Milli Eğitim Bakanlığı, ülkede yaşanan toplumsal olaylar karşısında yalnızca idari bir yapı değil; aynı zamanda milyonlarca öğrenci, öğretmen ve aileyi doğrudan etkileyen güçlü bir kamu otoritesidir. Bu nedenle yaşanan acı, kriz ve olağanüstü durumlarda sessiz kalmak yerine zamanında, açık, kapsayıcı ve vicdani bir tutum sergilemesi büyük önem taşımaktadır. Eğitim sistemi empatiyi, dayanışmayı ve ortak sorumluluk bilincini besleyen bir refleks ortaya koyamadığında, toplumda oluşan yaralar derinleşmekte ve kuşaklar arası güven duygusu zedelenmektedir.
Milli eğitimin bu tür süreçlere verdiği her tepki yalnızca bugünü değil; aynı zamanda geleceğin kuşaklarının adalet, sorumluluk ve toplumsal duyarlılık algısını da doğrudan şekillendirmektedir. Bu yönüyle eğitim, akademik bilgi aktarımının ötesinde, toplumsal vicdanın inşasında temel bir rol üstlenmektedir.
Türk Milli Eğitiminin genel amaçlarından biri de Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa'da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk milletinin millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını ve milletini seven, insan haklarına saygılı; Anayasa'nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı görev ve sorumluluklarının bilincinde olan yurttaşlar yetiştirmektir. Bu değerleri davranış hâline dönüştürebilen bireylerin yetiştirilmesi, ancak eğitim kurumlarının toplumsal olaylar karşısında sergileyeceği tutarlı ve duyarlı duruşla mümkündür.
Bu minvalde ülkemizde son günlerde yaşanan gelişmeler ve depremler, Milli Eğitimin toplumsal olaylarda ön planda olması gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır. 6 Şubat 2023'te meydana gelen ve on binlerce vatandaşımızın hayatını kaybettiği depremlerin ardından okullarda yürütülen anma programları, psikososyal destek faaliyetleri, dayanışma kampanyaları ve farkındalık çalışmaları; eğitimin yalnızca akademik bir alan olmadığını, aynı zamanda toplumsal yaraları saran ve umut inşa eden bir güç olduğunu ortaya koymuştur.
Bununla birlikte bağımsızlık simgemiz olan Türk bayrağına yönelik saldırılar sonrasında eğitim kurumlarında başlatılan değerler eğitimi çalışmaları, bayrak törenleri, söyleşiler ve ortak etkinlikler; öğrencilere milli birlik, aidiyet, sorumluluk ve ortak gelecek bilincinin kazandırılması açısından son derece önemli bir işlev üstlenmiştir. Tüm bu süreçler, Milli Eğitimin kriz ve toplumsal hassasiyet dönemlerinde edilgen kalan değil; toplumu bir arada tutan, ortak değerleri pekiştiren ve geleceği bilinçli nesillerle inşa eden temel bir aktör olarak konumlanması gerektiğini açıkça göstermektedir.
Hanife Arslantürk/ TİMETÜRK