Dünya, “ABD – İsrail / İran Savaşı” üzerinden bir trajediye şahit oluyor; Bir taraftan İran'a karşı yapılan “tasarlanmış” - “haksız savaş”, bir taraftan “İran'a karşı kullanılan orantısız güç” ve bu güce karşı İran'ın “savunma” ve “hedef tutturan saldırılar” ı, bir taraftan ABD'nin gerçek yüzünü gören “köle” lerin “efendi” lerine karşı başkaldırmaları tartışılırken diğer bir taraftan da saldırılar karşısında İran halkının kenetlenmesine şahit oluyor!...
Yeraltı ve yerüstü madenlerinin bitmek bilmeyen rezervlerine sahip olan devletler, her zaman ABD'nin iştahını kabartmış ve başta Ortadoğu devlet(çik)leri olmak üzere ABD bunlara karşı suni krizler oluşturarak sürekli ve bir şekilde savaş açmış, zenginliklerine el koymanın yolunu bulmaya çalışmıştır. ABD, söz konusu devletlere bunu yaparken; “nükleer bombaya sahip olma”, “demokrasiyi getirme” ve “terörü destekleyen devletler listesi” nde yer alma gibi zırvalarla kendini haklı göstermeye ve yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışmıştır, ABD; hep bunu yaptı ve yapmaya da devam ediyor!...
Tarih boyunca dünyayı karıştıran ve son bir asrın zulüm sahnesinin arka planında yer alan İngilizlerin, piyon olarak sahaya sürdükleri huzur kaçıran haydut belliydi ve bunun adı da ABD ve onun ekran yüzü olmaktan başka bir işe yaramayan başkanlarıydı. Şimdi buna bir de “delilik” eklenince nur topu (!) gibi bir deli haydudumuz oldu. Tabii ki sözde ABD başkanı görünümünde olan ama bizdeki bir “muhtar” kadar bile değeri olmayan ABD Başkanı Donald Trump denilen bunaktan bahsediyoruz.
İlk dönem başkanlığını 20 Ocak 2017 – 20 Ocak 2021 tarihleri arasında yapıp 2. dönem başkanlığına da 20 Ocak 2025'de başlayan, babası tarafından Alman – annesi tarafında İskoç asıllı bir aileden geldiği ve kendisi de göçmen olduğu halde göçmenlere akıl almaz zulümler yapan, bir dediği diğerini tutmayan - tutarsız söylem ve politikalarından bıkanlar artık Trump'ın; gaflarına da, üstten bakma tavır ve rezilliklerine, diz boyu hakaretlerine de alıştı (!).
Üyesi olduğumuz günden beri bir faydasını görmediğimiz, ülkemizde bilhassa “asker” ve “sivil” ellerle yapılan ihtilal ve darbelerin oyun kurucu - planlayıcısı olarak eleştiri konusu yaptığımız, sürekli olarak sırtımızda bir kambur olarak taşıdığımız, bizden çıkan seslere kulak vermedikleri için içimizde bizi duymayanlara karşı neredeyse atasözü haline ve ha NATO'ya ha mermere söylemek anlamına gelen “NATO kafa, NATO mermer!” sözünün icat edilmesine sebep olan NATO'ya “kağıttan kaplan” diyen, NATO üzerinden kendisine destek vermeyen üye devlet – lider ve halklarına belden aşağı vuran, devlet terbiyesi ve diplomasiden nasibini almayan Trump gibi bir başkana sahip oldukları için ABD'liler çok şanslıdır (!).
ABD tarihi Trump gibi dengesiz – patavatsız- diplomatik nezaketten haberi olmayan /yoksun bir başkana daha şahit olmamıştır. “Akşam ayrı, sabah ayrı” konuşan dengesiz Trump sürekli olarak “NATO'dan çıkarım!” tehdidinde bulunuyor. ABD olarak NATO'nun içinde oldunuz da ne oldu; Kandan, katliamlardan, mazlum – mağdur insanların kan ve gözyaşlarını akıtmaktan - darbelerden başka ne iş yaptınız - hangi işe yaradınız, milletlere – devletlere ve onların zengin maden yataklarına çökmekten başka ne iş yaptınız?!...
ABD – İsrail ve bu iki terörist / haydut devleti besleyen lobiler, İran'a karşı kaybetmiş durumda. Sanal medya ve teknolojinin oyun kurucuları (küresel şirketler) kendi ellerinde olduğu için bunların sahadaki yenilgilerini dijital dünyaya yansıtmamalarının tek sebebi; yenilgilerinin ortaya çıkmamasını yani rezilliklerinin deşifre olmamasını istemeleridir. Demir kubbeleri delik kubbeye – pardon kevgire – dönen, ufak bir siren çalmasında lağım faresi gibi kaçacak delik arayan, sığınaklara kamp çadırları kuran Siyonist rejim ve onun korkak milleti bize şu atasözünü hatırlatmaktadır; “Başkasının yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış!...”
Başkasından yumruk yemeyi âdet haline getiren ABD'nin son 80 yılda kaybettiği ya da zulüm yoluyla kazandığı (!) savaşlara – krizlere bir göz gezdirip bu “zalim diktatorya” nın ne kadar demokrat (!) olduğuna hep birlikte bakalım mı;
Japonya'nın 7 Aralık 1941 tarihinde ABD'nin Hawaii'deki Pearl Harbor Deniz Üssü'ne saldırmasından sonra intikam (!) almak isteyen ABD'nin 6 Ağustos 1945'de Hiroşima'ya – 9 Ağustos 1945'de Nagazaki'ye atom bombası atıp savaşı kazandığını iddia etmesi; 1 Kasım 1955 – 15 Mayıs 1975 yılları arasında neredeyse 20 yıl süren ve ABD'nin son 10 (1963 – 1973) yılına dahil olduğu Vietnam Savaşı'nda on binlerce askerini kaybetmesi ve halen daha bu kaybın psikolojik sonuçlarıyla yüzleşmesi; 2 Ağustos 1990 tarihinde Irak'ın Kuveyt'i işgal ettiği bahanesiyle başlayan Körfez Krizi'nden sonra Irak ve bölgeye savaş açan ABD ve onun kirli müttefiklerinin “nükleer – kimyasal bomba” ve “teröre destek veren ülke” yalanlarının ortaya çıkması - vaat ettikleri demokrasiyi (!) bölgeye getirememesi, savaşa katılan askerlerin “çöl sendromu” ndan kurtulamamaları ve bunun acı sonuçlarıyla yüzleşmeye devam etmeleri, günün sonunda Irak lideri Saddam Hüseyin'in rezil bir şekilde öldürülmesi ve yıllar sonra iddiadan öteye gidemeyen yalanların ortaya çıkması; “İkiz Kuleler” e yapılan “planlı” 11 Eylül 2001 saldırısının müsebbibi (!) olarak ilan edilen Usame bin Ladin üzerinden Taliban'a karşı düzenlenen ve 7 Ekim 2001'de başlayıp 30 Ağustos 2021'de biten, dünyaya yansıyan “çekilme” – “terk etme” görüntüleriyle birlikte Taliban'ın zaferiyle sonuçlanan Afganistan Savaşı'nda yenilmesi ve kısacası girdiği her savaşı kaybeden, zulüm – yağma – çökme – cinsel saldırı/ taciz – tecavüz – katliamdan başka bir şey bilmeyen, girdiği savaşları da Rambo filmlerinde “masum” (!) ve “kazanmış” (!) gösteren ve bunları da dünyaya “film” olarak satan ABD, İsrail'le birlikte girdiği “İran Savaşı” nı da kaybetti.
Hani; “Başkasının yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış” dememiş miydik?!.
ABD, İran'a açtığı savaştan hem “yenik” çıkıyor ve hem de o çok güvendiği kirli müttefiklerinin kendisine arka dönmesinin ıstırabını – hayal kırıklığını yaşıyor, daha da yaşayacak. Böylelikle; hem ABD İmparatorluğu çatırdayacak ve hem de bazılarının “özgürlükler ülkesi” olarak tanıdıkları - “rüya” olarak gördükleri ülke yerle yeksan olacaktır.
Son İran savaşıyla birlikte ABD'nin yaşadığı rezillikler ve düştüğü durumlar, aslında diğer devletler için; hem bir “nimet” ve hem de silkelenip toparlanma – uyanma fırsatıdır. Başta Türkiye gibi aktif bir üyenin olduğu NATO dahil olmak üzere her türlü yapılanma da ya “baş” – “etkin aktör” olacağız ya da içerisinde bulunacağımız “yeni blok güçler” i oluşturarak yeni yüzyılı şekillendirecek ve “Türkiye Yüzyılı” nı hem Ortadoğu'da ve hem de dünyaya haykırmamız lazım. Sizce de bu, çok uzak bir hedef midir?!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK