Dolar

44,8405

Euro

52,8932

Altın

6.911,02

Bist

14.201,05

Okullarda zorbalık ve şiddet: Bir önerim var!

1 Saat Önce Güncellendi

2026-04-17 00:09:53

Prof. Dr. Mehmet Şahin

Daha önce ABD'de meydana gelen okul baskınları, öğrencilerin okulda işledikleri cinayetler ile ilgili haberler duymuştuk. “Nasıl olur böyle bir şey?” diye sormuş, çok fazla derinlemesine ele almamıştık. Farklı şehirlerde gençlerin bireysel cinayetler veya intihar olayları da genellikle gençlerin takip ettikleri sosyal medya ve oynadıkları bilgisayar oyunları üzerinde durulmuştu. Bu tür münferit olayları derinlemesine ele alarak bu olayların nedenleri üzerinde çok fazla kafa yorma gereği de duymadık. Sosyal medyayı veya dijital oyunları suçlu olarak ilan edip yasaklama yoluna gitmeyi tercih ettik.

Nihayet Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ndeki silahlı saldırı haberi geldi. 14 Nisan 2026 Salı günü, 18 yaşındaki eski bir öğrenci Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ndeki silahlı saldırı düzenledi. 16 kişi yaralandı. Saldırgan intihar etti. Her iki saldırının failinin de 15-17 yaş aralığında. Bu yaş aralığı cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçların yoğunlaştığı bir yaş aralığı olarak bilinmektedir.

Başarı odaklı eğitim sistemi maalesef gençlerimizin ruh sağlığını bozuyor. Sınav üzerine sınav yaparak başarı hedefine ulaşma rekabeti oluştururken gençlerimizi bir fare yarışına (ratrace) sevk etmek onları insani değerlerden elbette uzaklaştırır. Hedefe ulaşmak için tüm hayatını ve çabasını harcayan gençlerimiz bu koşuşturmaca içinde farkına varmadan pek çok değeri kaybetmektedirler. Sevgi, saygı, güven, adalet gibi insani değerlerin başarıdan daha önemli olduğunu özümseyemeyen gençlerimiz artık toplumsal bir sorun haline gelmiştir.

Özellikle suç oranlarının yoğunlaştığı 15-17 yaş aralığındaki gençlerimizi dikkate alan okullar öncelikli olarak dürüstlük, adalet, saygı ve güven ikliminin hâkim olduğu okul iklimini oluşturulması çok önemlidir. Okulda çalışan idareciler, öğretmenler ve öğrenciler bir hiyerarşik yapı ve kurallar kümesi üzerinde odaklanmaktan çok sevgi, saygı, güven ve adalet gibi insani değerler üzerinde odaklanarak aralarındaki ilişkileri “önce insan” ilkesine uygun olarak yeniden şekillendirmelidir. Okul ile ilgili herkesin korku, gerginlik, umutsuzluk, güvensizlik oluşturacak uygulamalardan kaçınmaları çok önemlidir. Okula sevgi ile giden, okulda saygı gösteren ve saygı gören, kendini rahat hisseden ve geleceğe umutla bakan gençlerimizin “başarılı” olarak değerlendirilmesi çok doğru bir yaklaşım olur.

Okul ile ilgili servis şoföründen müdürüne, öğretmeninden öğrenciye kadar herkesin gruplaştırma veya kutuplaştırmadan uzak durması gereklidir. İnsanları veya sosyal grupları ayrıştıran, kutuplaştıran güvensizlik, korku, kızgınlık, öfke, sevgisizlik ve saygısızlık toplumun bir parçası olan bu yaş grubundaki gençlerimizi doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir. Toplumu olumlu veya olumsuz etkileyen tüm olaylar aynı zamanda gençleri de etkilemektedir. Bu yaş grubundaki gençleri toplumdan ayrı tutarak sorunlara çözüm aramak yanlış olacaktır.

İçinde bulunduğumuz dijital çağ, siber veya sanal âlemin baskın olduğu, gerçek hayat ve âlemden daha fazla etkileme gücü ve potansiyeline sahiptir. Bu bakımdan sanal âlemde olup biten olaylar ile gerçek hayatta olup biten olayları bir bütün olarak ele almak gerekir. Siber âlemdeki zorbalık ve şiddetin gerçek âlemde de zorbalık ve şiddet olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Okullardaki zorbalık ve şiddet, siber zorbalık ve şiddet ile ilişkilendirilmesi doğru bir yaklaşım olacaktır. Zorbalık ve şiddet sorununu siber âlemden bağımsız çözmeye çalışmak çok eksik kalacaktır. Gerçek ve siber âlemde alınacak önleyici tedbirler birlikle düşünülmelidir.

Özet olarak toplumu okuldan, gençlerimizi toplumdan ayrı düşünerek sorunlara çözüm arayışı sonuçsuz kalacaktır. Bir başka ifade ile sosyoloji, psikoloji, politika, eğitim, teknoloji, kültür, din ayrı disiplinler olarak ele alınırsa toplumun sorunlarını anlayamaz ve çözüm bulamaz. Bütün bu disiplinler bir arada çalışırsa özellikle gençlerimizin sorunlarına çözüm bulabilirler. Diğer yandan geleneklerimiz, göreneklerimiz, töremiz ihmal edilerek veya reddedilerek eğitim ve öğretim programları geliştirilirse toplumumuzun dokusu ile uyumsuz ürünler çıkması normaldir.

Okullarda ortaya çıkan zorbalık ve şiddet olayları aciliyet arzeden bir sosyal patlama ve felaket olarak görülmelidir. Daha büyük patlamaların da meydana geleceğinin habercisi olan bu olaylar, ancak bütün disiplinler bir arada çalışırsa önlenebilir. Bu toplumsal patlama ve felaketlerin önlenmesi için ivedilikle AFAD benzeri bir kurum oluşturulmalıdır.

Daha önceki yazılarımda tekrar tekrar yazdığım çözüm önerini tekrar yazmamda sakınca olmaz herhalde. Gerçi bizim bu önerimizi dikkate alacak bir yetkili ve kurum olacağını da düşünmüyorum aslında. Tarikat, cemaat bağlantısı olmayan, tamamen bağımsız, kendi inanç ve kültürünü önemseyen, gelenek ve göreneklerini dikkate alan, törenin tekrar keşfedilip canlandırılmasını savunan bir eğitimci olarak bir önerim var!

Ahilik, Enderun ve Köy Enstitülüsü modellerimizi ve deneyimlerimizi tekrar güncelleyerek kendi dokumuza uygun bir eğitim sistemini oluşturmamız zaruridir. Tek yapmamız gereken şey öncelikle bir “Türk Eğitim Standartları Enstitüsü” kurmaktır.

Oluşturulmasını önerdiğimiz Türk Eğitim Standartları Enstitüsü, geleceğin toplumunu oluşturacak olan gençlerimizi her türlü zorbalık ve şiddetten da uzak tutacak önleyici tedbirleri alacaktır. Yeter ki dokumuza uygun standartlar geliştirilsin ve tüm eğitim kurumları yeniden oluşturulsun.

Uluslararası sıralama ve derecelendirme yapan kuruluşların verdikleri sırlama ve dereceler ile kendimizi değerlendirmekten vazgeçsek iyi olur. Başkasının istediği gibi olmak, başkasının standartlarına uygun olmak için başkalaştığımızı, kendimiz olmaktan uzaklaştığımızı, başta gençliğimiz olmak üzere insanımızı yorduğumuzu kabul etmenin zamanı geldi. Her şeyde “yerli ve milli olma sloganı” kullanılırken, yerli ve milli olmak bir anahtar kelime olarak görülürken kendimizi yerli ve milli eğitim standartlarımızı oluşturacak, eğitim sistemimizi yeniden yapılandıracak bir kurum gerekli değil mi?

Ancak bizim özümüzdeki, mayamızdaki, gelenek ve göreneklerimizdeki, töremizdeki kuvvet ve kudret, bizim insanımızı, gençliğimizi ve toplumumuzu tekrar kuvvetli ve kudretli yapacaktır.

Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Silah seslerini duyunca okula koşan baba yaşadıklarını anlattı

Haber Ara