Bu yazıyı kaleme alırken henüz 2025 yılının sınırları içinde bulunuyorduk. Lakin yayınlandığı tarihte 2026 yılına merhaba demiş olacağız. 2026 yılının arifesinde dünyaca tanınmış bir aktris ve yıldız olan Brigitte Bardot bu dünyaya veda etti. Öldüğünde ömür takvimi 91 yaşını gösteriyordu.
Şöhret avcısı olarak geniş kitleler tarafından tanındıktan sonra genç denebilecek bir yaşta (39) sanat hayatına veda etti. Sanat hayatına manken ve bale dansçısı olarak giriş yapmıştı. 50 kadar filmde rol aldı ve Fransa'nın dünyada sanat elçisi oldu. Bir nevi daha geniş çapta Ajda Pekkan'ı tasavvur edebiliriz.
İz bırakan filmlerinden birisi de ‘Ve Allah kadını Yarattı (Et Dieu... crea la femme ) filmiydi. Çıkışları itibarıyla cins bir kişilik veya kadındı. Hemcinslerinden İtalyan gazeteci Oriana Fallaci, Mısırlı Neval Saadavi Cezayirli Halide Tumi kalibresinde ve ayarında bir ‘özgürlük abidesiydi'.
Mine Kırıkkanat gibi isimler, ikon kadınlar listesini oluşturuyorlar. Bu listeyi uzatmak mümkünse de gereksiz. Dört evliliğinden tek bir erkek çocuğa sahip olmuş. Bu da hakkındaki artılardan birisini teşkil eder. Fransa'nın milli sembollerinden birisiydi. De Gaulle, hakkında Fransa'nın milli serveti olduğunu söylemiştir. İsrailli eski bakanlardan Binyamin Ben Eliezer de devrik Mısırlı lider Hüsnü Mübarek'in İsrail açısından stratejik bir hazine olduğunu söylemişti. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Brigitte Bardot'nun asrın efsanelerinden biri olduğuna parmak basmıştır.
Sanattan geriye kalan hayatının mütebaki bölümünü hayvanlara adamıştı. Bu bağlamda Türkiye'deki yetkililere de çağrıda bulunan BB, sokak kedi ve köpeklerine sahip çıkılmasını istemiştir. Bir ara Müslümanlarla kurban ritüeli noktasında karşı karşıya gelmişti. Bu noktada Oriana Fallaci gibi saldırgandı. Müslümanların kurban kesmelerine karşı çıkıyor ve onların gizliden gizliye küvetlerde hayvan kestiklerini ileri sürüyordu. Hayvan severliğiyle iştihar etmişti. Ölmeden evvel de ülkesi Fransa'dan bir istekte bulundu ve at eti satışına yasak getirilmesini istedi.
Kimi dönemler yoğun psikolojik sorunlar ve bunalımlar yaşadı. İntiharın sınırlarında dolaştı.
Galiba asıl vurgulamak istediğimiz noktayı sona sakladık veya bıraktık.
Yaşadığı asırla alakalı olarak kendisinden hiç beklenmeyen bir değerlendirme yapıyor. Bizdeki bazılarının aksine ölümle sorunu olmadığının altını çiziyor. Ölümden korkmadığını söylüyor.
Bundan ötesi daha dikkat çekici: Çağdaş hayat karşısında ölüm son olmaktan ziyade bir kurtuluşu simgeliyor! Bu yaşanılan dünyanın buhran ve bunalım ürettiği bir gerçek. Hayvan severek ve onların yaşaması için mücadele ederek aslında kendisi de hayatın bir tarafına tutunmak istediğini gösteriyordu.
Halbuki bu şikayet ettiği hatta kurtulmak istediği çağdaş yaşam veya hayat tarzı kendisi gibi ikon kadınların eseri değil mi? Kendi ürünleri olan dünyaya yabancılaşmışlar! O zaman hayat tarzını gözden geçirmek gerekmiyor mu?
Mustafa Özcan \ Timeturk