Ne kadar da güzel – altın değerinde sözlerimiz var; Bunların birçoğu şahsî tecrübelerle kazanılıp söyleyeni belli yani “deyim” haline gelmiş, birçoğu da topluma mal olup “anonim” hâle gelmiş yani söyleyeni belli olmamış. İşin özü; kim söylerse söylesin, söyleyene değil söylenene bakmak lazım. Bunu da dilimizde pelesenk haline gelmiş “doğru söze ne denir!” sözüyle kanıtlamış olalım!...
Türk siyasetinde kurumsal ya da profesyonel hâle gelmiş partilerimiz var. Bunların bazıları temsil ettikleri ideoloji ve davayı referans alır, tek gayeleri de; temsil ettikleri partiyi koruyabilmek ve diğer bir taraftan da aç kalmayacak - ayakta durabilecek kadar oy alabilmektir. Bu tarz partilerin aklının ucundan bile iktidar olmak geçmez. Bir de bazı partiler var; “toplama araba” gibi her ideoloji ve davadan insanları bünyesine alır, “iktidar olma” uğruna herkesi partilerine toplar ve bu uğurda her yolu meşru - mubah olarak görürler.
İkinci tezimizin “sağ” daki örneklerini çok görmekle ve tecrübe etmekle beraber bilhassa son 7 yıldır (2019, 2023 ve 2024 seçimlerinde) aynısını CHP'de de görmeye başladık. Hani “sol” dan başka bir şey düşünmeyen – derdi olmayan, Meclis içinde ve dışında kalma konusunda bir endişeleri duymayan, Atatürkçü (!) olan ve her platformda bunu dile getiren ama yaptıklarıyla sürekli çelişen, “kemikleşmiş oyumuzu alalım da gerisi kimin olursa olsun!” diye ortalıklarda gezinen ve bunun için de % 20 - 25 oyu iktidar olmak için yeterli bir oran olarak CHP'den bahsediyoruz!...
CHP için çizdiğimiz bu tablodan hareket ederek şunu söyleyebiliriz; Yolda veya bir ortamda karşılaştığınız ve uzun süredir görmediğiniz bir arkadaşınıza hâl hatır sorduğunuz zaman o da size “bildiğin gibi” diye cevap verir ya, işte yaptıklarıyla bizi şaşırtmayan CHP de aynı bu arkadaşın dediği gibi “bildiğiniz CHP”, ancak;
Bazı kötülükleri yaşamaz ve tecrübe etmezseniz bir öncekinin kıymetini (!) bilemiyorsunuz. Biz buna “gelen, gideni arattırır!” veya “beterin beteri var!” der geçeriz ama CHP'de o kadar çok şey yaşanılıyor ki deyip geçemiyor, tam tersine acı acı gülüp geçiyoruz. Yazımızın başlığındaki sözü seçmemizin sebebi de budur.
CHP öyle bir hâle geldi – getirildi ki neye gülüp geçeceğinizi, neye şükredip şükretmeyeceğinizi anlayamıyorsunuz. Bir gün bir şey çıkıyor, bir sonraki gün ortaya çıkan bir öncekini gündüz ışığında mumla arattırıyor. Yine sözlerimizle gidelim; “Delinin biri çıkıyor bir kuyuya taş atıyor, kırk akıllı bunu çıkartamıyor!”. “Bu kadar da mı olur?” dedirten olaylar, CHP'nin kapısına kilit vurdurtmaya kadar gidecek, CHP'lilerin bunu düşünmesi lazım!...
CHP'nin daha önceki gidişat ve genel başkanları hakkında çok sayıda yazı yazmıştım. Hatta bir önceki genel başkanları Kemal KILIÇDAROĞLU'nu tenkit derecesinde eleştirmeme rağmen son birkaç yıldır CHP içinde yaşanılanlardan dolayı emin olunuz ki KILIÇDAROĞLU'nu bile arar oldum; sabah akşam değişik gaflara imza atsa / farklı kliklerden medet umsa da en azından adamın bir duruşu - ağırlığı vardı. Demek ki bu günleri görmeden adama haksızlık (!) etmişiz!...
Beğenseniz de beğenmeseniz de “kurumsal” bir kimliği ve yüz yılı aşan bir geçmişi olan ve bununla övünen CHP'liler, son beş yıldır yaşattıklarıyla birlikte rezillikte tavan yaptılar; Rüşvet, irtikap, yolsuzluk, evladı – torunu yaşında kızlarla taciz / tecavüz olayları – metres hayatları, pik yapan ve nepotizme taş çıkartan kadrolaşmalar, aile ve akraba çevresini holdingleştirme uğraşları ve daha neler neler, akla hayâle sığmayacak şeyler!...
ATATÜRK, kemiklerinin sızlanmasını bir tarafa bırakmış yattığı yerden CHP'yi kurduğuna milyon kere pişman olmuştur. Rakipleriniz bile bu kadarını planlayamaz – düşünemez iken siz bunları nasıl başarabildiniz, gerçekten de çok merak ediyorum!...
Yedi coğrafi bölgenin – Anadolu'nun en ücra köşelerinden aklınıza gelmeyecek büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyelerinden gelen pis kokular sadece burnumuzu rahatsız etmiyor aynı zamanda da midemizi de bulandırmaktadır. Siyasetin – muhalif olmanın geldiği noktada insanların her şeyden tiksindiği, kime – neye ve ne şekilde güveneceğini şaşırdığı bir ortamda, seçmen; ne partisine ve ne de sandıklardan çıkacak sonuçlara güvenmeyecek ve hep bir şüpheyle – “acaba” yla bakacak, böyle bir ortamda demokrasiye karşı olan güven ve beklentiler de sarsılmış olacaktır. Bu yüzdendir ki, ortaya çıkan tabloda; kim akıllı - kim deli - kim zırdeli belli değil, at izi – it izi birbirine karışmış, herkes birbirine şüphe ve kuşkuyla yanaşır olmuş, “itirafçı” (!) – şaibe ve güvensizlikler sayıları ayyuka çıkmıştır. Bir şey duyuyorsunuz tam da “ne oluyor?” derken, başka bir şey çıkıyor ve “yazıklar olsun!” demek zorunda kalıyorsunuz. CHP'nin bu gidişatı ne zaman düzelecek?!..
Son olarak diyoruz ki;
Allah, CHP'yi; CHP'li olmayanlardan kurtarsın!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK