Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 81 ilde “Yüzyılın Konut Projesi” ile 500 bin sosyal konut hamlesini başlatıyor. Uygun fiyatla 240 aya varan vadelerde düşük gelir gurubuna konut sahibi olma imkânı sunuluyor.
Ayrıca TOKİ eliyle ilk kez kiralık sosyal konut uygulaması da hayata geçiriliyor. Piyasa rayiç bedelinin altında kiraya verilecek bu konutlardan kriterleri sağlayan vatandaşlar faydalanacak.
“Ev sahibi Türkiye” sloganının kullanıldığı bu dev konut hamlesinde ev sahibi olmak isteyenler %10 peşinat ödeyecekler.
Birçok detayı bulunan bu projede en az 10 yıldır vatandaş olma şartı da getiriliyor. Bu sayede muhalefetin, Suriyelilere ucuz ev dağıtıyorlar gibi olumsuz söylemlerin de önüne geçilmesi amaçlanıyor olabilir. Konuyla ilgili detayları merak edenler Bakanlığın sitesinden öğrenebilirler. Ben burada projenin Türkiye ekonomisine etkilerine değinmek istiyorum.
EKONOMİK BÜYÜMEYE VE İNŞAAT SEKTÖRÜNE KATKI
İlave olarak bu konutlar için üretilecek beyaz eşya, mobilya, ev tekstili ve aksesuar gibi ürünlerin oluşturacağı katkıyı da dikkate alırsak önemli bir ekonomik hacim yaratacağı görülüyor.
İSTİHDAMA ETKİSİ
Kahramanmaraş depremlerinin oluşturduğu yıkımın telafisi için devletin son iki yılda yaklaşık 450 bin konutu imal ettiği dikkate alınırsa devlet ve özellikle TOKİ bu konuda antrenmanlı sayılır.
Hem TOKİ müteahhitleri hem de bu sektörde çalışan işgücü, yönünü yeni projeye çevirecek ve 2 yıllık bir süreçte şirketler için yeni iş, çalışanlar için de istihdam imkânı devam edecek hatta ilave istihdam imkanları doğabilecek. Bu da işgücü piyasası ve işsizliğin düşürülmesi için önemli katkı sağlayacak.
DÜŞÜK GELİR GURUBU İÇİN EV SAHİBİ OLMA İMKÂNI
Son yıllarda yaşadığımız ekonomik sorunlar ve yüksek enflasyon nedeniyle özellikle konut kredilerinde daralma yaşanıyordu. Kredi maliyetlerinin yüksek olması ve vade uzunluğu dikkate alındığında bankalardan kredi çekerek ev sahibi olma imkânı son derece güçleşmişti. Özellikle düşük gelir gurubu için bu neredeyse imkânsız hale gelmişti.
Ekonomik kriz ve krediye erişimin zorlaşmasından dolayı konut imalatlarının da yavaşladığını görüyoruz. Özel sektör zaten düşük gelir gurubuna yönelik konut imalatından kâr kaygısı ile uzak duruyordu. Belediyeler de kaynak sıkıntısı ve ekonomik zorluklar nedeniyle kentsel dönüşüm kaynaklı sosyal konut üretiminde yavaşladılar.
Bu durumda düşük gelir gurubu için TOKİ dışında bir seçenek kalmadı. TOKİ hem uygun fiyat hem de vade seçeneği ile düşük gelir gurubuna piyasanın sağlayamadığı şartları sunmuş oluyor.
Burada yeri gelmişken, bir gözlemimi de aktarayım. Özel sektör müteahhitlerinin düşük gelir gurubuna sunduğu konutlarda yok değil. Ya bodrum kat da ya giriş katında ya da binanın kullanışlı olmayan artık köşelerinde. Çoğunuz şahit olmuşsunuzdur, 3+1 ya da 2+1 diye gösterdikleri yerlerin küçük ve kullanışsız olduğuna. Evin en küçük odasına eşya koymak mümkün değil. Aslında amaçları 2+1 bir olacak evi 3+1 yapıp daha iyi fiyata satmak. Bu oda çok küçük dediğinizde depo olarak kullanırsınız diyorlar.
Ben İstanbul'da kiralık ev aradığım dönemde 3+1 olan bir eve bakmaya gittim, elimi kaldırdığımda evin tavanına değiyordu. Başka bir evde emlakçıya bu odaya hiçbir mobilya sığmaz dediğimde fazla eşyalarınızı koyarsınız demişti. Bu evlere nasıl ruhsat verildiğini de anlamak mümkün değil. En azından TOKİ'nin dar gelirlilere sunacağı evler böyle saçma sapan yapılar olmaz. Asgari bir standarda sahip, depreme dayanıklı ve her şehirde bu standardı koruyacağı belli.
ENFLASYONA ETKİLERİ
Türkiye enflasyonla mücadele eden bir ekonomi. Kamu maliyesi ve para politikası bu çerçevede uygulanıyor. İç talebin enflasyonist etki oluşturacak şekilde artmaması için kamu harcamaları kontrol edilirken bir yandan da sıkı para ve kredi politikaları ile tüketici talebinin canlanmasının önüne geçilmeye çalışılıyor.
Ancak burada şu soru akla gelebilir. Harcamalar ve parasal genişleme kontrol edilirken böylesi bir proje üretim ve tüketim harcamalarını artırmak suretiyle enflasyona yol açmaz mı? Kontrollü bir şekilde sürece yayıldığında ciddi bir etkiye neden olmayacağı kanaatindeyim. Proje 2 yılı bulan bir sürece yayılacağı için ani üretim ve tüketim dalgalanmalarına ve dolayısıyla enflasyona neden olması düşük ihtimal.
Bilakis bu konutlar yapılmadığı takdirde, enflasyonun düştüğü bir ortamda, bankada mevduatı olanlar gayrı menkule yönelecek, kredi imkanları açılacağı için konut kredileri hacmi artacak ve konut arzı aynı hızda bu talebi karşılayamadığı için konut fiyatları tekrar fırlayacaktır. Bundan dolayı bu proje konut arzını da sürece yayarak artırdığı için konut fiyatlarının ani artışından kaynaklı enflasyonu engellemiş olacaktır.
Diğer bir etki ise enflasyon hesaplamalarında hane halkının giderinin önemli bir bölümünü teşkil eden kira artışlarını da sınırlayacak olması. Konut arzının artması kira fiyat artışlarını sınırlayacak hatta yüksek bölgelerde dengelenmesine katkı sağlayacaktır.
BÜYÜMEYİ DESTEKLEYECEK
Türkiye ekonomisi hem dezenflasyon sürecinde hem de büyümesini sürdürüyor. Özellikle para ve maliye politikası ile iç talebin baskılandığı bir dönemde ihracat yoluyla büyümesini devam ettirmeye çalışan Türkiye Ekonomisi bu proje ile iç piyasaya üretim yapan sektörlere de nefes aldırmış olacaktır.
Bu sayede iç talep dengeli bir şekilde korunacak, milli hasılanın gelişimi desteklenecek, üretim ve istihdamda çarklar dönmeye devam edecektir.
SOSYAL DEVLET OLMANIN GEREĞİ
Devlet yaşayacaksa vatandaşlarını da yaşatmalı. Özellikle devletin temel görevlerinden olan güvenlik, adalet, eğitim, sağlık, barınma ve gıda temini gibi vatandaşın temel gereksinimlerinin karşılanması hayati önem taşır.
Bu ihtiyaçlar zenginler için daha ulaşılabilir iken düşük gelir gurubundaki vatandaşlar için daha zor. Düşük gelir gurubu için bu hizmetlere ulaşılması toplum huzuru ve barışı için elzemdir.
Devlet bu durumda düşük gelir gurubuna harcama yoluyla destek olmalı ve temel ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Bu sayede toplumun tüm kesimleri refah ekonomisinden faydalanabilir. Sosyal konut projelerine salt iktisadi açıdan değil, bu açılardan da bakmakta fayda var.
Sonuç olarak, 500 bin konut projesi ekonomik ve sosyal devlet olmanın bir gereği olarak zamanlaması doğru düşünülmüş güzel bir proje. En önemlisi de bu projenin planlandığı gibi sonuçlandırılması.
Bir diğer husus adalet duygusunu zedelemeden hakkaniyete göre hareket edilmelidir. Hak etmeyene bir tek konut bile satılmamalı ya da kiralanmamalıdır. Devlet sosyal olduğu gibi âdil de olmalıdır.
Dr. Yüksel KELEŞ \ Timeturk