Temel'e sormuşlar;
- Laz olmasaydın ne olurdun?
Temel'de cevap vermiş;
- Mahcup olurdum!...
Rize'den kulağımıza gelen seslerden – aldığımız duyumlardan dolayı biz bıktık ama bazıları bıkmadı ve onlar üzerinden mahcup olmaya devam ediyoruz.
Bizim Rizeliliğimiz; doğuştan kazanılır, farklıdır, siyaset üstü bir olgudur ve vatandaşlık gibi değildir. Bunun içindir ki, Rize ve Rizelilik ayarlarıyla oynamaya kalkışanlar; çamurlu – pis el ve emelleriyle baş başa kalırlar.
Söz konusu Rize ve Rizelilik olduğu zaman en muhalif siyasi bile bir araya gelir, yüksek perdeden seslerini haykırırlar. Bu yüzdendir ki; Rize'de herhangi bir protesto – eylem yapılacağı ve Rize'den bir ses çıkacağı zaman bunu düzenleyenlere değil de ne için düzenlendiğine bakın!.. Çünkü Rizeliler, söz konusu ortak sorunları olduğu zaman iktidar ya da muhalefetten hiçbir partiyi tanımazlar, tanımayacaktır. Geçmiş dönemlere bakın bunun sayısız örneğini görürsünüz.
Rize ve Rizelilerin ortak sorunlarından biri ve en önemlisi - hiç şüphesiz ki – “çay ve çay üreticilerine yapılan haksızlıklar” dır. Yaklaşık bir ay sonra “ilk sürgü” diye adlandırılan çay toplama – hasat etme işleri başlayacaktır. Umuyor ve bekliyoruz ki; daha önceden de yapılan fiyat – kota ve kontenjan haksızlıkları bu yıl da tekrar edilmez.
Rizeliler 7/24 “sen hiçbir canlıyı çaysızlıkla sınama Yarabbim!” diye dua eder, her türlü plan – program ve bütçe işlerini çay üzerinden kurgular. (Bu durum; Anadolu'nun birçok yöresinde de olduğu gibi Rize'de de aynı şey yaşanmaktadır.) Gerek ürün ve gerekse içecek olarak baktığınız zaman çay, Rize ve Rizeliler için “altın” dan da ötedir.
Bundan 40 yıl önce başlayan ve o günleri iyi bilen - yaşanılanlara da şahit olan bir Rizeli olarak özel sektör serüveninde canı çok yanan, konu komşuya karşı rezil /ayıp olmasın diye ürününü dalından toplayıp hasat eden, neredeyse zulüm ötesi haksızlıklara uğrayan ve üstüne üstelik bir de aynı tarihlere (1986 yılında) denk gelen Çernobil faciası ve radyasyonun etkileriyle yüzleşmek zorunda kalan Rizeli üreticiler, hem o günleri unutmamış ve hem de dönemin siyasî iktidarlarına da gereken dersleri vermişti. Korkuyorum ki AK Parti iktidarı da aynı hazin kaderi yaşayacak çay ve yaşanılanlar üzerinden hem Rize'de ve hem de Rizeli ve diğer çay üreticilerinin yaşadığı büyükşehirlerde gereken golü yiyecek ve oy oranlarında ciddi düşüşler olacaktır. Dedik ya; Rize ve Rizelilik farklıdır, ayarlarıyla oynamayın!...
Çay, fındık, pamuk, buğday, zeytin gibi stratejik ürünlere karşı olan hassasiyetimiz (!) son zamanlarda bayağı artmış bir durumda. Çeyrek asırlık bir iktidarın tarım ve hayvancılık alanında yaptığı hatalar – bilhassa üretilen ve üretilebilecek olan ürünlerin ithalatının teşvik edilmesi ve tavizler verilmesi – konusunda radikal tedbirler alamamış, geleceğe yönelik politikalar üretememişiz. Çay da bundan nasibini aldı ama üreticinin elindeki en büyük silah – koz; seçim zamanı geldiğinde sandıklara ya hiç gitmemesi ya da gittiğinde iktidara oy vermemesi olacaktır. Peki, alınan ah ve helal edilmeyen haklar yani üreticinin durumu – döktüğü alın teri ne olacak? Bu yüzden de diyoruz ki; Millî içeceğimiz olan çayla ve onu binbir cefayla üreten Rizelilerle oynamayın!...
Rize ve Rizeliler konusunda dikkatimizi çeken bir diğer husus da; Akran zorbalığı – cinayet ve intihar gibi vaka ve suç oranlarının artması, uyuşturucu ve bağımlılık yapan maddelerin satış ve kullanımı konusunda her geçen gün artan suç ve ölüm olaylarının pik yapması. Keza “bağımlılık” noktasındaki en büyük sıkıntılardan biri de kumar ve bu illetin söndürdüğü ocaklar. Dijital – sanal veya adına ne derseniz deyin, kumar; ülke genelinde olduğu gibi Rize özelinde de ciddi sosyal çözülme ve intihar vakalarını arttırmaktadır. Ne oluyor Rizemize, bizim orada böyle şeyler olmazdı. Bu konularda kulağımıza hoş şeyler gelmiyor, bilesiniz istedim!...
Suç ve suçlu üreten bir merkez haline gelen Rize'deki ebeveynlere çok büyük sorumluklar düşmektedir. Millî – manevî değerler ve bunların korunması konusunda öğretilmesi gereken ne varsa bunlara daha büyük bir hassasiyetle eğilmek ve gerekenleri de yapmak lazım.
Düz – gelişmeye müsait bir arazisi olmadığı için sahil doldurularak şehir merkezi inşa edilen Rize, artık şehirleşme ve imar ihtiyaçlarına cevap veremiyor. İstanbul'u aratmayan otopark ve trafik keşmekeşi Rize'de de rahat ve huzurlu bir yaşamı tehdit ediyor, elverişsiz hâle getiriyor. Şehir merkezinin bazı noktalarında bilhassa Atatürk – Cumhuriyet ve Deniz caddelerinde yaşanılanlar; insanı canından bıktırıyor, kurallara uymayan yaya ve sürücülerin hâl ve hareketleri bu duruma tuz biber ekiyor. Çoğu zaman bu durumlara acı acı gülmek zorunda kalıyorsunuz. “Yayaların geçiş üstünlüğü” nün fıkralar gibi yaşanıldığı Rize – Merkez'de araç kullanmak, başlı başına yetenek ve demir gibi sabrınızın olmasını gerektiriyor.
Yerelden aldığımız ve haber sitelerinden takip ettiğimiz kadarıyla Rize'de yaşanılan susuzluk ve su kesintileri de hemşehrilerimizi canından bıktırmış durumda. Yeşil ve suyun memleketi olmakla övünen – gurur duyan Rize'deki susuzluk ve su kesintilerinin sürekli bir şekilde gündemden düşmemiş olması, ütopik bir proje olmasıyla övünülen “Andon Suyu” nun çözüm olmaması, Rize – Merkez / Isırlık mevkiinde yapılan su depolarının ihtiyacı karşılamaması, alt yapı tesisatlarının eski ve yetersiz oluşu, su kayıp ve kaçaklarının önlenememesi gibi sorunları artık kimse duymak ve su kesintisi yaşamak – susuzluk çekmek istemiyor. Kulaklarınızı tıkamayın, üç maymunu oynamayın ve artık bu sesleri duyun!..
Rize'den hiç eksik olmayan sorunlara çözüm bulmak bir yana işin enteresanı de ne biliyor musunuz, her daim siyasetten alacağını alan Rize ve Rizeliler; yerelde belediyeciliği bilmeyen kişiler tarafından yönetiliyor. Rize'de ilçe belediye başkanları konusunda gösterilen hassasiyeti ne yazık ki ilde göremiyoruz; ya belediye kadroları “kadro” değil ya da merkezi iktidarın nimetlerini yemekten başka mahareti olmayan başkan veya adaylarında bir sıkıntı var. Cumhurbaşkanının memleketinde belediyecilik böyle olmamalıdır, olmamalıydı!...
Yazdıklarımıza çözüm bulununcaya kadar Rize ve Rizeliler konusunda durmadan birilerinin kulaklarının çınlatmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle tekrar edelim; Rize ve Rizelilik sevdamız bitmez, bitmeyecektir!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK