Türkiye otomotiv pazarı hibrit teknolojilere yabancı değil. Toyota başta olmak üzere birçok marka yıllardır hibrit araçlar satıyor; hatta bu alanda ciddi bir kullanıcı kültürü de oluşmuş durumda. Aynı şekilde Voyah da Türkiye'ye ilk kez gelmiyor.
Marka, daha önce Türkiye pazarına giriş yapmış, elektrikli modellerini satışa sunmuştu. Ancak Çin menşeli araçlara yönelik mevzuat ve tebliğ değişiklikleri, bu sürecin devamını zorlaştırdı ve satışlar durdu. O dönemde Voyah'ın Türkiye distribütörlüğünü Macarlar Otomotiv yürütüyordu.
Bugün ise tablo farklı.
Çünkü artık mesele yalnızca araç satışı değil. Bugün konuştuğumuz şey, otomotivde bir faz değişimi.
Voyah, bu kez Türkiye'ye sadece bir ithalat markası olarak değil; üretim perspektifiyle bakıyor. Kocaeli bölgesinde fabrika kurulmasına yönelik başlatılan çalışmalar, Çinli heyetlerle yapılan görüşmeler ve sahadaki hazırlıklar, bu dönüşün geçici değil, stratejik ve kalıcı olduğunu gösteriyor.
Voyah'ı bu noktada önemli kılan şey, sadece bir Çinli marka olması değil; hangi jenerasyon Çinli marka olduğu.
2000 MPa sıcak şekillendirilmiş A sütunları, alüminyum-silikon kaplı çarpışma önleyici kapı kirişleri, 1000 kN kompozit gövde yapıları ve C-NCAP beş yıldız güvenlik sertifikalarıyla, Çin'de “En İyi 10 Otomobil Gövdesi ve En İyi İşçilik” ödüllerini alan bir mühendislik yaklaşımından söz ediyoruz.
Bu teknik detaylar bir broşür dili gibi algılanabilir.
Oysa gerçekte şunu söylüyor:
Çin otomotiv endüstrisi artık maliyetle değil, mühendislikle ve güvenlikle rekabet ediyor.
Türkiye açısından asıl kırılma noktası da burada başlıyor.
Eğer Voyah, Kocaeli gibi otomotiv sanayisinin merkezinde bir üretim hamlesi yaparsa, bu Türkiye'yi sadece bir satış pazarı olmaktan çıkarır; elektrikli ve hibrit otomobiller için bölgesel bir teknoloji ve üretim üssüne dönüştürebilir.
Bu yalnızca montaj hattı demek değildir.
Batarya teknolojileri, güç elektroniği, yazılım tabanlı sürüş sistemleri, şarj altyapısı, enerji yönetimi ve yan sanayiyle birlikte çok katmanlı bir ekosistem anlamına gelir.
Ve belki de en kritik nokta şudur:
Voyah'ın bu dönüşü, diğer Çinli markalar için de Türkiye'nin kapısını aralayacaktır.
Daha önce mevzuat ve belirsizlik nedeniyle geri duran markalar, bir Çinli üreticinin Türkiye'de fabrika kurduğunu gördüğünde bakış açısını değiştirebilir. Türkiye, Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya'ya açılan bir üretim ve ihracat merkezi olarak yeniden konumlanabilir.
Hibrit otomobiller Türkiye'ye daha önce geldi, evet.
Elektrikli araçlar da geldi, satıldı, durdu, yeniden değerlendirildi.
Ama elektrikli ve hibrit otomobil ekosistemi, ilk kez bu ölçekte üretim, teknoloji ve gelecek vizyonu üzerinden tartışılıyor.
O yüzden Voyah'ın yeniden sahneye çıkışı, basit bir “geri dönüş” değil.
Bu, Türkiye'nin otomotivde içten yanmalı çağdan yazılım ve elektrifikasyon çağına geçişinde kritik bir eşik olabilir.
Artık otomobiller sadece motor ve sacdan ibaret değil.
Otomobiller; yazılım, veri, enerji ve sürdürülebilirlik demek. Voyah'ın Türkiye yolculuğu, bu yeni çağda Türkiye'nin nerede durmak istediğine dair güçlü bir sinyal veriyor.
Ben bu süreci bu yüzden önemsiyorum.
Çünkü bu hikâye yalnızca bir otomobil markasının hikâyesi değil;
Türkiye'nin otomotiv geleceğini hangi ligde oynamak istediğinin hikâyesi. Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle...
Adem Eyüpoğlu \ Timeturk