(Küçük Adımların Sonu, Teknolojik Şahlanışın Başlangıcı)
“Bu metin bir politika belgesi değil; bir manifesto. Bir temenni değil; Türkiye için kaçınılmaz bir zorunluluk çağrısıdır.”
Giriş
Türkiye, tarihinin en kritik ekonomik ve sosyolojik eşik noktasındadır. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına adım atarken sormamız gereken soru; yorgun yöntemlerle “nasıl biraz daha büyüyeceğimiz” değildir. Asıl soru şudur: Mevcut araçlarla patinaj yapmaya devam mı edeceğiz, yoksa özgün üstünlüklerimiz üzerinde devleşecek bir sıçrama mı yapacağız?
Yıllardır dile getirdiğim ve makalelerimde ısrarla vurguladığım üzere; Türkiye'nin kurtuluşu, başkalarının kurduğu sanayi parkurlarında nefes tüketmekte değildir. Gerçek kurtuluş; kendi mutlak üstünlük alanımız olan “Yüksek Teknoloji Tarımı” ile dünyayı kendine mecbur bırakacak küresel bir model inşâ etmektedir.
Artık küçük, parçalı ve sembolik adımlarla ilerleme dönemi kapanmıştır. Türkiye'nin temel meselesi bir hız problemi değil, bir yön ve ölçek problemidir. Yanlış kulvarda atılan her hızlı adım, bizi hedefimizden sadece daha süratle uzaklaştırır. Pansuman tedbirlerle veya “biraz daha fazla ihracat” gibi sığ hedeflerle varılabilecek bir menzil kalmamıştır. Yanlış kulvarda koşarken hızlanmak, uçuruma daha çabuk varmaktan başka bir işe yaramaz. Vakit, radikal bir yön değişikliği vaktidir. Ya mutlak üstünlüklerimize yaslanan o büyük sıçramayı gerçekleştireceğiz ya da küçük adımlarla küresel rekabetin tozlu sayfalarında kaybolup gideceğiz [1, 2].
Yanlış Kulvar Tuzağı Ve Mutlak Üstünlüklerin İhyası
İktisat tarihinin sarsılmaz yasası olan Mutlak Üstünlükler Teorisi (Adam Smith) nettir: Bir ülke; doğal, coğrafi ve yapısal olarak en verimli üretebildiği alanlara odaklanmalıdır. Kendi mutlak üstünlüğünüze sahip olmadığınız bir kulvarda küresel devlerle yarışmaya çalışmak, sadece rasyonel bir hata değil, devasa bir kaynak israfıdır [3].
Türkiye on yıllardır ABD, Çin ve Batı Avrupa'nın mutlak üstünlüğe sahip olduğu; yüksek sermaye ve asırlık teknolojik birikim ve devasa AR-GE kapasitesi gerektiren ileri sanayi kollarında “ben de varım” deme gayretinde. İleri yarı iletkenlerde, küresel yazılım platformlarında veya yüksek sermayeli ağır sanayi kollarında bugün sıfırdan bir dünya liderliği beklemek, adeta fizik kurallarına karşı gelmektir. Elbette bu alanlarda stratejik olarak bulunmalıyız; ancak bu sahalar Türkiye'nin “Sıçrama Eşiği” olamaz. Gerçek bir sıçrama, başkasının oyun sahasında figüran olmakla değil, kendi oyun sahanızı teknolojiyle yeniden inşâ etmekle mümkündür.
Peki, Türkiye hangi kulvarda mutlak üstünlüğe sahiptir?
Cevap, ayaklarımızın altındaki topraktadır. Şimdi rakamlara bir göz atalım: Türkiye, yaklaşık 38 milyon 640 bin hektarlık toplam tarım arazisiyle, Avrupa Birliği'nin en büyük üreticileri olan Fransa'yı (27,4 milyon ha) ve İspanya'yı (23,9 milyon ha) açık ara geride bırakarak kıtanın zirvesinde yer almaktadır [4, 5, 6.]
Stratejik Analiz: Bir “Doğal Tekel” Alanı Olarak Anadolu Yukarıdaki tablo, Türkiye'nin sadece bir “tarım ülkesi” değil, kıta ölçeğinde bir “Tarımsal Süper Güç” adayı olduğunu matematiksel bir kesinlikle ispatlamaktadır. Ancak bu devasa yüzölçümü üstünlüğü, teknoloji ile taçlandırılmadığı sürece sadece yönetilmesi gereken bir “maliyet” olarak kalmaya mahkûmdur. Türkiye'nin asıl fırsatı; Hollanda'nın 1,8 milyon hektarda başardığı teknolojik disiplini, Anadolu'nun 38 milyon hektarlık devasa gövdesine Tarım 5.0 vizyonuyla giydirmektir. Bu, kıtalararası bir gıda arzı kontrolü ve taklit edilemez bir ekonomik tahakküm alanı demektir.
Hollanda, Türkiye'nin sadece 20'de biri kadar toprağa sahip olmasına rağmen teknoloji sayesinde dünya deviyken; Türkiye, bu devasa toprak rezervini Yapay Zekâ ve Tarım 5.0 ile buluşturduğunda Avrupa'nın ekonomik hiyerarşisini kökten değiştirecek yegâne güçtür. Kuzey Avrupa ülkeleri kış boyu donmuş topraklarla ve devasa maliyetlerle kapalı seralarda “doğaya karşı” suni bir üretim savaşı verirken; Anadolu, dört mevsimi aynı anda barındıran mikro-klimalarıyla yılın her günü üretim yapabilen yegâne güçtür. Ancak bu sadece bir yüzölçümü ve coğrafya meselesi değil, taklit edilemez bir “Ekolojik Arbitraj” üstünlüğüdür [7].
Kuzeyin mühendislik zorlaması varsa, bizim güneşin ve toprağın derinliğinden gelen doğal bir tekel potansiyelimiz var. Mesele bu doğal gücü, yüksek teknolojiyle evlendirerek dünyanın en stratejik alanında oyun kurucu olmaktır.
Yeni Dünyanın Millî Savunma Hattı: Gıda Egemenliği
Pandemi süreci ve ardından patlak veren Ukrayna-Rusya savaşı, dünyanın “gıda güvenliği” illüzyonunu yerle bir etti. Bu krizler bize çıplak bir gerçeği öğretti: Tedarik zincirleri koptuğunda, kasanızdaki döviz sizi doyurmaya yetmiyor. Gıda artık sadece bir “emtia” değil; paranın satın alamayacağı bir “Millî Güvenlik Varlığı” ve yeni dünyanın en “Stratejik Silahı”dır.
Dünya hızla çölleşirken ve iklim krizi Kuzey Avrupa'nın tarım takvimini altüst ederken, ekilebilir toprakların değeri petrolden daha kritik bir hâle gelmiştir. Bu yeni jeopolitik gerçeklikte Türkiye; üç kıtanın kalbindeki lojistik gücüyle/konumuyla dünyanın en kritik “Güvenli Gıda Limanı” olma potansiyeline sahiptir. Şunu açıkça ifade etmek gerekir: Bugün sahip olduğumuz âtıl topraklar sadece ekonomik bir kayıp değil, en az savunma sanayimiz kadar hayati bir güvenlik açığıdır. Sınırları korumak kadar, nüfusu besleyebilme kapasitesi de egemenliğin ölçüsüdür. Bu açığı kapatacak olan, geleneksel yöntemlerle yapılan “hayatta kalma tarımı” değil; veriyi, uyduyu ve yapay zekâyı toprağa indiren “Tarım 5.0” vizyonudur.
Bu açığı kapatmanın tek yolu ise “Büyük Sıçrama”dır. Türkiye için gıdada kendi kendine yetmek bir tercih değil, yaklaşan kıtlık çağına karşı kurulması zorunlu bir savunma hattıdır [1, 13].
Sosyolojik İntihardan Teknoloji Savaşçılarına: Bir Zihniyet Devrimi
Türkiye'nin bugün en can yakıcı yarası; piyasada karşılığı olmayan diplomalar uğruna üniversite kapılarında ömür tüketen “diplomalı işsizler” ordusudur. Ancak bu yaranın asıl sebebi, derin bir toplumsal yanılgıdır: Gençlerimiz, masa başı bir işe girip az mesaiyle kolay yoldan çok para kazanma sevdasına düşürülmüş; aileler ise çocuklarını ne pahasına olursa olsun lüzumsuz bir üniversite diplomasıyla “kurtaracağını” sanmıştır.
Açıkça yüzleşmeliyiz: Mezun olunca işe yaramayacak o bölümlerde 4-5 yılı heba etmek bir zaman hırsızlığıdır. Bir yanda milyonlarca gencimiz yanlış hayallerle yanlış kürsülerde dirsek çürütüp “ne eğitim ne istihdam” (NEET) sendromuyla hayata küserken, diğer yanda vatanın bereketli toprakları sahipsiz beklemektedir. Bu sadece bir istihdam kaybı değil, bir sosyolojik intihardır [8, 9]. Tarımı “geçmişin sektörü” sanmak ise geleceği okuyamamaktır. Bugün tarım; sensörlerin, uyduların ve uydudan gelen verinin yapay zekâ ile efektif kullanılabileceği en ileri teknoloji sahasıdır. Yapay zekâyı sadece chatbot'lardan ibaret sanmak büyük bir vizyonsuzluktur. Türkiye için yapay zekâ; toprağın nemini uydudan analiz eden, rekolteyi algoritmayla saptayan, hastalıkları drone ile teşhis eden ve suyun her damlasını yöneten bir “Stratejik Akıl”dır. Biz yapay zekâyı sıfırdan icat etmek zorunda değiliz; ancak onu mutlak üstün olduğumuz tarım alanına “uygulayan dünya lideri” olabiliriz.
Oysa âtıl topraklarımızın; akıllı sistemleri yönetecek yazılımcılara, otonom drone operatörlerine, tarımsal genetik uzmanlarına ve küresel gıda pazarlamacılarına ihtiyacı var. Çözüm; eğitimi “Tarım-Teknoloji-Pazarlama” dikeyinde radikal bir biçimde yeniden inşâ etmektir. Ailelerin, çocuklarını “illaki masa başı olsun” diyerek köreltmek yerine onları stratejik mesleklere yönlendirmesi şarttır. Bizim artık; elinde tabletle, cebinde algoritmayla toprağı yöneten “Tarım Teknolojisi Savaşçıları” yetiştiren Meslek Yüksek Okulları ve Enstitülere ihtiyacımız var.
Türkiye'nin en büyük paradoksu, bir yanda ekilmeyen topraklar, diğer yanda ise işsiz gençlerdir. Bu iki negatiften bir büyük pozitif çıkarmak zorundayız. Gençlerimizi “masa başı memurluk” illüzyonundan ve ebeveynleri “diploma fetişizminden” kurtarıp onları yüksek teknolojiyle donatılmış toprakların yöneticisi yapmalıyız. Boş araziler ile üretimden kopmuş gençleri, “Veri Odaklı Akıllı Tarım” ekosisteminde birleştirmek, Türkiye'nin en büyük toplumsal ve ekonomik dönüşümü olacaktır.
Gençlerimizin anlaması gereken şudur: Gerçek güç ve kazanç, artık tozlu ofis dosyalarının arasında değil; veriyi toprakla, yazılımı tohumla birleştiren o büyük üretim sahasındadır. Bu vizyon sanayi karşıtı değildir; aksine sanayiyi doğru bir zeminde yeniden inşâ etme hedefidir. Tarım ve teknoloji simbiyozu; sensörünü, joistiğini, tarım robotunu, yazılımını ve biyoteknolojik tohumunu kendi üreten “amaca yönelik” yerli ve millî bir sanayi ekosistemi inşâ etmektir. Mesele “sanayi mi tarım mı” ikilemi değil; sanayiyi hangi stratejik amaca hizmet ettireceğimizdir. Tarım odaklı bu teknoloji hamlesi, Türkiye'yi küresel gıda zincirinde sadece bir tedarikçi değil, bir teknoloji ihracatçısı konumuna taşıyacaktır. Diplomalı işsizliği bitirmenin ve gençliğimizi dünyanın en stratejik beyin gücü haline getirmenin tek yolu, bu topyekûn zihniyet devrimidir.
Küresel Tasdik: Mario Draghi'nin İtirafı ve Türkiye'nin Özgün Fırsatı
Dünya ekonomisi artık lineer bir çizgide ilerlemiyor; fay hatları kökten kırılıyor. Avrupa Merkez Bankası eski Başkanı Mario Draghi'nin 2024 sonbaharında Avrupa Birliği için sunduğu o sarsıcı rapor, aslında sadece kıta Avrupası için değil, tüm yükselen ekonomiler için bir “son uyarı” niteliğindedir. Draghi, küresel rekabetin yeni ve sert kuralını tek bir cümleyle özetliyor: “Ya radikal bir sıçrama yaparsınız ya da yavaş ve acılı bir ölüme mahkûm olursunuz” [10].
İlginçtir ki; bizim yıllardır savunduğumuz bu “radikal sıçrama” ihtiyacı, bugün küresel ekonominin zirvesindeki isimler tarafından adeta bir “hayatta kalma reçetesi” olarak itiraf edilmektedir. Draghi'nin tezi bizimkiyle tam olarak aynı noktada buluşuyor: “Küçük adımlar dönemi bitti; ya devasa bir teknoloji sıçraması yaparsınız ya da küresel rekabette silinirsiniz.” Draghi'nin Avrupa için aradığı bu “radikal değişim” çağrısı, bizim için yeni bir keşif değil; yerli ve özgün tezimizin dünyaca tescili, küresel ölçekteki onayıdır.
Ancak burada kritik ve hayâtî bir ayrım vardır: Avrupa bu sıçramayı; kaybettiği sanayi üstünlüklerini geri kazanmak, hantallık ve dışa bağımlılıktan kurtulmak için, yani kaybettiklerini telafi etmek için çırpınıyor. Türkiye için ise durum tam tersidir. Bizim sıçramamız; henüz tam kapasiteyle kullanmadığımız, elimizde hazır bekleyen devasa bir potansiyeli (toprak, iklim ve genç nüfus) teknoloji ile birleştirerek harekete geçirmek üzerinedir.
Draghi, Avrupa'nın sıçrama alanlarını “dijitalleşme ve enerji” olarak tanımlarken, Avrupa'nın en büyük handikabının “bağımlılık” ve “hantallık” olduğunu vurguluyor. Türkiye'nin elinde ise Avrupa'nın çoktan kaybettiği, ABD'nin ise coğrafi olarak asla sahip olamayacağı sarsılmaz bir “Doğal Sermaye” vardır: Tarım ve Gıda Egemenliği.
Türkiye'nin;
- Üç farklı iklim kuşağını aynı anda barındıran eşsiz coğrafyası,
- Milyonlarca hektarlık âtıl ama yüksek potansiyelli toprağı,
- Üç kıtanın kesişim noktasındaki stratejik lojistik konumu,
- Ve en önemlisi; teknolojiye aç, adaptasyon hızı yüksek genç nüfusu...
Bunlar, bir ülkenin sahip olabileceği en büyük “Mutlak Üstünlüklerdir.” Biz bu muazzam cevheri, “tarım eski bir sektördür” yanılgısıyla yıllarca ihmâl ettik. Şimdi bu mutlak üstünlüğümüz olan doğal mirası, David Ricardo'nun “Karşılaştırmalı Üstünlükler” ilkesiyle birleştirme vaktidir. Bu; tarımı dünyanın en yıkıcı teknolojisi olan Yapay Zekâ ile evlendirerek, gıda üretimini bir yazılım, veri ve yüksek teknoloji endüstrisine dönüştürmek demektir [11, 12,13].
Draghi'nin Avrupa için bir “beka meselesi” olarak gördüğü o teknolojik sıçramayı, biz kendi topraklarımızın bereketiyle bütünleştirdiğimiz an; sadece kendi karnımızı doyurmakla kalmayacak, küresel ekonomide taklit edilemez bir “Stratejik Tekel Alanı” inşâ edeceğiz.
Sonuç: Ya Büyük Sıçrama Ya Tarihi Tasfiye
Türkiye için mesele artık “reform yapmak” veya “birkaç puan daha fazla büyümek” değildir. Mesele, ölçek değiştirmektir. Sanayimizi tarımsal teknolojiyle, gençliğimizi yapay zekâyla, toprağımızı veriyle buluşturmak zorundayız. Mario Draghi'nin Avrupa için tarif ettiği o “sıçrama eşiği”, Türkiye için bir tercih değil, kaçınılmaz bir mecburiyettir. Küçük adımlar dönemi bitmiştir; marjinal iyileştirmeler bizi orta gelir tuzağının karanlık dehlizlerinden çıkarmaya yetmeyecektir.
Şunu açıkça görelim: Doğru yöne zıplamayan bir ülke, ne kadar hızlı koşarsa koşsun, olduğu yerde saymaya hatta geriye gitmeye mahkûmdur. “Muasır medeniyetler seviyesini aşma” hedefi, bugün hamasi nutuklarla değil, tarımı teknolojinin kalbine yerleştirerek küresel bir oyun kurucu olmakla mümkündür. Türkiye ya mutlak üstünlüklerini yapay zekâ ve veriyle harmanlayıp dünyaya “gıda ve teknoloji” ihraç eden dev bir oyun kurucu olacak ya da başkalarının teknolojik kırıntılarıyla hayatta kalmaya çalışan bir “pazar” olarak kalacaktır.
Pansuman tedbirler, geçici reformlar ve sembolik hamleler dönemi kapanmıştır. Kendi gerçekliğimizin üzerinde devleşmek, toprağımıza güvenmek ve teknolojimizi bu topraklar için üretmek, gençliğimizi bu kutsal amaç uğruna yeniden ayağa kaldırmak zorundayız.
Sonuç olarak; bu bir tercih değil, coğrafyanın ve tarihin bize yüklediği bu zorunluluktur. Küçük adımlarla devlerin arasında yürümeye çalışanlar, o devlerin adımları altında ezilmeye mahkûmdur. Türkiye için vakit, kendi kulvarlarında, kendi topraklarından yükselen bir teknoloji devrimiyle Büyük Sıçrama vaktidir.
Açık konuşalım: Ya bu vizyonla küresel bir güç olarak sıçrayacağız ya da bu potansiyeli heba edip statükonun içinde boğulacağız.
Şimdi, küçük adımları bir kenara bırakıp kendi gerçekliğimizin üzerinde devleşme ve geleceğimize zıplama zamanıdır!
Kaynakça
- Ergüven, M. Türkiye'nin Ekonomik Üstünlükleri: Tarım ve Teknolojinin Stratejik Gücü. muraterguven.com.
- Ergüven, M. Türkiye'nin Muasır Medeniyetler Seviyesine Ulaşması İçin. muraterguven.com.
- Smith, A. (1776). An Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations. (https://www.econlib.org/library/Smith/smWN.html)
- TÜİK (2024). “Toplam Tarım Alanı- Total Utilized Agricultural Land”.
- Eurostat (2024). “Farms and agricultural lands in the European Union – statistics”.
(https://ec.europa.eu/eurostat/statistics-explained/index.php?title=Farms_and_farmland_in_the_European_Union_-_statistics)
- OURWORLDINDATA (2022). “Agricultural land use”. (https://ourworldindata.org/grapher/agricultural-land?mapSelect=TUR~DEU~ITA~FRA~GBR)
- Ricardo, D. (1817). “On the Principles of Political Economy and Taxation”. (https://www.econlib.org/library/Ricardo/ricP.html).
- PATURKEY (2025). “Turkey leads OECD in NEET youth rates”. (https://www.paturkey.com/news/2025/turkey-leads-oecd-in-neet-youth-rates-alarming-gaps-in-education-revealed-19509/)
- OECD (2024). “Youth Not in Employment, Education or Training (NEET)”. (https://www.oecd.org/en/data/indicators/youth-not-in-employment-education-or-training-neet.html)
- Draghi, M. (2024). “The Future of European Competitiveness”, European Commission Report. (https://commission.europa.eu/topics/competitiveness/draghi-report_en)
- World Bank (2021). “A Roadmap for Building the Digital Future of Food and the Food Industry” (https://www.worldbank.org/en/news/feature/2021/03/16/a-roadmap-for-building-the-digital-future-of-food-and-agriculture)
- World Bank (2024). “Digital Agriculture Technologies Key to Supporting Malaysia's High-Income Ambitions, World Bank Report Says”. (https://www.worldbank.org/en/news/press-release/2024/10/14/digital-agriculture-technologies-key-to-supporting-malaysia-s-high-income-ambitions-world-bank-report-says)
- FAO, “Digital Agriculture and AI Innovation”.
(https://www.fao.org/innovation/home/digital-agriculture-and-ai-innovation/en)
MURAT ERGÜVEN