelerle yerle bir edilmiş, bugün Suudi Arabistan Krallığı'nın yönetiminde olan Mekke – Medine – Cidde – Taif ve Tebük gibi mübarek İslam beldelerini içerisinde bulunduran, Ürdün – Yemen – Suriye – Irak ve Filistin'in de bir kısım topraklarını kapsayan Hicaz bölgesi başta olmak üzere bugün farklı devletlerden oluşan Ortadoğu'nun birçok yeri Osmanlı'nın elinden alınmış, yerlerine “devlet” bile diyemeyeceğimiz farklı piyonlar yerleştirilmişti. Bunu yapan – yaptıranların başında İngilizler yer alsa bile bölge sonrasında farklı zalimlerin elinde oyuncak ve kukla olmuş, kan – gözyaşı ve barut kokuları bir türlü gitmek, sinmek bilmemişti.
Muhatap alınma, İslam'ın içerisine farklı aparatlar yerleştirme, değişik mezhepleri icat etme ve mezhep ayrılıklarını körükleme açılarından baktığınız zaman bir türlü “tevhit sancağı” altında birleşemeyen Ortadoğu'daki İslam devletleri, bunlar yetmiyormuş gibi 1948 yılında İsrail'in kurulmasını engelleyememiş, aralarında çıkan savaşlarla bu çıbanbaşını bölgeden söküp atamamışlardır. Bu durum; onların Osmanlı'ya yaptıklarının bir ceremesini çekmek ve sapladıkları hançerin aynısını kendi böğürlerinde hissetmek olarak tecrübe edilse de aslında olan Araplarla aynı versiyonda – etnisitede olmayan Filistinlilerin topraklarından edilmesi ve kan – gözyaşı dökmeleridir. Dünya, Filistin üzerinden bitmek bilmeyen bir zulmü seyrediyor ama nafile!...
1948 yılından beri hem Filistin'i işgale devam eden ve hem de Lübnan'ı yerle bir edip orayı da kendi sınırlarına katmak isteyen diğer bir taraftan da İran'la it dalaşına giren İsrail, arkasına aldığı Yahudi lobileri ve bu lobilerin en büyük kuklası olan ABD devletiyle birlikte bölgede istediği gibi at koşturmaya başlamış, zulümlerinin üstüne zulüm eklemiştir. Bize “bu filmi daha önceden de seyretmiştik!” dedirten bu sahneler, aslında “tekrar” dan başka bir şey değildir ama uyanmamakta ısrar eden Müslümanları kim uyandıracak, hangi katliam ve gözyaşları mahmur halinden silkeleyecek?!..
Libya, Irak, Afganistan, Suriye'de ve bölge dışında kalan Vietnam'da bile girdiği her savaşı kaybeden, kara birlikleri – deniz piyadeleri – vekalet güçleri ya da farklı unsurları bile sahaya sürüp arkasına bakmadan kaçan ABD, İran bataklığından da kaçarak kurtulmaya çalışacaktır. Bildiğiniz üzere bizde “kaçanın anası ağlamaz!” – “erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır!” şeklinde atasözleri vardır ve ABD bu durumu çok iyi de yaşamaktadır. Bir gün bile sürmeyen ateşkes, ABD'nin sahada yaşadığı rezilliğin en büyük delilidir!...
ABD, Ortadoğu ve kan – gözyaşı – zulüm - barut kokusu götürmek istediği diğer bölgelerde yaptıkları / yaşadıklarını savaş sonrasında beyaz perdeye aktararak sözüm ona barış ve demokrasi götüreceği bölgelerden sürekli olarak bir “sendrom” illetine yakalanarak geri döndüğünü yaptığı film ve sinemalardan da görüyoruz. Sırf bu yüzden olsa bile Ortadoğu, Hollywood değildir!...
ABD'nin en büyük kozu öteden beri hep silah ve film sanayi olmuş, istihdamını da bunlar üzerinden kurgulamıştı. Hollywood menşeli Rambo ve benzeri filmler, CIA kaynaklı sinemalar ve bunlara benzer yüksek bütçeli filmlerden elde ettiğini başka hiçbir yerden elde edemeyen ABD, kendi iç kamuoyunu susturabilmek için girdiği her ülkeyle ilgili sinema – filmler çevirmiş ve bunlarla küresel bir güç olduğunu ispatlamaya çalışmıştı ama başta da dedik ya; bunlar hep bir filmdi ama gerçek de bambaşkaydı. Hani “kamera arkası görüntüler” diye tabir edilen çekilmeyen sahneler var ya işte ABD, bu sahnelerin en acısını sahada yaşamış ama bunları da hokus pokus marifetiyle yok etmeye çalışmıştı. Ortadoğu; Bilmem kimin hangi başrolde oynadığı, macera – aksiyon ve savaş filmlerinin çevrildiği bir yer değildir ve asla hiçbir zaman da olmayacaktır.
Her girdiği savaşı “yenilen pehlivan güreşe doymazmış!” misali kaybeden, kendine yardım etmeyenleri bir tarafa not ettiğini söyleyen, kendi bataklığına çekemediği için NATO'ya “kâğıttan kaplan” diyen, “bir haftada işini bitireceğim!” şeklinde salvolar estiren, kırmızı kafa – bunak başkanları Donald Trump sayesinde dibi boylamaya devam eden (ki bu durum, dünyanın ve mazlumların işine gelir), 45 gününü dolduran İran savaşında da karizmasını – caydırıcılığını – imajını çizdiren – kimseye söz geçirtemeyen ve “petrodolar imparatorluğu” nun sonunu hazırlayan ABD, artık “küresel güç” olma vasfını yitirmeye başlamış, esasen kendisinin “kâğıttan kaplan” olduğunu tüm dünyaya duyurmuştur. Bu durum, bazı devletler için hem silkelenme – uyanma fırsatı olması ve hem de yeni alternatif blok güçlerin oluşturulması için “tam da zamanıdır!” diyerek kolları sıvamamız ve gereğini de yapmamız lazım.
Son söz Aziz NESİN'in olsun;
“Hiçbir delinin akıllıya itaat ettiği görülmemiştir ama tarih delilere baş eğmiş akıllıların dramları ile doludur!...”
Günay Ertan Akgün