Dünyanın en şanslı milletvekilleri, en şanslı belediye başkanları hangi partide derseniz;
hiç tartışmasız CHP derim.
Vallahi abartmıyorum.
Belediyelerin kaynaklarını sevgililere harcasalar,
evler–arabalar alsalar,
konser diye eşe dosta para dağıtsalar,
bavul bavul paraları otel lobilerinde peşkeş çekseler…
Denizleri bok gibi koksa,
caddeleri sokakları pislik götürse,
çeşmelerinden lağım aksa,
millet içmeye su bulamasa…
Yine de tek fire vermeden oy verecek bir seçmen kitleleri var.
Buna sadakat değil, biat denir.
Ama nedense bu kelime hep başkasına yakıştırılır.
Çünkü CHP'liler için muhalif olmanın dayanılmaz bir hafifliği var.
Devlet yönetme derdi yok.
Ekonomi batmış mı umurlarında değil.
Bütçe açık vermiş, kasa boşalmış, sistem tıkanmış… hiçbiri onların problemi değil.
Kanun yapma yükü yok, imza sorumluluğu yok,
“yarın bu ülke nasıl ayakta kalacak” diye dertlenecek halleri hiç yok.
Muhalefet onlar için bir yaşam tarzı.
Rahat. Risksiz. Hesapsız.
Yanlışın bedelini başkası öder, lafı onlar eder.
⸻
İzmir Buca'dan Tayland'a Uzanan Vicdana Bak;
İzmir Buca Belediyesi'nde işçiler “açız” diye bağırıyor, grevde…
Belediye başkanı nerede?
Tayland'da tatilde.
Yanında kim var?
İktidara sövmeyi meslek edinmiş, “sanatçı” etiketi yapıştırılmış sevgilisi.
Hani şu;
sözde muhalif,
sözde solcu,
sözde kapitalizm karşıtı…
Ama Anadolu'nun vicdanına, emeğine, alın terine düşman olan tiplerden.
Cumhuriyetin üretmediği, devşirdiği kadrolar işte.
…
Gelelim Ağzımızı Ayırarak Kahkahaya…
Hakan Ural, Cumhurbaşkanı'nın iftar davetine katıldı diye,
hanımefendi X'te;
“Yalaka koyun, kasabın keskin bıçağını övermiş.” yazmış!
Altına vatandaştan cevap:
“Aradığınız koyuna şu an ulaşılamıyor. Muhtemelen denizin içinde kasabın bıçağını yalıyordur.”
Bunun üzerine ne yazarsın ki…
Seviyorum memleketimin Adam(!)ını…
Hakan Ural'ın yaptığı sadece ülkenin Cumhurbaşkanının davetine icabet etmek.
Hanımefendinin zılgıtı bundan!
Peki hanımefendi ne yapıyor?
Bir başka iktidarın belediye başkanına yanlayıp
belediyeyi söğüşlemekle meşgul.
⸻
Lahana Turşusu – Perhiz
İşte bunların özeti şu:
Lahana turşusu yiyip perhiz anlatmak.
Ahlak dersi verirler,
ama sıra kendilerine gelince “özel hayat”, “özgürlük”, “sanat”!
İktidara yakın olan “koyun”,
kendileri yanlayınca “muhalif duruş”.
Şimdi soruyorum:
Bu tabloda kim koyun?
Kim kasabın bıçağını yalıyor?
Cevabı millet görüyor.
Ama bunlar hâlâ seyirciyi aptal sanıyor.
Ahmet Keser \ Timeturk