Bu ülkede milli eğitim meselesi hiçbir zaman yalnızca eğitim meselesi olmadı. Müfredat değişikliklerinden ders kitaplarına, değerler eğitiminden seçmeli derslere kadar her başlık, bir süre sonra ideolojik bir hesaplaşmanın alanına dönüştürüldü. Ancak gözden kaçırılan temel soru hep aynı kaldı: Bu ülkenin çocukları için en doğru olan nedir?
Uzun yıllar boyunca eğitim sistemi, milletin inanç ve değer dünyasıyla mesafeli bir anlayışın etkisi altında şekillendirildi. Toplumun kahir ekseriyetinin benimsediği kültürel ve manevi kodlar ya geri plana itildi ya da kamusal alandan dışlanmak istendi. Eğitim, milletin ruh köklerinden beslenmek yerine; dış referanslı kalıplarla yeniden biçimlendirilmek istendi.
Oysa bir milletin eğitim sistemi, o milletin kimliğini yansıtmak zorundadır. Kimliğinden arındırılmış bir eğitim, köksüz bireyler üretir. Kökü olmayan ağacın ayakta kalması mümkün değildir.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; çağın bilimsel ve teknolojik gereklerini karşılayan güçlü bir sistemdir. Ancak bu sistem, kendi tarihine, inancına ve medeniyet tasavvuruna sırt dönerek inşa edilemez. “Uygarlık” adı altında kültürel taklitçiliğe, “çağdaşlık” söylemiyle değer aşındırmasına razı olunamaz. Gerçek uygarlık; insanın inancına, kimliğine ve iradesine saygı göstermektir. Gerçek çağdaşlık; kendi medeniyet birikimini inkâr etmeden dünyayla rekabet edebilmektir.
Türkiye'nin ihtiyacı, milletin değerleriyle barışık; yerli ve milli bir eğitim vizyonudur. Yerli olmak, bu toprakların tarihini ve hafızasını sahiplenmektir. Milli olmak, devletin ve milletin bekasını öncelemektir. Bu, dünyaya kapanmak değil; dünyayla eşit şartlarda konuşacak özgüveni kazanmaktır.
Eğitim sistemi, ideolojik vesayet alanı değildir. Çocuklarımız, belirli bir dünya görüşünün laboratuvar malzemesi yapılamaz. Büyüklerin hesaplaşması, sınıf sıralarına taşınmamalıdır. Sınıf; kültür savaşlarının cephesi değil, karakter ve şahsiyet inşa edilen yerdir.
Öğretmenlik mesleği bu noktada hayati önemdedir. Öğretmen, yalnızca bilgi aktaran değil; aynı zamanda değer kazandıran bir rehberdir. Elbette herkesin bir fikri vardır. Ancak eğitimci, öğrenciyi kendi ideolojik kalıbına dökmeye çalışan kişi değil; ona doğruyu yanlıştan ayırma feraseti kazandıran kişidir. Milletine bağlı, ahlaki sorumluluk bilinci yüksek, vatanını seven nesiller yetiştirmek en temel hedef olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki eğitim üzerinden yürütülen her ideolojik mücadele, en derin izi çocukların zihninde bırakır. Kendi değerleriyle çatışan bir eğitim sistemi; kimlik bunalımı yaşayan nesiller üretir. Oysa Türkiye'nin ihtiyacı; kimliğinden emin, inancıyla barışık, dünyayı okuyabilen ve ülkesine hizmet etmeyi şeref bilen bir gençliktir.
Büyükler tartışabilir. Fikirler çatışabilir. Ancak çocuklarımız, bu kavganın cephesi olmamalıdır. Onlar; günübirlik ideolojik hesapların değil, güçlü ve bağımsız bir Türkiye idealinin teminatıdır. Eğer gerçekten güçlü bir ülke istiyorsak; kendi medeniyet kodlarımızdan beslenen, milli iradeyi esas alan ve ahlaki zemini sağlam bir eğitim sistemini inşa etmek zorundayız. Eğitimde asıl hedef; inançlı, ahlaklı, donanımlı ve vatanına sadık nesiller yetiştirmektir. Gerisi, tali polemiklerdir.
Hanife Aslantürk/TİMETÜRK