Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Siz bela okurken bazıları da ilim okuyordu!...

4 Saat Önce Güncellendi

2026-04-05 01:09:00

Günay Ertan Akgün

Adına “insan” dediğimiz varlık; ne kadar da meçhul bir varlıktır, değil mi?!... İnsanoğlu bu “meçhul” ü çözemediği için bu varlıktan bahsederken “beşerdir, şaşar!” ibaresini kullanır ve böylelikle de bu işin içerisinden çıkmaya çalışır.

Mecazi olarak hep anlatılır ya; Şeytan “yapıp, yapıp, üstüme atıyorsunuz!” der ve kendini de yaptıklarından aklamaya çalışır. İnsan dediğimiz varlık, bazen şeytana pabucunu ters giydirtecek icraatların içerisine giriyor ve geldiği noktayı unutuyor. “Bir su ve bir avuç toprak” tan yaratılan bu varlığın, kabahati başkasının üzerine atmak kadar da güzel (!) bir özelliği var.

Yaratılış gayesini bilmesi, genetik yapısı, aile ve çevresinden aldığı eğitim, kör dünyasında değil de gör dünyasına olan bakış açısı ve buna benzer maddî / manevî özellikler insanoğlunun donanımını ortaya koyar. Şayet bu varlıkta saymaya çalıştığımız özellikler yoksa toplum içerisindeki o birey; yüz beyaz koyunun içerisindeki bir siyah koyun gibi sırıtır. O yüzden yazılarımızda sürekli olarak;

“Kendi elinle bozuyorsun kendini,

Oysa halik güzel yaratmıştı seni!..”

deyip geçiyor ve uyarıyoruz da!...

Dünya üzerinde sayısız pozitif ilim alanında kabul görmüş başarılara imza atan ve halen birçok eseri günümüzde okutulan o kadar çok bilgin – ulema – alim – hoca – müderris ve adına ne derseniz deyin manevi dünyamızı şekillendiren insanlar var. “Modern” diye adlandırılan ve üç beş kuruş bile etmeyen şu kavanoz dipli dünyada ne yazık ki bu insanların çeyreği bile yetişmedi, yetişmiyor. Kedinin, uzanamadığı ciğere “murdar!” demesi gibi kendini bilmez bazı aklı evveller; bedeni geçmişte kalıp ruhu hiçbir şekilde dünyamızdan gitmeyen bu ulema grubuna sürekli olarak yobaz – gerici – şalvarlı / çember sakallı gibi yaftalarla hakaret ya da küfretmiş ve neredeyse aslını inkâr etme noktasına kadar kendini getirmiştir. Hatta bazıları aslını inkâr etmiş, değişik adlar altında kendini sınıflandırmış, “soyutlama” yoluyla bütün genetik bağlarını kopardığını zannetmiştir. Hani bir atasözü vardı, hatırlar mısınız; “Katran kaynamakla olur mu şeker, cinsini …….. cinsine çeker!” tır. “Köpek” bile aslını unutmazken adına “insan” dediğimiz bu değerli varlık ne yazık ki aslını unutma cehaletine düşüyor.

Dinî hayat, dindarlık veya tarikat – cemaat grupları içerisinde (“teşbihte hata yoktur!” gerçeğinden hareket ederek Budistler gibi) dünyadan el etek çekerek inzivaya yatan bazı kardeşlerimiz var. Bunların gidişatı, yolları “yol” olmasa bile aslında İslam'ın gerçeklerine baktığımız zaman bu dinin; birliğe -dirliğe – ilme ne kadar önem verdiği ve sahiplendiğini görmeleri de gerekir. Bazı cemaat ve tarikatlar kendini bu çerçevenin dışında tutarak tamamen pozitif ilimlere düşman olmakta, sadece dinî ilimler konusunda kendilerini geliştirmeye çalışmaktadırlar. “Dinsiz ilim, ilimsiz din” etle kemik gibi birbirinden ayrılmaz ikilidirler.

Dünyadaki gelişmeler, uzayda olan yerleşimler, Mars gibi gezegenlerde yapılan araştırmalar, hava savunma ve egemenliğinin sağlanması, teknolojik anlamda dünyada kurulan hegemonyadan bir parça almak ve bunun gibi değişik alanlarda “söz sahibi” olmak için “okumak” lazım. El alem Üsküdar'ı geçerken siz hâlâ yaya kalıyorsanız, bunun tek sebebi; ısrar etmekte olduğunuz “cehalet” inizdir. “Eller aya biz yaya!” sözü, boşuna söylenmiş bir söz değildir.

Akşam sabah kuru kuruya İslam'dan bahsederken indirilen ilk ayetteki emir “Oku!” ysa, sizler daha neyin derdindesiniz, neyin muhasebesini yapmaya çalışıyorsunuz? “Gerici” olan bu din değil; sizin kafanızın içindeki köhnemiş fikirleriniz, inat bir şekilde sürdürmeye çalıştığınız cehalet ve yobazlığınızdır. “İlim, Çin'de olsa bile gidip alınız!” diyen bir din; size hiçbir zaman gerici olmayı, ilimden – ilim öğrenmekten uzak kalmayı emretmemiştir, emretmez de!...

“Bir elde Kur'an, bir elde bilgisayar” gerçeğini yaşayamıyorsanız, o zaman ne yaparsınız biliyor musunuz;

Yahudilere, Hıristiyanlara, kendini bilmez / zalim küffar ehline beddua edersiniz, alın terinin dökülmediği bir yerde gözyaşı döker ve günün sonunda da “Allah'ım, bizi kurtar!” dersiniz. (Sizler helak olan kavimlerden hiç mi ders çıkartmadınız, çıkartmıyorsunuz?) Bekleyin, bekleyin, Allah kurtaracak sizi!...

Akıl, düşünme, ilim, okuma, düşmanını tanıma ve onu kendi silahıyla vurma, mazluma – mağdura – düşküne – garibana yardım etme ve bunun gibi ne kadar “değer” varsa bunları teşvik eden / emreden bir dinin mensubu tutup da kendini farklı kulvarda görür üç kuruşluk aklıyla kainatı istediği gibi evirip çevireceğini zannetse ve günün sonunda bunu da başaramazsa (!); ya karanlığa küfreder, ya aydınlığı karanlığa çevirir ama hiçbir zaman bir mum yakıp kendi cehaletini ortadan kaldırmaya çalışmaz. Böylelerine laf anlatmaya çalışmak, deveye hendek atlatmaktan zordur. O yüzden bizim en büyük çaresizliğimiz, sıkıntımız, bir türlü ortadan kaldıramadığımız – amansız hastalığımız; “CEHALET” tir!...

Bir noktanın altını çizmekte büyük bir yarar görüyorum;

Bizler, diploma sahibi olmayı ilim sahibi olmak olarak görüyoruz. Diplomalar; insana sadece yapmak isterlerse “meslekî etiket” sağlar, başka da bir şey sağlamazlar ama insanın kendini yetiştirmesi – ilmî olarak donatması diplomanın yanı sıra sürekli okumak (okul değil, kitap – dergi – gazete vs. okumaktan bahsediyorum) bilgi – edep – adap – saygı – sevgi ve bunlara benzer donanım özellikleri insanı farklı kılar. Bunun için de diyoruz ki; “Su uyur, düşman uyumaz!...”

Düşmanlarımızın ellerindeki en etkili silah; Onların tüm imkânlardan faydalanarak elde ettikleri “ilim” dir. Bu silahı onların ellerinden alarak bir an önce eski hakimiyet ve hükümranlık dönemimize geri dönmemiz gerekir. Aksi takdirde çok daha gözyaşı döker ve beddua eder, filmleri tekrar tekrar izleyip dururuz. Düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmemek adına ilim tahsil etmemiz gerekir.

Unutmayalım ki;

Devletimizi, milletimizi, ümmetimizi, insanlık alemimizi, komşularımızı, çevremizi sevmemiz gerekir. Hani derler ya; “Sultan Süleyman'a kalmayan bu dünya bize mi kalacak?!...”

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara