Birkaç gün önce (13 Mart 2026'da) kaybettiğimiz deha abidesi merhum Prof. Dr. İlber ORTAYLI'nın “Sopayı diksen filiz verecek şu topraklarda hâlâ sürünüyorsak, açsak, yorgunsak iki sebebi var; Cehalet ve ihanet…” sözünü bir yerlerden yorumlamaya başlayalım;
Anadolu coğrafyasını fetheden Türkler, bu coğrafyadaki cevheri iyi bildikleri için Malazgirt Kapısı'na anahtar uydurmuş; kâh kuru ekmek – kâh bal kaymak yemiş ama kutsiyet atfettiği – vatan bellediği aziz topraklarına hiçbir zaman ihanet etmemiş, iş başa düştüğünde yeri geldi “öküze çift” – yeri geldi “kağnıya yoldaş” ve yeri geldiğinde ise “traktöre şoför” olup tarlasını ekmekten / biçmekten de vazgeçmemiştir. Cefakâr Anadolu insanından, hakkına rıza göstermekten başka derdi olmayan asil köylülerimizden başka ne beklenebilirdi ki?!...
“Babadan kalma usuller” le ana bellediği topraktan asla kopmayan, yağmura “rahmet” – ürüne “bereket” diyen aziz ve asil milletimiz, ne yazık ki cehalet ve ihanet mengenesine sıkıştırılarak alın terinin karşılığını alamadığı için tarıma – toprağa ve verdiği emeklere karşı da küstürülmüştür.
Adına “Türkiye” dediğimiz aziz vatanımızın her bir köşesinde farklı ürünler yetiştiren – her geçen gün farklı alternatifler arayan, sabır ve azimle mahsullerinin hasadını bekleyen çiftçilerimiz; yavru doğurma zamanı yaklaştığında ahırda – ağılda evlat nöbeti gibi bekleyen hayvancılarımız; düğün – dernek ve okul masrafları için mahsul parasını bekleyen “milletin efendisi” denilip köleleştirilen ve neredeyse keriz – enayi muamelesine tabi tutulan köylülerimiz olmasaydı ne olurdu, gerçekten de çok merak ediyorum!...
Söylüyorum size, böyle bir tablodan sonra; hangi aç doyar, hangi tarlada rahmet olur, hangi derede şarıl şarıl su akar, binbir çeşit ve renkteki sebze ve meyveler hangi zincir marketlerin raflarını – reyonlarını doldururdu? Bir şeyler alıp satarken ya da yiyip içerken; adına “beyin” denilen mekanizmayı ne olur biraz çalıştıralım, düşünelim, kafa yoralım!...
Bereketli topraklarımızı zehirleyen kimyasallar ve üstün körü yapılan metotlarla ortaya konulan yanlış gübreleme,
Bir kere ürün verip bir daha ürün vermeyen ve bilhassa İsrail'den getirildiği söylenilen ithal tohumlar,
Adına “ata tohumu” denilip kaderine terk edilen ve neredeyse yüzüne hiç bakılmayan bir sene sonraya saklanılmasından imtina edilen yerli ve bir o kadar da millî olan tohumlar,
Adından başka hiçbir şeye yaramayan “tohum enstitüleri”,
Orman yangınlarının söndürülmesiyle ilgili gündemde olan ve sonraki günlerde esamesi bile okunmayan daha işlevsel ve aktif hale getirilmesi gereken “Tarım ve Orman Bakanlığı” (bu bakanlığın ismi bir an önce “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı” olarak değiştirilmelidir. Bunu defalarca yazdık, söyledik ve artık icraat bekliyoruz),
Mera – otlak ve yayla gibi ortak alanlarda yanlış politikalarla (tarım il ve ilçe müdürlüklerine gönderilen birçok talimat ve yanlış uygulamalardan bilgimizin var olduğunu, rahatsızlık verecek derecede ayyuka çıkan şikayetlerin olduğunu da biliyoruz) hayvancılığın bitirilme noktasına getirilmesi,
Flora zenginliğiyle göz dolduran güzelim vadilerin hem su ve hem de yeşillik kaynaklarının kurutulmasına sebebiyet verdirip “pes doğrusu!” dedirten HES'lerle doldurulması ve milletimizin – coğrafyamızın böğrüne saplanan bu hançerlerin kimseye bir faydasının olmaması,
Vesaire, vesaire….
Evet, soruyorum sizlere; Bunlar da mı gol değil!... Artık tribüne ve ekranlara karşı oynamayın bırakın!.. Yemiyor beyler, yemiyor!...
Biliyorum, doğruyu ifade eden dost can yakıyor, öyleyse yakmaya devam edelim mi;
“Bütçe açıkları” bahane edilerek tarım ve hayvancılığa sağlanmayan ya da sağlananların da yeterli olmadığı destekler,
Hak edildiği halde ürünlere verilmeyen fiyatlar,
Tarımsal destekleme bedellerinin birçok üründe iptal edilip verilmemesi,
Stratejik ürünlerin üretilmesinde konulan kota ve kontenjan uygulama ahmaklığı,
“Coğrafî işaret” li olsun ya da olmasın üretilen ve üretilebilecek – ismiyle müsemma olan bölgesel ürünlerin ithalatının yasaklanmaması,
Ekilmesi – biçilmesi ve korunması zahmetli olduğu için bir türlü teşvik edilemeyen “organik ürün” ler konusunda yeterince hassasiyet gösterilmemesi,
100 yılda bir oluşan bir metre kalınlığındaki bahçe toprakları ve vasıflarını yitirmiş (!) tarım arazilerini imara açıp her yeri beton yığınına çevirmenizi ve doya doya nefes alabilecek bir metrekarelik yeşillik bırakmamanızı,
anlıyor (!) ve önümüze gelenlere de anlatıyoruz!...
Yukarıda sıralamaya çalıştıklarımıza benzer ne kadar yanlış politika varsa bunlara karşı sürdürülen anlamsız ısrar ve inkâr politikalarınızı hangi cehalet ve ihanetle açıklayacaksınız? Pür dikkat bir şekilde bunların cevabını bekliyoruz.
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim;
Tarım politikalarına kızıp da ellerindeki sebze ve meyveyi çöplere – yollara döken ya da tarlalarda hasat etmeden kaderlerine terk edenlere de söylenecek bir çift sözümüz olacak; Pireye kızıp yorgan yakmak çözüm değildir.
Tarım ve hayvancılık konusuyla ilgili Temel'in bir fıkrasıyla biraz ironi katarak mevzumuza devam edelim;
Temel'in kuzeni olan İdris, Amerika'ya gider ve oradan da Temel'e mektup yazar. Mektubunda;
Ula Temel, buralardan bir şey istiyor musun?, der.
Temel de;
Buralarda canım çok sıkılıyor, ben toprakta çaydan – fındıktan başka farklı bir ürün yetiştirmek istiyorum, bana ne önerirsin? der.
İdris de hemen cevap verir;
Bizim topraklar çok bereketlidir, tarlaya civciv dik!, diye bir öneri sunar.
Temel de İdris'i kırmaz ve tarlaya civcivleri diker. Bir gün sonra gidip bakar ki civcivlerin hepsi ölmüş. Hemen İdris'i aramış ve İdris de;
Ula Temel, civcivleri ayaklarından değil başından dikecektin! demiş ve Temel de İdris'in dediğini yapmış ve civcivleri başından dikmiş. Temel bir gün sonra bakmış ki yine civcivler ölmüş ve tekrar İdris'i aramış. İdris'te Temel'e;
Ula Temel, o zaman bana topraktan biraz numune gönder, ben onu inceleteyim, belki de toprak zehirlidir!...
Temel fıkrası örneğinde de olduğu gibi bir cehalet ve ihanetin yaşandığı tarım politikaları yüzünden topraklarımız ömür boyu nadasa terk edilerek atıl bırakılmışlardır. Bu toprakların aziz emekçisi olan üreticilerimize ve vatan toprağına kim ya da kimler ihanet ettiyse / ediyorsa Allah onları o toprakta zehirlenmiş bir şekilde çürütsün, başka diyecek bir şey bulamıyorum!...
Merhum İlber ORTAYLI hocamızın bir sözüyle başlamıştık, yine onun bir sözüyle bitirelim;
“Fikir, sanat, eğitim, sanayi, tarım, adalet. Her konuda müthiş bir sefalet içindeyiz. Elimizde duble yollar, avm'ler ve lüks rezidanslardan başka bir şey kalmadı.”
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK