Yazımın başlığı özellikle İslam İktisadı ve Finansı okur-yazarlığı değil sadece yazarlığı. Okur-yazarlık dendiğinde genellikle o alandaki farkındalık kast ediliyor ya da anlaşılıyor. Ben özellikle bu alanda “yazmaktan” bahsediyorum. Okumayan yazamaz zaten. Yazmak için de çok okumak gerekir. Yazmanın zorluğu da buradadır.Ünlü yazar Paulo Coelho: ”İlk kitabımı yazmak 40 yılımı aldı” derken bu zorluğa vurgu yapıyordu.
Yüz kişi okur ama belki bir iki kişi birikimlerini yazar. Çoğu bu alandaki bilgisini sözlü aktarmayı tercih eder. Sözlü kültür bir iki nesil sonra yok olup gider. Halihazırda adını bildiğimiz geçmişte yaşamış önemli şahsiyetlerin hepsi yazdıkları ya da yazıldıkları için bugüne gelebilmişlerdir.
Yazı bilginin aktarılmasında en sağlam kaynak olarak geçerliliğini koruyor. Son yıllarda teknolojik gelişmeler sayesinde kayda alınan konuşmalar da yazı gibi değerlendirilebilir. Özellikle ses ve video kayıtları bu kabildendir. Ancak onlardan faydalanabilmek için her hâlükârda bilgisayar gibi bir aracıya, makineye ihtiyaç vardır. Yazı ise buna gerek duymaz.
Asıl vurgulamak istediğim konuya gelecek olursak, Türkiye'de İslam İktisadı ve Finansı yazarlığı daha emekleme aşamasındadır. Akademik yazımı bir kenara bırakırsak, orda bile henüz işin başındayızdır, İslam İktisadı ve Finansı konusunda yazı yazan çok az kimse vardır.
İslam İktisadı ve Finansı konuları Türkiye'de henüz daha çok yeni olduğu için bu alanda okur sayısı dahi istenilen seviyede değildir. Okunmayan bir alanda yazmak da kolay değildir.
Yazmaya öncülük edecek “yazı liderleri” ve bunu teşvik edecek bir “okur kitlesi” olması lazım. Bu alanda varlık gösterebilen yine akademik literatür ve araştırma merkezleri.
Maalesef İslami camia yazmak konusunda kısır. Yazanları teşvik noktasında da durum pek parlak değil. Bu alanda yazanlardan biri olarak durumu görebiliyorum. Yazdıklarınızı az kişi okur. Tepki ve eleştiri ise çok daha azdır. Zaman zaman bir odada yalnız olduğunuz hissine dahi kapılabilirsiniz.
Aslında yazar için en büyük motivasyon kaynağı kendi iç dünyasıdır. Kimse okumasa dahi kendine yazmalı insan. Günlük tutmak da böyle değil midir? Ancak yazarı yazdıkça yazmaya teşvik eden okurudur. Hatip için cemaat ne ise yazar için de okur odur. Okur, yazarın olgunlaşmış meyvesidir.
İslam iktisadı ve finansı alanına yönelik internet haberciliği, kitap yayıncılığı, TV ve sosyal medya programları, bu alana has dergi ve gazetecilik faaliyetleri ile burs, ödül, yarışma gibi uygulamalar ya yoktur ya da çok kısıtlıdır. Bazı işler henüz yeni başlamıştır.
Yazmak konusunda durum böyledir de konuşmak konusunda farklı mıdır? İslam İktisadı ve finansı alanında konuşan da azdır. Bu alanda düzenlenen konferans ve seminerlere baktığımızda katılımın düşük olduğunu görüyoruz. Yıllık düzenlenen prestijli zirvelere dahi katılım düşük kalıyor. Onca reklam ve duyurusu yapılan etkinliklerde salonlar çoğu zaman boş kalıyor. Katılımcı olarak birçoğuna şahit olmuşumdur.
İsim vermeden konuşayım, bu alandaki bazı araştırma merkezlerinin, derneklerin, cemaatlerin, finans kuruluşlarının faaliyetleri vardır ancak yetersizdir. Maalesef bu tür çalışmaların alıcısı da az. Alanda olduğum için ne kadar okundukları ne kadar satıldıkları ya da ilgi gördükleri konusunda bilgim var.
Burada yeri gelmişken ilginç bir hususu dile getirmek istiyorum. İslam iktisadı ve finansı alanında kadınların ciddi bir ilgisini görüyorum. Hem konferanslarda hem çalışmalarda kadınlar bu alanda çok aktif. Ders verdiğim üniversitede de öğrencilerin ağırlıklı kadınlardan oluştuğunu görüyorum. Buradan şöyle iddialı bir cümle kurmak istiyorum (Erkekler alınmaz herhalde); “İslami finans kadınların omuzunda yükselecektir”
Katılım bankacılığı sektöründe yıllarca çalıştım. Yazı ve makale yazan, bildiklerini yazarak aktarmaya çalışan çok az sayıda insan gördüm. İslam iktisadı ve finansı alanında lokomotif görevi gören katılım bankalarının içinde bu kadar az sayıda yazan olması üzücü. Halbuki bilgi birikimi ve tecrübesi yüksek çok kişi biliyorum. Bu insanlar yazarak hem kendi kurumlarındaki insanlara hem de dışarıda bu sektörle ilgilenenlere katkı sunabilirler.
Bu alanda kurumların ve yöneticilerin çalışanlarını teşvik edecek yaklaşımlarda bulunmaları gerekir. Yazanlar acaba yazdıklarımdan dolayı başıma bir şey gelir mi korkusu yaşamamalı. Kendimden biliyorum, yazdığım için övgü ve teşvik almadığım gibi, zaman zaman eleştirildiğim de oldu.
Birlikte çalıştığım birçok değerli yönetici ve arkadaş tecrübe ve birikimlerini yanlarında götürmeyi tercih ediyorlar. Birikimlerini sadece onlarla birlikte çalışanlara aktarmakla yetiniyorlar. Halbuki yazarak bu bilgi ve birikimi herkese ve gelecek nesillere kazandırabilirler.
Bu alanda eski banka genel müdürlerinden İbrahim Betil'in “hafiften bankacılık”, Akın Öngör'ün “benden sonra devam” adlı anı kitapları bir dönemin bankacılığını tanımak ve anlamak için çok güzel kaynaklardır. Özellikle Akın Öngör'ü tüm bankacıların okumasını tavsiye ederim.
Katılım bankacılığına liderlik yapmış yöneticiler anılarını ve tecrübelerini mutlaka yazmalılar. Özel finans kurumları ile başlayan katılım bankacılığı serüveninde nice güzel anı ve ibretlik olaylar vardır kim bilir. Biz bir kısmını birinci ağızdan dinledik. Ancak bu yolda çekilen çileler, yapılan doğru ve yanlışlar, başarılar, başarısızlıklar iyisi ile kötüsü ile gelecek nesillere aktarılmalıdır.
Yazımı yazar Steve Chandler'in sözüyle bitireyim;
“Bir amaç, ancak onu yazıya geçirildiği zaman, güç kazanır”
Dr. Yüksel KELEŞ \ Timeturk