Dolar

44,7267

Euro

52,8973

Altın

6.907,71

Bist

14.252,38

Sınıflarda büyüyen tehlike: Şiddetin gölgesinde eğitim

2 Saat Önce Güncellendi

2026-04-16 00:15:21

Hanife Arslantürk

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta meydana gelen, öğrencilerin karıştığı saldırılar ne yazık ki eğitim camiasını derinden sarsmıştır. Öncelikle bu menfur olayları en güçlü şekilde kınıyor; hayatını kaybeden öğrenci ve meslektaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyor, ailelerine ve tüm eğitim camiamıza başsağlığı temennilerimi iletiyorum. Bu acı, bireysel değil; toplumsal bir yaradır.

Her ne kadar bu acıları içimize atsak da zaman zaman tepkimizi eylemlerle, açıklamalarla ortaya koysak da asıl mesele bu tür saldırıların bir daha yaşanmamasını sağlamaktır. Bunun yolu ise yalnızca duygusal reflekslerden değil; hukuki, idari ve toplumsal açıdan güçlü bir mücadeleden geçmektedir.

Bugün gelinen noktada okullar sadece eğitim verilen yerler olmaktan çıkmakta; zaman zaman şiddetin, öfkenin ve kontrolsüz davranışların sahasına dönüşmektedir. Bu durum, yalnızca bireysel hatalarla açıklanamayacak kadar derin bir sistem sorununun işaretidir.

Türkiye'de eğitim ortamlarında disiplin ve güvenliği sağlamak adına yürürlükte olan mevzuatlar aslında oldukça açıktır. Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği, öğrencilerin disiplin suçlarını ve uygulanacak yaptırımları detaylı şekilde düzenlemektedir. Bu kapsamda; kasten yaralama, tehdit, hakaret ve okul düzenini bozacak her türlü fiil disiplin suçu sayılmakta ve kınamadan okuldan uzaklaştırmaya, hatta örgün eğitim dışına çıkarılmaya kadar varan yaptırımlar öngörülmektedir.

Bununla birlikte 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu açısından da konu son derece nettir. Kasten yaralama (TCK m.86), tehdit (m.106), hakaret (m.125) gibi suçlar yalnızca okul içi disiplin meselesi değil, doğrudan adli suç kapsamındadır. Üstelik suçun kamu görevlisine karşı işlenmesi —ki öğretmenler bu kapsamda değerlendirilmektedir— cezayı artırıcı bir unsur olarak düzenlenmiştir. Yani öğretmene yönelik şiddet, sadece ahlaki değil, aynı zamanda ağır bir hukuki ihlaldir.

Ancak sorun, çoğu zaman bu kuralların uygulanmasındaki zafiyetten kaynaklanmaktadır. Caydırıcılık ancak kararlılıkla sağlanabilir. Eğer bir öğrenci, yaptığı eylemin ciddi sonuçları olacağını bilmez ya da bu sonuçlarla karşılaşmazsa, benzer olayların tekrar etmesi kaçınılmaz hale gelir.

Öte yandan mesele yalnızca cezai yaptırımlarla çözülebilecek kadar yüzeysel değildir. Geçtiğimiz aylarda öğretmenlere yönelik artan şiddet olayları da bu sorunun çok boyutlu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Öğretmenin sınıf içindeki otoritesinin zayıflatılması, velilerin öğretmeni sorgulayan hatta zaman zaman hedef haline getiren tutumları, eğitimcileri yalnızlaştırmaktadır. Bu durum, öğrenciler nezdinde de yanlış bir algı oluşturmakta ve saygı kavramını aşındırmaktadır.

Burada ailelere düşen sorumluluk hayati düzeydedir. Çocuğunu her koşulda savunan, yanlışını görmezden gelen ve onu “dokunulmaz” bir birey gibi yetiştiren anlayış, aslında en büyük zararı yine çocuğa vermektedir. Disiplin, baskı değil; hayatın gerçeklerine hazırlıktır. Sınır koyulmayan bir çocuk, toplum içinde de sınır tanımamayı öğrenir.

Peki çözüm ne?

Öncelikle devletin bu konuda daha görünür ve kararlı adımlar atması gerekmektedir. Okullarda güvenlik politikaları yeniden ele alınmalı; riskli bölgelerde güvenlik personeli sayısı artırılmalıdır. Ancak güvenlik yalnızca kapıdaki görevliyle sağlanamaz. Asıl güvenlik, öğrencinin zihninde ve davranışlarında başlar.

Bu nedenle rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir. Her okulda yeterli sayıda uzman bulunmalı, şiddet eğilimi gösteren öğrenciler erken dönemde tespit edilerek bireysel takip altına alınmalıdır. Gerekirse bu öğrenciler için özel eğitim ve rehabilitasyon programları devreye sokulmalıdır.

Disiplin yönetmelikleri güncellenmeli ve uygulamada birlik sağlanmalıdır. Okul idarecileri, öğretmenler ve rehberlik servisleri arasında koordinasyon artırılmalıdır. Ayrıca öğretmenlerin hukuki olarak korunmasını sağlayacak düzenlemeler daha etkin hale getirilmelidir. Öğretmene yönelik şiddet vakalarında hızlı yargılama süreçleri işletilmeli ve kamuoyuna açık şekilde caydırıcılık mesajı verilmelidir.

Aileler için zorunlu bilinçlendirme programları hayata geçirilebilir. Özellikle risk grubundaki öğrencilerin velilerine yönelik eğitimler, rehberlik süreçlerinin bir parçası haline getirilmelidir. Gerekirse aile sorumluluğunu ihmal eden durumlarda idari yaptırımlar da tartışmaya açılmalıdır.

Medya ve dijital platformlar da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Şiddeti normalleştiren, öfkeyi yücelten içeriklere karşı daha sıkı denetimler getirilmeli; gençlere rol model olacak yapıcı içerikler teşvik edilmelidir.

Son olarak, eğitim sistemi sadece akademik başarı odaklı olmaktan çıkarılmalı; değerler eğitimi, empati, öfke kontrolü ve iletişim becerileri gibi alanlara daha fazla yer verilmelidir. Çünkü şiddeti doğuran şey çoğu zaman bilgisizlik değil, duygusal yetersizliktir.

Unutulmamalıdır ki; okulda yaşanan her şiddet olayı, aslında toplumun aynasıdır. Eğer bu aynada gördüğümüz tablo bizi rahatsız ediyorsa, değişimi sadece okullardan değil; evden, sokaktan, medyadan ve tüm kurumlardan başlatmak zorundayız.

Bugün susarsak, yarın çok daha ağır bedeller öderiz. Artık bu mesele ertelenemez. Eğitimde şiddete karşı topyekûn bir seferberlik şarttır.

Hanife Arslantürk/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Saldırganın sınıftaki görüntüleri ortaya çıktı

Haber Ara