Biliyorum, Hürmüz Boğazı'nda savaş çanları çalarken, fosil yakıta olan göbek bağını kesmekte zorlanıyorsun. İşte bugün o bağı ya keseceksin ya da petrolün efendisine sonsuza kadar mahkum kalacaksın. Eğer cevabın arabanı her çalıştırdığında korkusuzca yola devam etmekse, bu yazıyı okuyabilirsin, eğer tam tersi ise seni petrol bataklığınla baş başa bırakıyorum.
Şimdi değişimden yana olanlara sesleniyorum;
Hürmüz Boğazı'ndan gelen o sevimsiz haberleri ekranda gördüğüm an, içimde tanıdık bir sızı hissettim. Manşetler bağırıyor: "Petrol sevkiyatı durma noktasında!", "Akaryakıta dev zam kapıda!". Televizyonun karşısında kahvemi yudumlarken, kapının önünde sessizce şarj olan yol arkadaşıma baktım. Litresi 60 lirayı devirmiş, 80 liraya göz kırpan o zehirli sıvıya olan göbek bağımı keseli tam sekiz yıl olmuş.
Bu hikâye bir gecede yazılmadı. Dile kolay; beş yıl hibrit, son üç yıldır da tam elektrikli bir hayatın içindeyim. Yani ben bu yola "çevrecilik" soslu bir hobi olarak değil, bir hayatta kalma ve özgürlük mücadelesi olarak çıktım. Bugün Orta Doğu'da patlayan her bomba, Hindistan-Pakistan sınırındaki her gerginlik ya da Venezuela üzerindeki o bitmek bilmeyen ambargo baskısı, aslında hepimizin cebindeki deliği biraz daha büyütüyor. Bizler, okyanusun ötesindeki bir valinin kaşını kaldırmasıyla benzincideki tabelanın değiştiği bir dünyada, kadere razı köleler gibiydik.
Sekiz yıl önce Toyota CH-R hibrit arabama ilk bindiğimde, çevremdekiler "Benzin ucuz ki, hibrite ne gerek var" diyerek bıyık altından gülüyordu. Beş yıl boyunca o içten yanmalı motorun gürültüsüyle elektrikli sessizliğin arasında köprü kurdum. Ama üç yıl önce tam elektrikliye geçtiğimde asıl aydınlanmayı yaşadım: Enerji güvenliği, devletlerin meselesi olduğu kadar aslında benim, senin, hepimizin cüzdan meselesiymiş.
Şimdi bakıyorum; benzin 60 lirayı geçmiş. Peki ne için? Sırf dünyanın bir ucundaki jeopolitik satranç tahtasında birileri piyon kaydırdığı için. Ben ise son üç yıldır "şuraya zam gelmiş, buraya müdahale olmuş" haberlerini izlerken paniklemiyorum. Tabiki elektrik fiyatlarına da zam geliyor ama enerji güvenliğim garanti altında. Çoğu arkadaşımın evinin çatısına taktırdığı o mütevazı güneş panelleri, "Bugün yakıtın benden" diyor. Bu sadece ekonomik bir kazanç değil; bu bir arz güvenliği meselesi.
Elbette toz pembe bir tablodan bahsetmiyorum. Elektrikli araca geçmek, sadece bir otomobil almak değil; bir zihin yapısını değiştirmektir. Rotanı planlamak, şarj hızını bilmek, evindeki prizin değerini anlamaktır. Ama bugün geldiğimiz noktada, Ukrayna-Rusya savaşıyla doğalgazın, Orta Doğu krizleriyle petrolün silah olarak kullanıldığı bu "yeni dünya düzensizliğinde", fosil yakıta bağımlı kalmak; pimi başkasının elinde olan bir el bombasını cebinde taşımaktır.
Bilimsel gerçeklik ortada: Fosil yakıtlar tükeniyor, daha da önemlisi "erişilebilirliği" artık pamuk ipliğine bağlı. Gelecek projeksiyonu yapmak için dahi olmaya gerek yok; yarın Hürmüz tamamen kapansa, dünya ekonomisi durur. Ama güneş parlamaya, rüzgar esmeye devam edecek. Kendi enerjisini üreten, kendi ulaşımını sağlayan kişiler; küresel krizlerin dalgalarında boğulmayacaklar.
Sekiz yıl önce "fantezi" dedikleri bu yaşam tarzı, bugün bir "zorunluluk" vitrini haline geldi. Ben artık o petrol istasyonlarındaki stresli kuyrukların değil, kendi sessiz devrimimin parçasıyım. Eğer hala "Elektrikli araç mı, benzinli mi?" diye tereddüt ediyorsanız, gidin ve o 60 liralık tabelaya bir kez daha bakın. Orada sadece bir fiyat görmeyeceksiniz; orada bitmeyen savaşların faturasını göreceksiniz. Ben faturayı ödemeyi bıraktım. Darısı, bu bağımlılıktan kurtulmak isteyen herkesin başına. Bir sonraki köşe yazımda görüşmek dileğiyle.
Adem Eyüpoğlu/TİMETÜRK