Dolar

44,3439

Euro

51,4542

Altın

6.298,04

Bist

13.168,16

İstikbalimizi petrol fiyatları belirleyemez

3 Saat Önce Güncellendi

2026-03-24 00:04:31

Günay Ertan Akgün

Toprağa “vatan” deyip onu kutsallıkla donatan aziz ve asil milletimizin Çin Seddi'nden başlayıp Viyana kapılarına kadar dayanmasının sebebi; “arsa” ya da “gayrimenkul” zengini, “toprak ağası” olmak değildi. Tek amaç; ilahi kelimetullahı dünya üzerine yaymak ve adaleti tesis etmekti!...

Müslüman Türk'ün; adalet, hoşgörü, inanç, millî – manevî değerlere karşı olan saygı / sevgi ve hürmetini bilen ecnebi ya da gayri müslimler esaret altına düşüp “esir” oldukları zaman “Türk'se korkmayın!” der ve geleceklerinden endişe etmezlerdi. Çünkü “Türk” demek; merhamet – acıma - hoşgörü sahibi ve adil olmak demekti. Bunu böyle bilenlerin bazıları “devşirme” olup İslam'ı seçerek Müslüman olmuş, bazıları da kapalı kapılar ardında kuyulara kazarak ya o kuyunun içerisine kendisi düşmüş ya da birilerinin iteklemeleriyle kendi devlet / devletçiklerini kurmuşlar. İşte bu hikâyeden bize de kala kala – kısmî Trakya ve kahir ekseriyeti de Anadolu coğrafyasından oluşan – adına “Türkiye” dediğimiz aziz vatanımız kalmıştır, çok şükür!.. En azından birileri gibi “vatansız” kalmadık!...

“Vatan”, bazıları için bir anlama ifade etmese de Türk için, her şeyden ötedir; Candır, kandır, namustur, sudur, berekettir, nefestir. Türk, vatan toprağının altına “mezarlık” ve üstüne de “hayat” der ve bunu bilmeyenlere de öğretir, öğretmiştir de!...

Adına “vatan” dediğimiz “kara toprak parçası” nın altında farklı, üstünde farklı zenginliklerimiz vardır. Bazıları buna “maden”, bazıları “enerji” ve bazıları da “jeopolitik – jeostratejik değer” deyip “paha” biçmeye çalışır ve buna göre size karşı “senaryo” ve “plan” lar hazırlar. Son birkaç aydır devlet başkanı Maduro'nun derdest edilerek Venezuela topraklarına el konulması, 80 yıldır zulüm altında inleyen Filistin topraklarındaki işgalin bitmemesi (bilhassa turistik tesislerin yapılacağı ve 2. Dubai olacağı iddia (!) edilen Gazze'nin enkaza dönüşmesi), 2010 yılında başlayan ama beklenen baharı (!) bir türlü getirmeyen Arap Baharı'nın sebep olduğu iç karışıklık – el koyma – rejim değişiklikleri ve işgaller ile topyekûn bir bölge savaşına dönüşen ABD – İsrail ve İran savaşı ve dünya üzerinde geçmiş ve devam eden bunlara benzer ne kadar karışıklık / savaş varsa hepsinin arka planında “zenginliklere el koyma, maden ve enerji yataklarına sahip olma” gerçeği yatmaktadır.

Her gittiği yere demokrasi ve özgürlük getireceği iddiasıyla giden ve bu misyonla (!) “dünyanın jandarmalığı” na soyunan, kendi kanlı geçmişine bakmadan nükleer bomba yapımını engelleyeceğini söyleyerek zulüm – kan ve gözyaşından başka bir şeye imza atmayan, “devlet olma” geçmişi az ama zulmü arşı zorlayan ABD'nin tarihi; kanla, zulümle ve barbarlıklarla doludur. Daha Kızılderili ve zencilere yaptıkları unutulmadan her geçen zulüm sayfasına yenilerini eklemektedir.

Bırakınız “dünyanın jandarması” olmasını küresel terörist – korsan – haydut olan ve hak – hukuk – adalet tanımayan ABD'yi, arkasına alan ya da böyle bir vampirden medet uman herkes, er ya da geç zulmün / işgal edilmenin kötü yüzüyle karşılaşmış ve ister istemez ona teslim olmak zorunda kalmıştır. Bugün ABD – İsrail ve İran savaşının her türlü zulmüne şahit olduğumuz bir gün de aslında ABD'nin ve arka planda da İsrail'in esas hedefi – rahmetli ERBAKAN Hocamızın yıllar öncesinde de işaret ettiği gibi – Türkiye'dir. Bu böyle olsa bile bizim genetik kodlarımız; Ne Farslı İran'a ve ne de çöldeki çakma Arap devletçiklerine benzemez. Savaşmanın, vatanın ve millî değerlerin ne olduğunu ve Türkler için bunların ne anlam ifade ettiğini anlamak – test etmek isteyen varsa “Türk'ün Tarihi” ne baksın ya da Türkiye'yle boy ölçüşmeye kalksın. Emin olunuz ki Türk ve Türkiye; çok iyi “ölçü” alır, buyurun deneyin!...

ABD – İsrail ve İran savaşı üzerinden özelinde Ortadoğu ve genelinde ise dünya, hiç olmadığı kadar diken üstünde. İran'ın kontrolündeki Hürmüz Boğazı'ndan geçemeyen petrol tankerlerinden dolayı maliyet girdilerinin pik yapması, varil petrol fiyatlarının azami seviyeye çıkması ve bunun doğal bir sonucu olarak petrol ve petrol türevleri - kimya – enerji – plastik ürünleri ile mazot / benzin fiyatlarının artması ve dolayısıyla bunun da navlun (nakliye) ücretlerine yansıması vb. olumsuz durumlar ile öngörülemeyen maliyet giderlerinin artması tüm sektörlere sirayet etmiş, “fahiş fiyatlar” yine karşımıza çıkmıştır. Bu durum bize; “bu filmi daha önceden de seyretmiştik!” gerçeğini hatırlatmaktadır.

Küresel şeytan – vampir – haydut ABD ile zalim / terör devlet İsrail'in, Ortadoğu'yu kendi hükümranlıklarına almak istemelerinin tek sebebi; “Petrol silahı” nı ele geçirmek olsa da – legal ve meşru olarak kendini koruma hakkı olan - İran'ın saldırılarından nasibini alarak kuyruk acısı yiyen -“emir” ve “krallık adlarıyla anılan - Arap devletçikleri, artık hatalarının farkına varmış olmalılar ki üst perdeden “bizi İran'a karşı koruyacak olan ABD'yi biz korumak zorunda kaldık!” diyecek kadar gözlerinin açılmış olması inşallah ileriki dönemler için hayra alamet olur ve bir an önce topraklarındaki ABD üslerini de kapatırlar, kapatmaları da gerekir. Bu vesileyle bizde de NATO üssü olarak bilinen ama arka planda değişik dönemlerde ABD'ye hizmet eden tüm üslerin ya kontrolü bize geçmeli ya da tamamen kapatılmalıdırlar.

Ortadoğu'daki devletler başta olmak üzere dünyanın birkaç noktası “petrol” kaynaklı savaşlara, el koymalara, darbe – iç karışıklık – yanlı muhalefet vasıtalarıyla ülke yönetimleri derdest edilmeye devam edecek ancak “petrol” den daha değerli olan ve hiçbir alternatifi bulunmayan (bize göre kutsallığına inandığımız, “rahmet” ve “bereket” olarak baş tacı ettiğimiz) “su” dan dolayı da savaşlar çıkacak, bunun için de hedef tahtasına oturtulan bölgedeki en büyük ve en değerli ülke, Türkiye'dir. Bazı ahmaklar; bunu ya görmüyor ya da görmezden gelip müstemleke olarak kendinin daha özgür (!) olacağını düşünüyor, vah akılsızlar!...

Savaş, salgın hastalık, doğal afetler ve büyük yangınların yıkıcı bir sonucu olarak ulaşılması güç olan petrol, gıda ve bunlardan üretilen ürünlerden dolayı maliyet girdileri her zaman artar. Çünkü bir şey azsa ve ona olan talep fazlaysa ister istemez birim maliyetler ve satış rakamları sürekli olarak değişkenlik gösterir ve artar. Bunu anlamak ve görmek için müneccim olmaya gerek yok. Zaten petrol istasyonları ve marketlere her gün giden tüketiciler olarak bunu iliklerimize kadar hissediyoruz, birileri de bunu hissettirmek için ellerinden gelen özveriyi (!) gösteriyorlar.

Yazımıza başlarken mazot ya da benzin fiyatları demememizin tek sebebi de petrolden sadece mazot ve benzinin üretilmediği, yüzlerce ürününün bu hammaddeden elde edildiğine ve piyasaların da bununla şekillendiğine dikkatinizi çekmek istedim.

Maliyet girdileri, salgın, savaş ve kriz ortamlarını bahane ederek içimizdeki “zam canavarı” nı uyandırmayalım. Zaten zar zor ayakta duran piyasayı daha da içinden çıkılamaz bir hâle getirmeyelim, art niyetli davranarak kendimize yeni bir piyasa belirlemeyelim, “soğan – patates stokçuluğu” üzerinden korona salgını zamanında yaşanılanları hatırlayalım ve her şeyden önemlisi de “bunlar da geçer!” deyip önümüze bakalım. Bu günler geçtikten sonra her biri bir “anı” olarak kalacağına inandığımız bu günleri elbette ki unutup gideceğiz.

Geçmişi savaş, kıtlık, açlık, yoksulluk, salgın hastalıklar gibi imtihanlarla dolu olan aziz ve asil milletimiz – vatanımız, hiç şüphesiz ki bunların da üstesinden gelecektir. Unutmayalım ki istikbalimizi petrol fiyatları belirleyemez, bizleri de bu kötü durumlardan fahiş fiyat ve zamlar kurtarmaz, aç gözlü olmayın!...

Son söz şairin;

“Sahipsiz vatanın batması haktır,

Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır!...”

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

 

 

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Isparta'ya şehit ateşi düştü

Haber Ara