Türkçe sözlüklere baktığımız zaman “din” de başta olmak üzere mezhep ve tarikatların da anlamının “yol” olduğunu söyleyip duruyoruz. Yol ama nasıl bir yol?!...
Kavşakta birleşmesi gereken yollar neden farklı kulvarlara saplandı ya da denizde buluşması gereken nehirler neden kendi yataklarında kalmaya ısrar ediyorlar?!...
“Şeyh uçmaz mürit uçurur!” denildikçe uçup duran – uçurtulan şeyhlerin sayısı her geçen gün artıyor, marifetmiş gibi artmaya da devam ediyor. Neden etmesin değil mi;
Sünnete yakınlığı ve devlet kurumlarıyla ilgisinin olmadığı – kendi yağlarında kavrulduğu söylense de Nakşibendi tarikatının önde gelen temsilcilerinden biri olan İsmailağa Cemaati (merhum Mahmut Efendi hocanın adıyla anılan cemaat); bildiğimiz ve kamuoyuna yansıdığı kadarıyla Masum Bayraktar grubu, Cübbeli Ahmet grubu ve İsmailağa grubu şeklinde üçe bölünmedi mi?!...
Kur'an Kursları ve yurtları sayesinde verilen eğitimleriyle tanınan ve her seçim döneminde farklı siyasi partilere verdikleri desteklerinden dolayı iktidarlara ters düştükleri için sıkça eleştirilen ve merhum Süleyman Hilmi Tunahan hocanın adından dolayı “Süleymanlılar – Süleymancılar” olarak anılan grup da ikiye bölünmedi mi?!...
Nakşibendi tarikatının bir kolu olan ve ilk çıkış yeri / yerleştikleri beldeden dolayı “Menzilciler” ismini alan Adıyaman'daki sofi grubu; kendi aralarında Semerşah, Semerkand ve Eskişehir grubu diye üçe ayrılmadı mı ve bunlar mal paylaşımlarından dolayı birbirlerine düşmediler mi?!... “Sofiler” olarak da adlandırılan “Menzilciler” grubunun, AK partili belediyeler ile Sağlık Bakanlığı ve taşra teşkilatlarında kadrolaştığı dile getirilmiyor mu?!...
Sultan II. Abdülhamid'i hâl eden heyet içerisinde (meşhur 31 Mart vakasıyla birlikte tahttan indirenler) arasında yer aldığı söylenen Bediüzzaman Said – i Nursi'nin yazdığı Risale – i Nur eserinden dolayı kendilerine “Nurcular” adını koyan “Yazıcılar” ve “Okuyucular” diye iki ana grup ve alt gruplara ayrılan cemaat de kendi içlerinden çıkardıkları şeyhlere göre kaç parçaya bölündü? 15 Temmuz hain gecesini yaşattıran FETÖ grubu da bunlardan değil miydi?!..
Yukarıda sıralamaya çalıştıklarımıza benzer cemaat ve alt grupları neredeyse her biri kendi arasında hem gruplaşmadılar mı, hem 100 yıllık markalara taş çıkartırcasına markalaşıp kartelleşmediler mi, her biri medya patronu olmadı mı – holdingleşmediler mi, şeyh uçuran müritler aslında birer sermaye ortağı olmadı mı ya da kendilerini öyle zannederek cemaatleri zenginleştirmediler mi, buldukları taraftar sayılarıyla seçimlere – partilere destek olmadılar mı, “baskın grup” olarak kendilerini STK'ların üzerinde bile görmediler mi, vesaire, vesaire…
Derdi “din” olan cemaat ve tarikatlar; kendi yol – yöntem – metot ve kulvarlarında ilerlesinler, toplumumuzun manevi fenerleri olsunlar, ahlâk – edep ve Kur'an / sünnet ışığında din öğretsinler ve bunları yaparken de dünyalık başka işleri olmasın. Bu isteğimiz masumane olsa da demek ki tam manasıyla karşılık bulamıyor, toplumun geneli de böyle düşünüyor. Ancak bunu yaparken de Budistler gibi izbe yerlerde inzivaya çekilmesinler, FETÖ gibi devlet kurumlarına da yuva yapmasınlar, hele hele kripto varlıklar gibi de davranmasınlar.
Evet, müritlerin uçurduğu şeyhlerin aleti olmamanın ve cemaat / tarikatların oyuncağı haline gelmemenin tek yolu; Dinimizi doğru kaynaklardan öğrenip hayatımıza tatbik etmekten geçer yani “din cahili” olmayalım.
Unutmayalım ki;
İslâm'ın sembolü; Türban, sakal, sarık, cübbe gibi “şekilcilik” değildir. İslâm'ın sembolü; Ahlâk, adalet, akıl ve ilim gibi “manevi değerler” dir.
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK