Cennet mekan Yavuz Sultan Selim'den bu yana özellikle Irak'ta Kürtler karşısında yer yer uygulanan köklü bir devlet politikası vardır. Bunun iki müessisi Yavuz ile İdris-i Bitlisi'dir. Acem tehdidine karşı kurulmuştur. Buna istimale yani yanına çekme ve kazanma politikası derler. Irak denkleminde Şiilere karşı bir denge unsuru teşkil ederler. İngiltere bu yapıyı ellemese bile ABD bu yapıyı bozmuştur. Paul Bremer bin yıllık Sünnilik omurgasına dayalı bu yerleşik düzeni değiştirdiklerini söylemiştir. Kürtler sadece Müslüman değildirler aynı zamanda stratejik anlamda Sünnidirler. Kürtlerin bu vasfıyla Osmanlı devletinden iltifat görmeleri civardaki kimi Türkmen aşiretlerini de ayartmıştır. Onlar da zamanla Kürtlerin Sünni merkezli statüsüne özenmişler ve bu veya şu sebepten bazı Türkmen aşiretlerin dilleri Kürtçeleşmiştir. Kısaca Kürtlerin birinci vasfı Müslüman olmaları ikinci vasıfları da Sünni oluşlarıdır. Bulundukları hassas bölgelerde veya uçlarda devlet millet için bir denge teşkil etmeleridir. Lakin hem milliyetçilik hem de laiklik anlamında Batı rüzgarlarının esmesiyle birlikte bu kadim politika esnemiş ve aşınmıştır. Kürtler tarihi zeminlerine yabancılaşmışlardır. Ana gövde olan Türklerin değişimi gölge olarak onları da değiştirmiştir.
Kürtler bölgelerinde Araplar ve Türklerle İslam dairesinde kaynaşacakları yerde Batılı güçlere, İsrail ve Acemlerle uyarak kendi ayakları üzerine durmayı denemişlerdir. Esasında böyle dedikse de gerçekte böyle bir durum yok. Batı onları sadece bölgeyi karıştırmak ve kendine ram etmek için kullanmıştır. DEAŞ ile birlikte münavebeli bir biçimde batı politikalarının manivelası olmuşlardır. Onlar da kendilerini DEAŞ'a karşı cephede olduklarını sanmışlardır. Asli zeminlerinden koparak istikrar unsuru iken istikrarsızlık unsuru haline gelmişlerdir. Diyelim ki ataları Salahaddin Eyyübi'nin mefharetiyle övünüyorlar. Batı ve İsrail onlara bu rolü yeniden oynamaya izin verir mi? Kella. Eğer Salahaddin ile övünüyorlarsa niye onun yolundan gitmiyorlar aksine hilafına hareket ediyorlar? Ümmetin birliği yerine neden İsrail ve ABD politikalarının oltasına takılmışlar ve onunla uyumlu hareket ediyorlar ve onlara sığınıyorlar? Dolayısıyla dönüşerek Salahaddin Eyyübi ile de bağlarını koparmışlardır. Zira tarihi zeminlerini duruşlarını ve kimliklerini unutmuşlar ve dönüşüm geçirmişlerdir. Adeta Mankurtlaşmışlardır. İslam toplumları yerine Batı ve İsrail ile stratejik ortak olmaya can atmaktadırlar. Bunun nedeni istimale politikasının oturduğu zeminin aşınması hatta çökmesidir. Ya da Kürt kimliğinin başkalaşması ve milliyetçilik ve laiklik sarmalına sapmasıdır. Bunda en büyük pay PKK gibi örgütlerindir.
İstimale politikası İkinci Abdulhamid döneminin sonuna kadar devam etmiştir. Bu düete Irak cephesinde karşılık verenlerden birisi ya da İdris-i Bitlisi'nin çağdaş temsilcilerinden birisi Nakşibendi şeyhi ve müceddidi Halid-i Bağdadi olmuştur. İmparatorluğun dağılmasıyla birlikte bu politika da sahipsiz ve zeminsiz ya da öksüz kalmıştır.
Barzani ailesi Nakşibendi geçmişiyle Talabani ailesi de Kadiri geçmişiyle anılmakta ve tanınmaktadır. Aşiret yapısıyla da bilinirler. Bununla birlikte geldiğimiz noktada tarikat kültüründen bir hayli sapmışlar ve tanınmaz hale gelmişlerdir. Kimlik erozyonuna uğramışlardır. Bu nedenle son sıralarda Mesut Barzani ve ekibinin PKK yandaşlarıyla köprü kurduklarını görebiliyoruz. Hatta Şiiler arasında en mezhepçi yaklaşımıyla bilinen Nuri Maliki ile de ortaklığa heveslendikleri bir gerçektir. Siyasi ve dini salabetlerini ve sabitelerini kaybetmişler ve uçucu hale gelmişlerdir. Barzani'nin 10 yıl içinde iki temel hatası olmuştur. 2017 yılında bağımsızlık için tek yanlı referandum yapması ve Esat sonrasında da PKK-SDG-PYD unsurlarıyla dayanışma içine girmesidir. Türkiye ekseninden hızla uzaklaşmış ve kendisine ve temsil ettiği değerlere yabancılaşmıştır. Yani pusulasını kaybetmiştir.