Çocukluğumuzdan bu yana “birlikte rahmet ayrılıkta azap vardır!” dediler durdular ama yaş kemale erince birlikteliğin aslında “bölük pörçük olup birbirine düşmek” olduğunu gördük ya da bize böyle hissettirdiler. Herkes kendi havasına göre bir oyun tutturmuş gidiyor ama çıkan seslerden hiç kimse de hoşnut değil!...
“Din” i, Allah'ın; Vahiy meleği Cebrail vasıtasıyla indirdiği emirleri – farzları Peygamberler tarafından insanlara anlatılan bilgiler olarak tanıdık ve böylece iman ettik, etmesine ettik de peki bu “bütün” e neden değişik adlar altında “yapılar” monte edilerek müdahale ediliyor ve parçalanmaya (biraz daha ileri giderek kendi yapılarını “din” yerine koyup esas olanı paramparça etmeye) çalışılıyor. Allah – ü Teala hangi ayetinde ve peygamberler hangi sözlerinde “paramparça olun, farklı kulvarlarda koşup yok olun!” diye emretti, benim akılsız başım böyle bir emri ne okudu ve ne de duydu. Bu konuda bilgisi olan varsa beri gelsin!...
Gelenek – görenek – ve yaşantıların tabulaştırılmış halini “kültür” çatısı altında birleştiren insanoğlu, bunların bazılarını “din” e monte edince dinlerini de kültür olarak yaşamaya başladılar. İşte “çözülme” tam da bu noktada başlamış oldu; dini “din”, kültürü de “kültür” olarak yaşamazsanız günün sonunda her ikisi arasında bocalar ve sonunda kof bir insan olmuş olursunuz.
Hanemize düşen İslam'la şereflenip Müslüman olduktan sonra değişik adlar altında gruplaşma, fırkalaşma ve bölünmeleri gördük. Kimi mezhep, kimi tarikat, kimi cemaat ve kimileri de farklı adlarla kendilerine bir “yol” uydurdular. Ha bunlara bir şey demiyoruz ama “yol” un sonu İslam'la değil de İslam alet edilerek “farklı güçler” de birleşiyorsa, işte iş; esas membaından kayar ve parçalanmanın – bölük pörçük olmanın ilk adımını da atmış ve tevhit sancağından da uzaklaşmış olursunuz, vah ki ne vah!...
Adı, sanı, kisvesi ne olursa olsun her bir grup farklı yol ve metot belirleyerek kendine göre bir İslâmî anlayış icat ederse ve bunlar birbirlerine selamı sabahı kesip düğün / cenazeye, cami – dernek ve vakıflarına gitmezse, biri diğerinden çok taraftar – mürit ya da adına ne derseniz deyin kendi uhdesi altında insanları toplarsa dışarıdan size plan üstüne plan yapan ve bizi birbirimize düşürmek isteyenlerin de ekmeğine yağ sürersiniz. İslam coğrafyasının ve özelinde de güzel Türkiyemizin düştüğü durum tam da budur; “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır!” gerçeğinin “ayrılık” olan “azap” kısmını yaşıyoruz!...
Geçmişten günümüze kadar gelinen süreç içerisinde bazı cemaat ve tarikatların sicilleri oldukça bozuk olmasına rağmen bir ders alamamış ve her geçen gün bunların maddi/ manevi anlamda güçlenmelerine göz yumulmuştu. Cemaat ve tarikat gibi dinî gruplar, elde ettikleri sermaye ve yapılanmalarla holdingleştiler ve bu gücü; adına “parti” dediğimiz siyasî yapılara ve devlet kurumlarına karşı baskı – sindirme ve yıldırma aracı / aparatı olarak kullandılar, ta ki 15 Temmuz 2016 hain gecesine kadar!...
Peki, 15 Temmuz'dan hangi dersler çıkartıldı ya da çıkartıldı mı?!... Tek cümleyle söyleyelim; Onların yerini başka cemaat ve gruplar doldurdu, hem de aynı yol ve metotlarla!... Atı alan Üsküdar'ı çoktan geçti, akıllandık mı, tabii ki hayır!...
Bizdeki durum bu, peki dünyadaki durum farklı mı?!...
İslam coğrafyasında Filistin'le başlayan Ortadoğu çıkmaz, İran'la devam eden şeytanî yarış, birbirlerine düşürülen Afganistan – Pakistan – Hindistan bermuda şeytan üçgeni, Arakan'da – Açe'de yapılan Müslüman kıyımı, Doğu Türkistan'da ırk ve din baskısıyla sindirilmeye çalışılan soydaşlarımız, Afrika'daki kabile ve mezhep çatışmaları ve bunlara benzer akıtılan gözyaşları, milyonlarca mazlumun - mağdurun alınan ahları, vesaire… Neden bu kadar çok Müslüman gözyaşı – kanı dökülüyor, neden İslam coğrafyası şeytanların – şer odaklarının elinde çarçur ediliyor, yeraltı – yerüstü zenginlikleri neden birilerinin elinde paspas – pespaye ediliyor.
Allah, bize verdiği aklı geri mi aldı yoksa din ipini bırakıp başka iplere sarılarak düştüğümüz dehlizden çıkmaya / kurtulmaya mı çalışıyoruz? “Kur'an gibi “rehber”, peygamberimiz gibi “önder” var!” dedikçe herkes bunlardan uzaklaşıyor. İslam coğrafyası “Tevhit sancağı” altında toplanıp ne zaman bir araya gelecek, küffarın oyunlarını ne zaman bozacağız, modern Haçlı seferlerinin her geçen gün yeni birine şahit olduğumuz zalim dünyada hiçbir işe yaramayan BM'deki 5 soysuzun oyuncağı olmaktan ne zaman kurtulacağız? Ağlamak çözüm mü, alın teri dökmediğimiz sürece gözyaşlarımız artacak. Birlik, beraberlik ve dirlik içerisinde bir araya gelmediğimiz vakit; artık bizim için çok geç olacak!..
Eskiden “din elden gidiyor!” diye bağırıp – çağırıp – ses çıkartıp ayaklananlar; dinimiz kırk parçaya bölündü, her şey elimizden gitti, mezarlarınızdan kalkıp ümmetin halini görün!...
Halifelik ya da başka adlar altında da olsa bile İslam birliği bir an önce kurulmalı, ehl-i sünnet çizgisinden taviz verilmemeli ve İttihad – ı İslam dünya coğrafyasına kazınarak bu coğrafyada her önüne gelenin istediği gibi at koşturamayacağı bir had olarak bildirilmelidir. Bu konuyla ilgili olarak Suriye'den gelen şu bilgiyi tüm İslam coğrafyasına da yaymamız ve gerekenleri de yapmamız lazım.
“Suriye devleti tarafından düzenlenen ve 1.500 ilim adamının katıldığı Şam Konferansı'nın ardından ortak bir bildiri yayımlandı. Bildiride;
İslam, Suriye'de “yasama” nın kaynağıdır.
Din, hiçbir siyasi parti veya grubun çıkarı için kullanılamaz.
Kur'an ve sünnet, nihai otoritedir.
Müslüman olmak, her türlü kimlikten üstündür ve önce gelir.
Sahabe ve Ehl – i Beyt'e saygı esastır, onlara hakaret etmek veya aşırıya kaçmak kabul edilemez denildi.”
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK