Dolar

43,2886

Euro

50,6913

Altın

6.726,60

Bist

12.728,18

Eğitimin Görünmeyen Ayağı: Veli Nerede?

1 Saat Önce Güncellendi

2026-01-22 00:02:40

Hanife Arslantürk

Okullarda başarısızlığı, disiplin sorunlarını, devamsızlığı ya da akademik düşüşü konuşurken çoğu zaman aynı refleksi gösteriyoruz: Öğretmeni, müfredatı, sistemi tartışıyoruz. Oysa eğitim üç ayaklı bir yapıdır; öğrenci, okul ve veli. Bu taburenin en çok eksik kalan ayağı ise ne yazık ki çoğu zaman velidir.

Bugün Türkiye'de ve dünyada yapılan araştırmalar net bir gerçeğe işaret ediyor: Okul–veli iş birliği zayıfladıkça çocuğun eğitimi de zayıflıyor. Ancak bu zayıflık, sanıldığı gibi yalnızca “veli toplantılarına katılmama” meselesi değildir. Sorun, çok daha derin ve yapısal bir noktada durmaktadır.

Pek çok veli için eğitim süreci, çocuğu okula bırakmak ve dönem sonunda karnedeki notlara bakmaktan ibaret görülmektedir. Oysa çağdaş eğitim anlayışı, veliyi pasif bir izleyici değil; çocuğun gelişiminde aktif rol alan bir eğitim ortağı olarak tanımlar. Çocuğun derslerini takip etmek, öğrenme sürecini anlamaya çalışmak, öğretmenin pedagojik yaklaşımına saygı göstermek ve okul ile sürekli, sağlıklı bir iletişim kurmak bu ortaklığın temel unsurlarıdır.

Ancak sahada karşılaşılan tablo çoğu zaman bu idealden uzaktır. Ödevlerin tüm sorumluluğunu öğretmene yükleyen, davranış problemlerini “çocuktur yapar” diyerek geçiştiren, akademik başarısızlıkta suçu tamamen okula ve öğretmene yönelten ya da okuldan gelen uyarıları kişisel bir saldırı gibi algılayan tutumlar oldukça yaygındır. Tüm bunlar, velilerin eğitim sürecindeki sorumluluklarını ya yeterince fark etmediğini ya da bilinçli biçimde görmezden geldiğini göstermektedir.

İlgisizlik mi, Bilgisizlik mi?

Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekir: Her veli ilgisiz değildir. Kimi veliler bilgi eksikliği yaşamakta, kimileri zaman yetersizliğiyle mücadele etmekte, kimileri ise eğitim sisteminin dışında bırakılmış hissetmektedir. Özellikle sosyo-ekonomik baskı altında yaşayan ailelerde uzun çalışma saatleri ve geçim kaygısı, velilerin okul süreçlerine aktif katılımını ciddi biçimde zorlaştırmaktadır. Bu, inkâr edilemez bir gerçektir.

Ancak şu gerçeği de göz ardı edemeyiz: Bilgiye erişimin bu denli kolay olduğu bir çağda, eğitime dair sorumluluğu tamamen görmezden gelmek artık geçerli bir mazeret değildir. Velinin eğitim okuryazarlığı düşük kaldığında çocuğun gelişimsel ihtiyaçları zamanında fark edilememekte, davranış sorunları erken dönemde önlenememekte, okul ile aile arasında çatışmacı bir ilişki oluşmakta ve çocuk ev ile okul arasında sıkışıp kalmaktadır. Sonuçta bu ihmalin bedelini yine çocuk ödemektedir.

Elbette okulları ve eğitim sistemini bütünüyle temize çıkarmak da doğru değildir. Pek çok okulda veliyle kurulan ilişki hâlâ tek yönlüdür: “Duyuruyu gönder, toplantıyı yap, imzayı al.” Veliyi karar süreçlerine dâhil etmeyen, onu yalnızca talimat alan bir konumda tutan bu anlayış, iş birliğini güçlendirmek yerine mesafeyi artırmaktadır. Velinin yalnızca sorun çıktığında arandığı, her şey yolundayken yok sayıldığı bir model güven üretmez. Güvenin olmadığı yerde ise gerçek bir iş birliğinden söz edilemez.

Bugün veliler, dijital imkânlar sayesinde çocuklarının devamsızlık durumunu anlık olarak görebilmekte, notlarını çevrim içi sistemler üzerinden takip edebilmekte, öğretmenlerle doğrudan iletişim kurabilmekte ve rehberlik içeriklerine kolaylıkla ulaşabilmektedir. Buna rağmen hâlâ “haberim yoktu” cümlesiyle karşılaşılıyorsa, sorunun kaynağı ne teknolojik yetersizliktir ne de bilgiye erişim eksikliğidir. Asıl mesele, eğitimde sorumluluk bilincinin yeterince içselleştirilmemiş olmasıdır.

Okul–veli iş birliği eksikliğinin en büyük kaybı akademik değil, psikolojiktir. Çocuk, ailesinin okulla ilgilenmediğini hissettiğinde kendisini değersiz görür. Okul ile ev arasında çelişkili mesajlar aldığında otorite algısı sarsılır. Bu durum özgüven kaybına, motivasyon düşüklüğüne ve uzun vadede okuldan kopuşa yol açar. Eğitim yalnızca bilgi aktarımı değildir; bir çocuğa “sen önemlisin” mesajını verme sürecidir. Bu mesaj ise ancak okul ve aile birlikte hareket ettiğinde anlamlı ve güçlü hâle gelir.

Peki bunların çözümü nerede? Çözüm, suçlu aramakta değil; sorumluluğu paylaşmaktadır. Veliler, eğitimi satın alınan bir hizmet olarak değil, okul ve aile arasında ortaklaşa yürütülen bir süreç olarak görmelidir. Okullar, veliyi yalnızca bilgilendirilen bir muhatap olmaktan çıkarıp görüşleri dikkate alınan gerçek bir paydaş haline getirmelidir. Devlet ise veli eğitimlerini bir formalite olarak değil, bilinç ve davranış dönüşümü sağlayacak etkili bir araç olarak kurgulamalıdır.

Toplumun da “çocuğum okula gidiyor” düşüncesiyle yetinmeyip, “çocuğum gerçekten öğreniyor mu” sorusunu sormayı öğrenmesi gerekir. Sonuç olarak eğitimde eksik olan ne öğretmen ne de çocuktur. Asıl eksik olan, çoğu zaman yetişkinlerin sorumluluk alma cesaretidir. Bu cesaret gösterilmedikçe, yapılan hiçbir reform kâğıt üzerinde kalmaktan kurtulamayacaktır.

Hanife Arslantürk \ Timeturk

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

'O'Neal, 34 numara giyiyormuş...'

Haber Ara